Esastan Ret

Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat istemli davadan dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili özetle: Müvekkilinin davalının iş yerinde inşaat ustası olarak çalıştığını, 13.01.2012 tarihinde davalının müteahhidi olduğu inşaatın kalıp işleri ile uğraştığı sırada 3 metre yükseklikten düşerek sol ayak bileğinin kırılması sonucunda yaralandığını, iş kazasının meydana gelmesinde kusurun tamamen davalıya ait olup davalı işverenin iş güvenliğine ilişkin yükümlülüklerine aykırı davrandığını, kazadan sonra müvekkili ile ilgilenmediğini ve tedavi giderlerini karşılamadığını, hatta müvekkilin iş akdini haksız olarak sonlandırarak sosyal güvencesiz kalmasına neden olduğunu, müvekkilinin yapılan yarı ödemeler hariç net 3.000,00 TL ücret aldığı halde resmi kayıtlarda kazancının asgari ücret olarak gösterildiğini, müvekkilinin evli ve 3 çocuklu olup maluliyeti nedeniyle gündelik işlerini yapmakta iken bile zorlandığını, yaşamı boyunca yapacağı her işte beden gücü kaybı oranında fazla güç sarf ederek çalışacağını, iş kazası nedeniyle elem ve ıstıraba maruz kaldığını iddia ederek maddi tazminat ile efor kaybı tazminatı ve yargılamanın son aşamasında miktarı bildirilecek manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin iş güvenliği için gerekli olan tüm ekipmanları iş yerinde bulundurduğunu ve kullanılması için tüm işçilerin uyarıldığını, davacının tüm uyarılara rağmen iskelede çalışırken emniyet kemerini kullanmadığını ve neticesinde kendi ağır ihmali ve kusuru sonucunda düşerek yaralandığını, olayda müvekkiline yüklenecek herhangi bir kusur ve sorumluluğun bulunmadığını, davacının kazadan sonra en yakın sağlık kuruluşu olan Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılarak tedavisinin sağlandığını, davacıya 6.000,00 TL'sine yakın maddi yardımda bulunulduğunu, davacının kalıp işçisi olup yevmiye ile çalıştığını, iş olduğu sürece cumartesi ve pazar günleri hariç mevsimine göre çalışıldığından aylık 3.000,00 TL kazanç iddiasının doğru olmadığını, davacının Ümraniye C. Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmada alınan ifadesinde kimseden şikâyetçi ve davacı olmadığını belirttiği ve tazminat haklarını saklı tutmadığı için huzurdaki davada hiçbir talepte bulunamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; “davanın kısmen kabulü ile

1-) 216.044,24 TL maddi tazminatın olay tarihi 13.01.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,

2-) 25.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi 13.01.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine," karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf sebeplerinde özetle; Dava dosyasında iş kazasındaki tarafların kusurunun belirlenmesi yönünden kusur bilirkişisinden raporu aldırıldığı ve davalı müvekkile kusur raporu ile % 80 oranında asli kusur atfedildiği, bilirkişinin raporunun hazırlama ve neticede belirlediği kusur oranı belirlemesinin hatalı olduğu, bilirkişi raporuna yaptıkları itiraz neticesinde hazırlanan 24.07.2020 tarihli kusur ek raporunda kök kusur raporuna yapmış olduğu itirazların ek rapor ile giderilmediği, bir çok eksiklik ve yanlış değerlendirmeyi barındıran kusur raporu ile hesap raporu alındığı ve zincirleme hatalı raporlar ile karar oluşturulduğu, iş kazasının tamamen işçinin kusur ve dikkatsizliğinden kaynaklandığı, tüm tedbir ve önlemler alınsa dahi kaçınılmazlık unsuru gereği kazanın yine de meydana gelebileceği bu nedenle müvekkiline kusur isnat edilmemesi gerektiği, davaya konu iş kazasının 13.01.2012 tarihinde yürürlükte olmayan mevzuata göre hazırlandığı, yürürlükte olmayan yasal düzenlemelerle davalı müvekkiline %80 oranında kusur atfını kabul etmenin mümkün olmadığı, işyerinde meydana gelen iş kazaları nedeniyle işverenin hukuki sorumluluğunun niteliği Yargıtay’ın kararlarında benimsediği görüşe göre kusura dayandığı, İsviçre ve Türk Hukuk Sistemi’nde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğu olduğu, kimsenin kaza tarihinde yürürlükte olmayan bir yasal düzenlemeden dolayı sorumlu tutulamayacağı, davalı müvekkili ve davacının kusur belirlenmesi yönteminin hatalı olduğu, Adli Tıp Kurumu tarafından davacı için belirlenen 13,1 maluliyet oranın yüksek olduğu, davacının iyileştiği, halen inşaatta çalıştığı, belirlenen maluliyetin iyileşmiş olduğundan yeniden belirlenmesi yönündeki itirazların dikkate alınmadığı, davacı işçi kazanın soruşturmasının yapıldığı Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2012/2275 Esas sayılı soruşturma dosyasında kazanın kendi ihmal ve kusur ile meydana geldiği, kimsenin kastı ve sorumluluğu olmadığını belirterek kimseden şikayetçi olmadığını bildirdiği, buna rağmen ceza davası açıldığı ve İstanbul And. 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/120 E. 2016/273 K. sayılı ceza dava dosyasından müvekkile ceza verildiği, dosyanın taraflarınca temyiz edildiği, temyiz sonucunun kusur durumunu etkileyeceği ortada olduğu halde Yargıtay temyiz dönüşünün ve sonucunun beklenmesi taleplerinin hukuka aykırı şekilde kabul edilmediği, hesaplama raporunda işçini ücretinin belirlenmesinin hatalı olduğu, iş kazası nedeniyle açılan maddi tazminat davalarında maddi zarar kazalının gerçek net ücreti üzerinden yapılacak hesaplama ile belirlenmesi gerektiği, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davacıya bağlanan peşin sermayeli değerin ilk gelirin bağlandığı onay tarihinden hesaplama yapılan rapor tarihine kadar güncellenmesi gerektiği, davacı dava dilekçesinde manevi tazminat talep etmediği halde manevi tazminata hükmedilmesi hatalı olduğu, tazminatlara hükmedilen faiz başlangıcının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili; istinaf dilekçesinde sunduğu gerekçelerle temyiz talebinde bulunmuştur.

Dava maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13,16 ve 20 nci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleri.

1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.

2.Dosya içeriğine göre davacı lehine İlk Derece Mahkemesince 25.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmişken, Bölge Adliye Mahkemesinin 31.03.2022 tarihli kararında da davalı vekilinin başvurusunun esastan reddine dair karar verildiği ve belirtilen tutarın Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırının altında kaldığı anlaşıldığından, davalının bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.

3. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

4.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı vekili tarafından davacı yönünden maddi tazminat talepleriyle ilgili temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin, sebep ve kapsamına göre yapılan incelemede kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı görülmüştür.

Açıklanan sebeplerle,

1.Davalı vekilinin, davacı lehine hükmedilen manevi tazminata ilişkin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,

2.Davalı vekilinin, davacı lehine hükmedilen maddi tazminata yönelik temyiz istemiyle ilgili, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

09.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.