Davanın kabulüne

Taraflar arasındaki tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili, davalı Hazine vekili, davalı ... İdaresi vekili ve davalı DSİ vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili; Siirt ili Merkez ilçesi ... köyü Mukaddem mevkiinde yer alan 5986.836 m²'lik bahçe niteliğindeki taşınmazın davacı tarafından 40-50 yılı aşkın bir süreden beri kullanıldığını ve o tarihten beri de bu taşınmazları ekip biçerek zilyet ve tasarrufunu sürdürdüğünü, dava konusu taşınmazın bulunduğu ... köyünde 1984 tarihinde arazi kadastro çalışmalarının başladığını ve kadastro çalışmaları sırasında davacının zilyet ve tasarrufu altında bulunan dava konusu taşınmazın orman kadastrosu geçeceği gerekçe gösterilerek işlem görmediğini ve böylelikle dava konusu taşınmazın tamamının tespit dışı (tescil dışı) kaldığını, taşınmazın tamamının davacının zilyet ve tasarrufu altında olduğunu, halihazırda bahçe vasıflı olarak kullanıldığını, davacı dışında herhangi bir kimsenin hak iddia etmediği gibi söz konusu taşınmazın orman veya mera ile bir ilgisinin de bulunmadığını, dava konusu taşınmazın üzerinde davacının zilyetliğinin nizasız ve fasılasız olarak devam ettiğini, taşınmazın Hazine veya köy tüzel kişiliği ile de bir ilgisinin olmadığını, tamamen özel mülkiyete konu taşınmazlardan olduğunu, dava konusu taşınmazın iktisap koşullarının davacı açısından gerçekleştiğini belirterek, Medeni Kanunun 713. maddesi gereğince taşınmazın tamamının davacı adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Hazine vekili; dava konusu taşınmazın zilyetlikle kazanımı koşullarının gerçekleşmediğini, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve Hazineye ait yerlerden olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 16.12.2014 tarih ve 2013/505 E., 2014/1255 K. sayılı kararla davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 30.10.2018 tarihli ve 2018/2637 E., 2018/6858 K. sayılı ilamıyla; ".... mahkemece öncelikli olarak dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenip düzenlenmediği araştırılmalı, mahkemenin görevli olduğu belirlendiği taktirde dava konusu taşınmaz ve etrafını gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin, kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ilk oluşturulduğu günden itibaren tüm gittileri ile, yine en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile dava tarihinden 15-20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bulunduğu yerlerden istenerek, önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, bir fen elemanı, bir jeoloji mühendisi ve bir ziraat mühendisi aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116,4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyedlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır. Dava konusu taşınmazın orman sayılmayan ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğunun belirlenmesi halinde, dava konusu taşınmaz ve etrafını gösterir ve ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği ile taşınmaza bitişik ya da yakın komşu parsellerin, kadastro tespit tutanak örnekleri ve bu parsellere uygulanan tapu ve vergi kayıtları ile yine en eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğrafları ile dava tarihinden 15-20 yıl önce iki ayrı tarihte çekilmiş stereoskopik hava fotoğrafları ve bu fotoğraflara dayanılarak üretilmiş orijinal renkli memleket haritaları bir orman, bir fen ve bir ziraat bilirkişi kurulu aracılığıyla incelenerek dava konusu taşınmaz ile çevresine uygulanıp bu belgelerde dava konusu yer belirlendikten sonra, hava fotoğrafları ve dayanağı haritalar stereoskop aletiyle ve üç boyutlu olarak incelettirilip taşınmazın niteliğinin bu belgelerde ne şekilde görüldüğü, taşınmazların niteliği üzerindeki ağaçların yaşı, cinsi, kapalılık oluşturup oluşturmadıkları ve tasarruf sınırlarının bulunup bulunmadığı imar-ihya ve zilyetliğin hangi tarihte başlanılıp tamamlandığı belirlenmeli, bu belgeler ile kadastro paftası, pafta düzenlenmemişse dava konusu taşınmazın 23.06.2005 gün ve 9070 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan BÖHHBÜY (Büyük Ölçekli Haritalar ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği) hükümlerine göre koordinatlı olarak düzenlenecek haritası hem 1/5000 ve hem de 1/25000 ölçeklerinde eşitlenerek kadastro paftası ile düzenlenen harita, komşu ve yakın komşu taşınmazları da içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle çekişmeli taşınmazın konumu, hava fotoğrafları ile orijinal renkli memleket haritaları üzerinde gösterir biçimde bilirkişi kurulundan ayrıntılı ve bilimsel verileri içerir, topografik ve memleket haritalarından yararlanılarak taşınmazın gerçek eğim durumunu gösterir rapor alınmalı; yine imar ve ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tespiti yönünden mahalli bilirkişi, tanık beyanlarına başvurulmalı; parselin öncesinin ne olduğu, imar ve ihyanın hangi tarihte tamamlanıp bittiği, zilyetliğin hangi tarihte başlayıp kimler tarafından ne biçimde sürdürüldüğü, kullanımın ekonomik amacına uygun olup olmadığı, mahalli bilirkişi ve tanıkların imar-ihya ve zilyetlik olgusunu hangi olaylarla nasıl hatırladıkları saptanmalı; jeoloji bilirkişisinden çekişmeli taşınmazın dere yatağında olup olmadığı, derenin aktif dere yatağı olup olmadığı, yatak değiştirip değiştirmediği, aktif olma özelliğini kaybetmiş ise tam olarak hangi tarihte kaybettiğine ilişkin duraksamaya yer vermeyecek şekilde rapor düzenlettirilmeli; davacının belgesiz zilyetlik yoluyla kazandığı toprak olup olmadığı, varsa cinsi ve miktarı tapu ve ilgili kadastro müdürlüklerinden çekişmeli taşınmaz dışında, başka taşınmazlar için salt zilyetlik nedenine dayalı olarak açtığı bir başka tescil davasının bulunup bulunmadığı mahkemeler yazı işleri müdürlüğünden sorulup tespit edilmeli; tüm kanıtlar toplanıp birlikte değerlendirilmeli; oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir. Belirtilen hususlar gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı görülmüştür." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, dava konusu taşınmaz başında 07.10.2020 tarihinde keşif yapıldığı, taşınmazın sınırlarının gösterildiği ve gerekli ölçümlerin bilirkişiler tarafından yapıldığı, mahalli bilirkişilerin davaya konu yerin evvelden beri davacının babası tarafından kullanıldığını, babası vefat etmeden önce taşınmazlarını çocukları arasında taksim ettiğini ve dava konusu yerin davacının kullanımına bırakıldığını beyan ettiği, orman yüksek mühendisi bilirkişinin 26.10.2020 tarihli hükme esas alınan raporunda dava konusu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen 3.917,87 m²'lik alanın orman sayılmayan yerlerden olduğunun, ziraat mühendisi bilirkişinin 19.10.2020 tarihli hükme esas alınan raporunda (A) harfi ile gösterilen alanın imar-ihya edildiğinin, jeoloji mühendisi bilirkişinin raporunda taşınmazın dere yatağında kalmadığının ve jeodezi mühendisi bilirkişisinin 30.07.2021 tarihli ek raporunda (A) harfi ile gösterilen alanın 1977 ve 1984 yılı hava fotoğraflarının incelenmesinde bu tarihlerde imar-ihya gördüğünün bildirdiği, tanık ve mahalli bilirkişilerin davaya konu taşınmazların davacı tarafından evvelden beri kullanılageldiğini beyan ettiği, söz konusu yasal hükümler ve emsal yüksek mahkeme kararları da dikkate alınarak, hükme esas alınan bilirkişi raporlarından da anlaşıldığı üzere; (A) harfi ile gösterilen alanın kullanımının 1977 yılında başladığı, dava tarihinden geriye doğru 20 yıllık kullanım şartını (A) ile gösterilen alanın sağladığı, bu alanda 20 yıllık nizasız ve fasılasız zilyetlik ile emek ve masraf sarfı ile imar ihya şartlarının oluştuğunun anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile Siirt ili Merkez ilçesi ... köyünde bulunan tapulama harici bırakılan ve dosya arasında bulunan fen bilirkişisi ... tarafından hazırlanan 12.10.2020 havale tarihli rapora ekli krokide (A) harfi ile gösterilen ve koordinatları belirtilen 3.917,93 m²'lik kısmın tarım arazisi vasfıyla davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı vekili, davalı Hazine vekili, davalı DSİ vekili ve davalı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, davacı vekilinin ve davalı DSİ vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin ve davalı ... İdaresi vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz talebi dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Dava konusu taşınmazın sular altında kalmasından önce yapılan keşif, alınan ziraat mühendisi bilirkişi raporu ve sular altında kaldıktan sonra hava fotoğraflarının incelenmesi suretiyle düzenlenen jeodezi/fotogrametri mühendisi bilirkişisi ve fen bilirkişisi tarafından hazırlanan raporlar birlikte değerlendirildiğinde, zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının davacı lehine oluştuğu anlaşılmakta olup İlk Derece Mahkemesince, dava konusu taşınmazın su altında kaldığı ve bu nitelikteki yerlerin tapu kütüğüne tescilinin mümkün olmadığı göz önüne alınarak, davacı lehine mülkiyetin tespitine karar verilmesi gerekirken, tescile karar verilmemesi hatalı olup bozma nedenidir.

3. Eldeki dava, evveliyatı itibari ile 4721 sayılı Kanun'un 713/1 ve 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17 nci maddelerine dayalı olarak açılan tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkin olup, bu tür davalarda Hazine ve ilgili kamu tüzel kişilikleri yasal hasım durumunda bulunduğundan vekalet ücreti de dahil hiçbir yargılama giderinden sorumlu tutulamayacakları gözetilmeden aleyhlerine vekalet ücretine hükmedilmesi de isabetsiz olup, bozmayı gerektirir.

Ne var ki; bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin ve davalı DSİ vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin ve davalı ... İdaresi vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz talebi dışındaki sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının 1 numaralı bendindeki "tapuya kayıt ve tesciline" kısmının hükümden çıkarılarak yerine "ait olduğunun tespitine" sözlerinin; üçüncü bent gereğince davalı ... vekilinin ve davalı ... İdaresi vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 5 numaralı bendi hükümden çıkartılarak yerine "5-Davanın mahiyeti gereği davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına" cümlesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA," cümlesinin yazılmasına, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA,

59,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 368,30 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

08.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.