Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili; müvekkilinin anestezi uzmanı doktor olduğunu, Van ve Hakkari illerinde gönüllü olarak tabip asteğmen olarak hizmet verdiğini, davalının sosyal medya hesabından müvekkili hakkında, asker ve polise yanlış tedavi uyguladığı, askeri personelin fotoğraflarını çekerek terör örgütüne sızdırdığı, SES üyesi olduğu yönünde iddialarda bulunduğunu, davalının 1 milyonun üzerinde takipçisinin bulunduğunu, söz konusu paylaşım nedeniyle müvekkilinin yüzlerce nefret dolu ve tehdit edici mesajlar aldığını, bu olaylardan ötürü müvekkili hakkında örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek ve terör örgütü propagandası yapmak suçlarından Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldığını, müvekkilinin çalışma arkadaşlarının önünde gözaltına alındığını, bu sürecin yaklaşık 30 ay sürdüğünü, sonrasında ise müvekkili hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, müvekkilinin bu duruma katlanamayarak Gaziantep ilinde çalışmaya başladığını, yaşanılanlardan dolayı müvekkilinin manevi zarar gördüğünü belirterek 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde; emekli asker olduğunu, terörle mücadele kapsamında on yıl süreyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde görev yaptığını, görev esnasında göstermiş olduğu liyakat ve üstün cesaretten dolayı madalya ve berat aldığını, davacıyı tanımadığını, aralarında herhangi bir husumet olmadığını, savcılık tarafından yürütülen soruşturma ile kendisinin bağlantısının bulunmadığını, üç yıl kadar önce facebook paylaşımı yaptığını, bunun üzerine davacının kendisini aradığını, yazdığı yazının doğru olmadığını söylediğini, bunun üzerine yaptığı paylaşımı sildiğini ve özür dilediğini, güvenlik güçlerinin dikkatini çeker ve herhangi bir olumsuzluk varsa önlenebilir düşüncesiyle paylaşım yaptığını, ancak aynı gün davacının bunun doğru olmadığını söylemesi üzerine paylaşımını sildiğini, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş miktarda olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının davacı aleyhine Facebook isimli sosyal medya aracılığıyla " İhbardır. ..., ...Devlet Hastanesi nde anestezi uzmanı olarak çalışmaktadır. Hastaneye ayağından yaralı gelen askere yüksek dozda narkoz verilirken yakalanmıştır. Hakkında gerekli yasal işlemler başlatılarak tutuklandı. Tutuklama kararı bilinmeyen bir nedenden kaldırılıp bir süre görevden uzaklaştırma alıp daha sonra göreve geri döndü. Aynı zamanda yaralı asker ve polislerimizin fotoğraflarını çektiği tespit edildi. Ayrıca göz altına alınan hainlerin adli muayene yaparken polis sizi dövdü mü vs gibi sorular sormaktadır ve halen görevdedir! SES ÜYESİDİR !" şeklinde paylaşımda bulunduğu, davacı aleyhine ...ilçe Devlet Hastanesinde doktor olarak görev yapmakta iken ...İlçesindeki PKK/KCK terör örgütü mensuplarına yönelik gerçekleştirilen planlı operasyonlar sırasında yaralanan ve ...Devlet Hastenesine intikal ettirilen asker ve polislerin fotoğraflarını çekerek terör örgütü doğrultusunda yayın yapan İMC Tv isimli televizyon kanalına gönderdiği, ayrıca şüphelinin yaralı güvenlik güçlerinin ölümüne sebebiyet verebilecek şekilde yanlış teşhis ve tedavi uyguladığı şeklinde ihbar alınması üzerine soruşturma başlatıldığı, soruşturma neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğinin sabit olduğu, benzer mahiyetteki tanık anlatımlarından, davalı tarafından yapılan paylaşım nedeniyle davacının sosyal hayatının etkilendiği, kişilik haklarının zarara uğradığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1. Davacı vekili/asıl istinaf dilekçesinde; davalının yaptığı paylaşım nedeniyle özel hayatında ve iş hayatında çok zor durumda kaldığını, manevi bir yıkım yaşadığını, hükmedilen tazminat miktarının manevi zararını gidermekten ve caydırıcılıktan uzak olduğunu, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.

2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacı ile arasında hiçbir husumet olmadığını, kendisini tanımadığını, paylaşımdan önce davacı hakkında başlatılmış bir adli soruşturma olduğunu, paylaşımı aynı gün sildiğini, hükmedilen tazminatın fahiş olduğunu, davacının şikayeti üzerine davalı hakkında iftira suçundan başlatılan ceza soruşturmasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile “…Dosya kapsamından, olay tarihinde davacının ...ilçesinde anestesi uzmanı hekim olarak görev yaptığı, davalının ise Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan terör olaylarına ilişkin araştırmalar yapan bu konuda çok sayıda kitabı bulunan ve sosyal paylaşım sitesinde çok sayıda takipçisi bulunan emekli bir albay olduğu, bölgede terör olaylarının ağır şekilde yaşandığı süreçte davacının görev yaptığı hastaneye yaralı olarak getirilen asker ve polislerin fotoğraflarını çekerek terör örgütü lehine yayın yapan televizyon kanalına gönderdiği, yaralı güvenlik güçlerinin ölümüne sebebiyet verebilecek şekilde yanlış teşhis ve tedavi uyguladığı şeklinde ihbarlar üzerine davacı hakkında Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma işlemi başlatıldığı, sözkonusu soruşturmanın başlamasından kısa bir süre sonra davalının Facebook hesabından bir paylaşımda bulunduğu, davacı hakkındaki iddialarla ilgili her ne kadar Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca bir soruşturma başlatılmışsa da iddiaların gerçekliğine ilişkin kamu davası açılması için yeterli emare ve delillere ulaşılamadığından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği gibi davalının paylaşımındaki davacının tutuklandığı, askere yüksek dozda narkoz verilirken yakalandığı gibi iddiaların tamamen gerçek dışı olduğu, paylaşımda davacının terör örgütü lehine çalışan, hastaneye getirilen asker ve polisleri öldürmeye çalışan bir hekim olduğuna yönelik somut isnatta bulunulduğu, iddiaların içeriğinin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu, davalının eylemi Türk Borçlar Kanunu 49. maddesi uyarınca hukuka aykırı haksız fiil niteliğinde olduğundan manevi tazminat koşulların oluştuğu, davalı tarafın bu hususa yönelik istinaf itirazlarının yerinde görülmediği İlk derece mahkemesince hükmedilen manevi tazminatın miktarına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde ise; somut olayda, davaya konu paylaşımın kısa sürede davalı tarafça kaldırılmış olması, davalının ekonomik ve sosyal durumu, manevi tazminatın bir tarafı zenginleştirecek, diğer tarafı fakirleştirecek nitelikte bulunmaması, manevi tazminat adı altında hükmedilecek paranın, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek nitelikte olması fakat bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmediği hususları nazara alındığında ilk derece mahkemesince davacı lehine takdir edilen manevi tazminatın fazla olduğu, olayın özelliği ve ilkeler nazara alındığında davacı yararına 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmesinin uygun olacağı…” gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca düzelterek yeniden esas hakkında karar verilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

1. Davacı vekili/asıl temyiz dilekçesinde; hükmedilen manevi tazminat miktarının yetersiz olduğunu, davanın tamamen kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, davacının davaya konu paylaşımı nedeniyle yıllardır rahatsızlık duyduğunu, bu olayın etkilerinin halen devam ettiğini, davalı kendisini ilk derece mahkemesi aşamasında vekil ile temsil etmemiş olmasına rağmen bölge adliye mahkemesinde davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu paylaşımdan önce davacı hakkında başlatılmış bir adli soruşturma olduğunu, davalının söz konusu soruşturma kapsamındaki olaylar hakkında halkı bilgilendirmek amacıyla davaya konu paylaşımı yaptığını, davacının kendisini arayarak söz konusu olayın doğru olmadığın belirtmesi üzerine paylaşımı aynı gün sildiğini, ilk derece mahkemesinde hakimin reddini talep ettiklerini, bu hususun bölge adliye mahkemesince dikkate alınmadığını, davacının şikayeti üzerine davalı hakkında iftira suçundan başlatılan ceza soruşturmasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, hükmedilen tazminatın fahiş olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

sosyal medya hesabından kişilik haklarına saldırı yapıldığı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.

6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, Anayasa'nın 12 ve 26 ıncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 üncü maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri.

1.İfade özgürlüğü; haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilme, düşünce, tavır ve kanaatlerinden dolayı kınanmama ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilme, anlatabilme, savunabilme, başkalarına aktarabilme ve yayabilme imkânlarına sahip olma anlamlarına gelir. Düşüncelerin her türlü araçla açıklanması, açıklanan düşünceye paydaş sağlanması, düşünceyi gerçekleştirme ve bu konuda başkalarını ikna çabaları ve bu çabaların hoşgörüyle karşılanması çoğulcu demokratik düzenin gereklerindendir. Dolayısıyla toplumsal ve siyasal çoğulculuğu sağlamak, her türlü düşüncenin barışçıl bir şekilde ve serbestçe ifadesine bağlıdır. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir.

İfade özgürlüğü; aynı zamanda demokratik toplumun temelini oluşturan, toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel unsurlardan olup bu özgürlük, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.

Ancak belirtmek gerekir ki ifade özgürlüğü sınırsız değildir. İfade özgürlüğünün, kişilerin itibarına zarar verecek boyuta ulaşmaması gerekir. Bu gereklilik, temel hak ve hürriyetlerin; kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğini belirten Anayasa'nın 12 nci maddesinin ikinci fıkrasından doğan bir zorunluluktur. Bu itibarla, Anayasa'nın 26 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri de başkalarının şeref ve itibarının korunmasıdır.

Davalının dava konusu paylaşımında davacı hakkında sarf ettiği söz ve ifadelerin, ifade özgürlüğünün sınırlarını aşıp aşmadığını tespit ederken mahkemece ortaya konulan gerekçenin, bu özgürlüğü sınırlamak için yeterli ve ilgili olmasının yanında, ifade özgürlüğüne getirilecek sınırlamanın, demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik, ölçülü, orantılı ve istisnai nitelikte olması gerekir. Buna göre, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamakla birlikte orantılı değil ise demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir müdahale olarak değerlendirilemez.

Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; davacı ...'ın "...İlçe Devlet Hastanesinde doktor olarak görev yapmakta iken ...İlçesindeki PKK/KCK terör örgütü mensuplarına yönelik gerçekleştirilen planlı operasyonlar sırasında yaralanan ve ...Devlet Hastanesine intikal ettirilen asker ve polislerin fotoğraflarını çekerek terör örgütü doğrultusunda yayın yapan İMC TV isimli televizyon kanalına gönderdiği, ayrıca şüphelinin yaralı güvenlik güçlerinin ölümüne sebebiyet verebilecek şekilde yanlış teşhis ve tedavi uyguladığı” şeklinde ihbar alınması üzerine, davacı doktor hakkında "Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme ve Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçundan Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/2923 soruşturma nolu dosyası kapsamında soruşturma açıldığı, konuyla ilgili olarak ...Devlet Hastanesinde görevli UMKE (Sağlık Bakanlığına bağlı Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi) görevlisi dört personelin bilgi sahibi sıfatıyla ifadelerinin alındığı, anılan UMKE görevlilerinin ifadelerinde davacının ...Devlet Hastanesine intikal eden yaralı asker ve polislerin fotoğraflarını çektiği, kendilerinin davacıya bunu yapmamasını söylemelerine rağmen fotoğraf çekmeye devam ettiği, davacının yaralı güvenlik güçlerini acil ünitesinden çıkararak kendi görevli olduğu sivil vatandaşların arasına sevk etmeye çalıştığı, kendilerinin itirazı neticesinde davacının yaralı güvenlik güçlerine ölümlerine sebebiyet verecek olan ilaç uygulamasından vazgeçtiği, davacının kendilerinin acil servise girişlerini engellemeye çalıştığını beyan ettiği, bahsi geçen soruşturma kapsamında davacının cep telefonu ile elektronik cihazlarına el konulduğu, cihazlar içindeki verilerin incelendiği, cihazlarda yaralı askeri personelin fotoğraflarına rastlandığı, yapılan incelemede suç ve suç unsuruna rastlanmadığının tespit edildiği, davacı şüphelinin telefonunda yapılan incelemelerde yaralanan güvenlik görevlilerinin özellikle simalarını açıklayacak şekilde resimlerinin değil sadece yaralarının resminin bulunduğu, söz konusu resimlerin şüpheli davacının da belirttiği gibi google arama motorundan kolaylıkla tespit edilebileceği, hekimler arasında tedavi ve yardım amaçlı resim paylaşılabileceği, operasyonlar sırasında ...ilçesinde 172. Zırhlı Tugayda askeri doktor olarak bulunan ... isimli şahsın ifadesinin davacı şüphelinin ifadesini doğruladığı, yapılan soruşturma kapsamında ...İlçe Emniyet Müdürlüğü Tem Büro Amirliği görevlilerince hazırlanan 21.12.2015 tarihli internet inceleme ve tespit tutanağı incelendiğinde İMC TV’nin internet üzerinden yayın yapan adresinde yayınlanan ...ilçesi ile ilgili haberler incelendiğinde herhangi bir yaralı asker ve polisin fotoğrafına rastlanılmadığının tespit edildiği, tüm soruşturma evrakının bir bütün olarak ele alınması neticesinde davacı şüphelinin üzerine atılı iddialara yönelik somut bir delil bulunmadığı anlaşılmakla, davacı şüpheli ... hakkında Kamu Adına Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair 15.05.2018 tarihinde karar verildiği, söz konusu soruşturmanın başlamasından kısa bir süre sonra ise davalının şahsi facebook hesabından davacı hakkında davaya konu paylaşımda bulunduğu anlaşılmaktadır.

Davalının davaya konu paylaşımındaki iddialar ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davalının yukarıda bahsi geçen olaylar kapsamında açıklamalarda bulunduğu, söz konusu paylaşımdan hemen önce davacı hakkında "Örgüte Bilerek İsteyerek Yardım Etme ve Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçundan Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/2923 soruşturma nolu dosyası kapsamında soruşturma açıldığı, bu haliyle davalının paylaştığı ifadelerin görünür gerçeğe uygun olduğu, davacının davalıyı arayarak davaya konu iddiaların gerçeği yansıtmadığını ifade etmesi üzerine, davalının yaptığı paylaşımı silerek yayından kaldırdığı, görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan ifadelerden dolayı davalının sorumlu tutulamayacağı, davaya konu ifadelerin paylaşıldığı tarihte görünür gerçeklik kapsamında kaldığı ve davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacak nitelikte olduğu, davalının söz konusu paylaşımında geçen ifadelerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 58 inci maddesi kapsamında, haksız fiil niteliğinde söz ve ifadeler olarak kabul edilemeyeceği, Yargıtay, AYM ve AİHM’nin istikrar bulmuş içtihatlarına göre de ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığının kabulü gerektiği, bu nedenle davalının eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmadığı sonucuna varılarak, davalının tazminat ile sorumlu tutulması yerinde görülmemiş, davanın tümden reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.

2. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.

1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz harçlarının istek hâlinde davacı ve davalıya iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.