Esastan ret
Taraflar arasındaki şirkete kayyım atanması ve şirketin feshi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket ortakları Roeland Raymond van HEUGTEN ve yetkilisi olduğu AL Sales B.V. tarafından şirketle ilgili sorumlulukların yerine getirilmediği, toplantılara katılım sağlanamadığı, genel kurul toplantılarına yapılan yazışmalara ve davetler rağmen Roeland Raymond van HEUGTEN’nin katılmaması neticesinde oy çokluğunun sağlanamaması nedeniyle karar alınamadığını, genel kurulda karar alınmaması nedeniyle şirketin organ yokluğu sorununun oluştuğunu, şirketin aktifindeki 118.000,00 euro değerindeki tırın, Roeland Raymond van HEUGTEN aracılığıyla satılmak üzere yurt dışına çıkış işleminin ihracat yapılmak suretiyle diğer ortak AL Sales B.V. şirketine satılmasına rağmen akıbetinin bilinmediğini, herhangi bir ödemenin de yapılmadığını ileri sürerek davalı şirkete 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 530 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereği geçici olarak kayyım atanmasını, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesine göre davalı şirketin haklı nedenle feshine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davalı anonim şirkette %1 paya sahip ortak olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinin "Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir." hükmünü haiz olduğu, davacı vekilinin 05.12.2019 tarihli celsedeki beyanında çıkma taleplerinin bulunmadığını beyan ettiği, davacının 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinde düzenlenen azınlık payına sahip olmadığı dikkate alındığında şirketin feshi talep hakkının bulunmadığının anlaşıldığı, bilirkişi raporuyla tespit olduğu üzere çıkma koşulları da oluşmuş ise de davacının çıkma talebi bulunmadığını açıkça beyan etmesi karşısında talep dışına çıkılması da mümkün olmadığından çıkmaya yönelik karar kurulamadığı gerekçesiyle şirketin feshi talebinin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece şirketin organ eksikliğinin bilirkişi raporu ile tasdik edilmesine rağmen 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu maddesi uyarınca fesih taleplerinin olumlu veya olumsuz yönde değerlendirilmediğini, talebin değerlendirilmemesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu madde hükmü gereği genel kurulun uzun süredir toplanamıyor veya kanunen gerekli organ yönetim kurulu karar alamıyor ise şirketin feshine karar verilebileceğini, içtihat, öğreti ve kanun gerekçesinde belirtildiği üzere kanunen gerekli organlar genel kurul ve yönetim kurulu olduğunu, kanun hükmünün uygulanabilme şartlarından biri de uzun süre mevcudiyetin olmaması olduğunu, öğretide yönetim kurulu için uzun süredir toplanamama değil uzun süredir seçilememe durumunun dikkate alınması gerektiğinin kabul edildiğini, davalı şirketin yönetim kurulu ve genel kurulunun ise toplanamadığını, toplansa bile salt çoğunluk sağlanamadığından karar alınamadığını, bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere davalı şirketin yönetim kurulu üyelerinin 2017 yılından beri seçilemediğini ve 5 yıldan fazla bir süredir genel kurul toplanamadığını, öğreti, içtihat, madde gerekçesi incelendiğinde yönetim kurulunun hiç veya gereği gibi toplanamaması, yönetim kurulu üyelerinin seçilememesi, genel kurulun toplanamamasının madde kapsamına girdiğini, huzurdaki davada hem genel kurulun yıllardır toplanamadığı hem de yönetim kurulu üyelerinin seçimi yapılamadığını, Mahkemenin 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu maddesi uyarınca kanuna uygun hale getirmek için uygun süre verip daha sonrasında şirketin feshine karar vermesi gerekirken eksik inceleme yaparak hüküm kurduğunu, davalı anonim şirketin 2018 yılı sonu itibariyle tüm sermayesini kaybettiğini, borca batık hale geldiğini, şirket organlarında karar alma ve şirketi yönetme imkanı kalmadığını, dolayısıyla esas sözleşmede yazılı amaçlara yönelik faaliyetler göstermesinin güçleştiğini, bu bağlamda şirketin faal olarak görünmesinde ne ortakların ne de ülkenin çıkarı bulunmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 530 uncu maddesi uyarınca şirketin feshine mahkemece karar verilmesi gerektiği halde, hataya düşülerek talebi sadece 531 inci maddede düzenlenen haklı sebeple şirketin feshine indirgeyerek kanunen aranan yasal çoğunluğa ulaşılamadığı ve ayrıca çıkma hakkının da talep edilmediğinden bahisle hataya düşülerek davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 530' uncu maddesine dayalı işbu davayı açabilmek ve bu sebeple şirketin feshine karar verebilmek için ayrıca bir pay veya paydaş çoğunluğuna (örneğin azınlık hakkına ya da belirli oranda çoğunluğa) ihtiyaç olmadığını, sadece pay sahibi olmak, başka bir ifadeyle bu sıfata sahip olmanın yeterli olduğunu, pay sahiplerinden herhangi birinin şirkette 0,0009 payı dahi olsa organ yokluğu sebebiyle şirketin feshi davası açabileceği gibi, mahkemece de bu pay sahipliği oranına bakılarak davanın reddine karar verilemeyeceğini, bu gerekçe ile açılan davada mahkemenin tek tespit edeceği hususun, gerçek ve fiili anlamda organın yokluğu halinin mevcut olup olmadığının tespiti ile sınırlı olduğunu, müvekkilinin % 48 pay sahibi ... İnşaat Şirketinin yetkilisi konumunda olduğunu, Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ilanları incelenecek olursa; ...'nın davalı anonim ortaklıkta pay sahibi şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu ve pay sahibi şirketin ortaklarından olduğu görüleceğini, taraflarında '... İnşaat' şirketinin vekaleti bulunduğunu, bu vekaletnamenin şirket yetkilisi ... tarafından verildiğini, ..., ... ... ve ... şirketi; davalı anonim ortaklığın grup olarak yüzde 50 ortaklarından olduğunu, hal böyle iken, müvekkilinin yüzde 1 pay sahibi olduğundan bahisle davanın reddedilmesinde hukuka uyarlılık bulunmadığını, uzun süredir işlevini yerine getiremeyen davalı anonim ortaklığın feshi gerektiğini, eksik inceleme söz konusu olduğunu, dava şartlarına aykırılık ve delillerin değerlendirilmeden karar verildiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesinde düzenlenen anonim şirketin feshini ve ortaklıktan çıkma talebinin, azlığa (1/10) tanınan istisnai bir hak olup davacının davalı şirkette % 1 oranında paya sahip olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi çerçevesinde anonim şirketin feshi davası açmak için gerekli paya sahip olmadığı anlaşılmakla; dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, şirkete geçici kayyım atanması ve şirket feshi talebine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 531 inci maddesi.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.