Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının yanında özel şoför olarak çalıştığı sırada, davalının Bodrum'dan müvekkilini telefonla arayarak İstanbul'daki evine gidip elektrik, su ve kasayı kontrol etmesini talep etmesi üzerine, müvekkilinin davalıdan aldığı anahtar ile davalının evine giderek gerekli kontrolleri yapıp herhangi bir sorun olmadığını davalıya bildirdiğini, ancak daha sonra davalının, müvekkili aleyhine hırsızlık yaptığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunduğunu, açılan kamu davası kapsamında İstanbul Anadolu 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/34 Esas, 2014-342 Karar sayılı dosyasında müvekkilinin suçsuz olduğunun anlaşılması nedeniyle beraatine karar verdiğini, davalının söz konusu olaydan önce müvekkilinin ehliyet bilgilerini kullanarak kendi adına sahte ehliyet düzenlemesi üzerine müvekkilinin davalı hakkında şikayetçi olduğunu, davalının bu sebeple...3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/452 Esas sayılı dosyası ile yargılandığını, bu nedenle intikam kastı ile müvekkilini hırsızlıkla suçladığını, ayrıca davalının eşinin kendisine karşı açtığı boşanma ve tazminat davasında müvekkilini tanık olarak göstermesi nedeniyle davalı ile müvekkili arasında husumet oluştuğunu, yaşanan olaylar neticesinde müvekkilinin işinden ayrılmak zorunda kaldığını, davalının haksız ve mesnetsiz suç isnadı nedeniyle uzun süre işsiz kaldığını, bu nedenle müvekkilinin maddi zarara uğradığını, müvekkilinin ailesi, iş arkadaşları ve sosyal çevresi önünde küçük düştüğünü, manevi olarak yıprandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL maddi tazminat ile 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı davaya cevap vermemiş, davalı vekili 21.03.2019 tarihli duruşmadaki sözlü savunmasında; müvekkilinin anayasal şikayet hakkını kullandığını, bu nedenle müvekkilinden tazminat ödemesinin istenemeyeceğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının şikayeti üzerine davacı aleyhine kilitli eşya hakkında hırsızlık ve konut dokunulmazlığını bozmak eylemlerinden dolayı yargılama yapıldığı, yargılama sonunda yeterli delil bulunmadığından bahisle beraatine karar verildiği, kararın onaylanarak kesinleştiği, ...'ın kimlik bilgilerinin yer aldığı sürücü belgesine kendi fotoğrafını yapıştırmak sureti ile kullanarak, gerçeğe aykırı olarak resmi belgede sahtecilik ve hakkında idari yaptırım uygulanmasına sebep olmak sureti ile iftira suçundan, davalı hakkında yapılan yargılamada, yeterli delil bulunmadığından bahisle beraat kararı verildiği, kararın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 21.12.2017 tarih ve 2017/2891-2937 esas ve karar sayılı kararı ile esastan ret kararı verilmek sureti ile kesinleştiği, İstanbul 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/372 esas sayılı dosyasında; davacının tanık olarak gösterildiği, hazır edilmediğinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verildiği, İstanbul 8. Aile Mahkemesinin 2012/583 esas sayılı davada ise 24.10.2014 tarihinde tanık olarak dinlendiği, davacının ilk talebinin asılsız şekilde hırsızlık suçundan dolayı şikayet edilmesi sebebi ile işsiz kaldığından bahisle, çalışamadığı günler için maddi tazminat talebi olduğu, davacının 18.05.2013 tarihli tutanakda kendisine yasal hakları okunarak sorulması üzerine; bahse konu altınları borcu olduğundan dolayı kendisinin çaldığını, ancak miktarını hatırlamadığını, çalmış oluduğu malzemeleri Kadıköy'de bulunan gösterebileceği kuyumculara farklı zamanlarda 30.000,00 TL karşılığı sattığını beyan ettiği, zapta geçirilerek imzasının alındığı ve Cumhuriyet Savcılığı tarafından toplanan deliller ciddi görülerek hakkında kamu davası açıldığı, ancak yeterli delil bulunamadığından beraatine karar verildiği, yapılan şikayet üzerine iddianın ciddi bulunarak Cumhuriyet Savcısı tarafından dava açılmasının Anayasal Hakkın kullanıldığının kabulü için yeterli olduğu, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca davalının şikayeti üzerine iddia ciddi bulunarak dava açıldığı, davalının Anayasal şikayet hakkını kullandığı, Anayasa ve yasalardan doğan şikayet hakkının kullanılması sebebi ile dava açılması halinde şikayette bulunandan tazminat talep edilemeyeceğinden, davacı tarafça iş başvurusu yapıldığı ve başvurunun reddedildiği de kanıtlanmadığından, bu yöne ilişkin davanın reddine karar vermek gerektiği, davacı tarafın maddi tazminata ilişkin ikinci talebinin kimliğine davalının kendi fotoğrafını yapıştırarak kullandığı sırada trafik cezası yazılmasına sebebiyet verilmesinden dolayı olduğu, 22.04.2013 tarihli davacı adına düzenlenmiş 535317 seri numaralı...Trafik Şube Müdürlüğünce düzenlenmiş para cezası tutanağı mevcut ise de davacının bu para cezasını ödediğini iddia ve ispat etmediğinden, para cezasını ödemeden davalıdan talepte bulunamayacağı, davalının Anayasal şikayet hakkını kullandığı tespit edilmiş olup Anayasa ve yasalardan doğan şikayet hakkının kullanılması sebebi ile dava açılması halinde şikayette bulunandan manevi tazminat talep edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemenin gerekçesinde bahsi geçen polis tutanağının müvekkiline baskıyla imzalatıldığını, ceza yargılamasında bu tutanağa itibar edilmediğini, davalının müvekkiline beslediği husumet nedeniyle zararlandırmak için şikayet ettiğini, davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirtmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda; davacıda davalıya ait evin anahtarının bulunması, davacının hırsızlık yapıldığı söylenen odadaki kamera görüntülerinde davacının odaya girdiği, önce camdan dışarı baktığı sonra kasanın bulunduğu gardırobun kapağını açıp diz çöktüğü, sonra ayağa kalkarak dolabın kapağını kapattığı, sonra odadan çıktığı ve kapıyı kapattığının göründüğü, kapıda zorlamanın olmamasının hırsızlığın anahtarı olan biri tarafından yapılmış olma ihtimalini akla getireceği, görüntüleri seyreden davalı için görüntülerin zayıf ve dolaylı da olsa şikayetini haklı gösterecek emare kabul edilebileceği, bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği, ceza yargılamasında davacı hakkında CMK 223/2-b maddesi uyarınca Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması sebebiyle değil, 223/2-e maddesi uyarınca Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği, öte yandan davacının iddia ettiği gibi husumet nedeniyle iftira amaçlı hırsızlık şikayeti yapıldığı hususunda davalı hakkında davacıya yönelik hırsızlık iddiasına ilişkin iftira suçundan şikayet ve mahkumiyet bulunmadığı, dosya kapsamına göre şikayetin anayasal hak kapsamında olduğu, maddi tazminata yönünden yapılan incelemede; usulüne uygun ispat edilemeyen davanın reddine yönelik ilk derece mahkemesi kararında kanuna aykırı bir yön bulunmadığı..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemenin gerekçesinde bahsi geçen polis tutanağının müvekkiline baskıyla imzalatıldığını, ceza yargılamasında bu tutanağa itibar edilmediğini, müvekkilinin davaya konu olay nedeniyle yargılandığı ceza davasında beraatine karar verildiğini, davalının müvekkiline beslediği husumet nedeniyle zararlandırmak için şikayet ettiğini, olay tarihinde davalının evine temizlikçiler ve yardımcıların girip çıktığını, davaya konu anahtarın söz konusu kişilerin geldiklerinde kolaylıkla bulabilecekleri bir yerde olduğunu, davalının müvekkiline tuzak kurduğunu, tanık beyanlarının da müvekkilinin suçunun olmadığını doğruladığını, davalının müvekkilinin ehliyet bilgilerini kullanarak kendi adına sahte ehliyet belgesi düzenleyerek müvekkili adına trafik cezası yazılmasına sebebiyet verdiğini, müvekkilinin şikayeti üzerine davalı aleyhine resmi belgede sahtecilik ve iftira suçlarından kamu davası açıldığını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda müvekkilin işsiz ve sigortasız kalması nedeniyle 25.05.2013-02.02.2016 tarihleri arasındaki süre için uğramış olduğu kazanç kaybı, davalı yüzünden yapmak zorunda kaldığı yargılama masrafları, avukatlık ücretleri ve yol masraflarının hesaplandığını, maddi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, davalının eylemi nedeniyle müvekkilinin manevi zarara uğradığını, müvekkili lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini, davalının şikayet hakkını kötü niyetle kullandığını, davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini belirtmiştir.

haksız şikayet iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Anayasa’nın 12,17 ve 36 ıncı maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri.

Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.