Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararını kaldırarak davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikte ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... hakkında yapılan takibin sonuçsuz kaldığını, dava konusu taşınmazı 04.07.2019 tarihinde diğer davalı ... Şirketine sattığını belirterek, bu tasarrufun iptali ile taşınmaz üzerinde haciz ve satış isteme yetkisi verilmesini talep etmiştir.

1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, müvekkili şirketin tapu kaydına güvenerek iyiniyetle, raiç bedelden taşınmazı satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin taşınmazı borçlarını ödemek için sattığını ve bir kısım borçlarını ödediğini, mal kaçırma amacının olmadığını, belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "...Somut olayda; dava konusu taşınmazın ek rapora göre devir tarihi itibariyle 95.900,00 TL rayiç değer belirlenmiştir. Davalı 3.kişi 28.06.2019 tarihinde davalı asıl borçlu hesabına 59.500,00 TL, havale yaptığını belirterek bu konuda dekont örneklerini sunmuştur. Yargıtay yerleşik uygulamasına göre bankadan havale edilen paranın borçluya taşınmaz alımı için ödenen para olduğu kabul edilmektedir. Bu durumda bilirkişi tarafından belirlenen rayiç değer ile davalı 3.kişi tarafından ödendiği ispat edilen değer arasında bedel farkı bulunmadığı anlaşıldığından misli fark yoktur.
Ayrıca İİK'nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği belirtmekle dosyamızda davalıların aynı iş kolunda olmaları dışında aleyhe herhangi bir durumun mevcut olmadığı gibi tek başına bu durumun davalıların zarar verme kastıyla hareket ettikleri anlamına gelmez. Ödeme hususunu da Davalı 3.kişi ispatladığı.." gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde ;dava konusu taşınmazın gerçek bedeli ile tapuda gösterilen devir bedeli arasında 2 katı misli fark bulunduğunu, tasarrufun öncelikle İİK Md. 278 gereğince iptalinin gerektiğini, dava konusu taşınmazın aynı iş kolunda faaliyet gösteren şirketler arasında devredildiğini, İİK md. 280/1 ve 280/3 gereğince hem satış işleminin muvazaalı olduğunu hem de ticari işletme devri mahiyetinde olduğunu, tüm bu nedenlerle yargılama aşamasında dosyaya giren raporlar arasındaki bariz çelişkileri gidermeye dönük olarak dosyanın spk lisanslı ve alanında uzman bilirkişilerden oluşan 3 kişilik bir bilirkişi heyetine gönderilerek yeni bir rapor alınması yönündeki talepleri göz ardı edilerek yüzeysel bir takım değerlendirmeler ve eksik inceleme sonucunda verilen kararın öncelikle bu açıdan kaldırılması, İİK Md.280 gereğince davalı şirketler arasında, devirden önceki beş yılı ve sonrasını da kapsayacak şekilde herhangi başka bir ticari alışveriş veya ticari ilişki olup olmadığının tespiti açısından davalı şirketlerin ticari defterleri üzerinde mali müşavir bilirkişi aracılığı ile inceleme ve araştırma yapılarak rapor alınması yönündeki taleplerinin göz ardı edilerek yüzeysel bir takım değerlendirmeler ve eksik inceleme sonucunda verilen kararın bu açıdan da kaldırılması, netice olarak eksik inceleme ve yüzeysel bir takım değerlendirmelerle verilen yerel mahkeme kararının istinaf itirazları doğrultusunda kaldırılmasını talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, "..Davalılar borçlu şirket ile diğer davalı şirket arasındaki satış akit tablosunda, bedel olarak 42.500 TL öngörülmüş, taşınmazın satış tarihindeki yapılan keşif sonucunda uzman bilirkişi tarafından belirlenen gerçek değerin ise ilk önce kök raporda 137.000 TL, itiraz üzerine devir tarihinde yapı ruhsatının bulunmadığından bahisle alınan ek raporda ise 95.900 TL belirlenmiş olup; dosya içerisinde bulunan Belediye resmi yazısı ve bilirkişi ek raporunda belirtildiği gibi, devir tarihinden önce çıkan ve imar barışı olarak nitelendirilen 18.05.2018 tarih ve 30425 sayılı kanuna göre, taşınmazın 04.07.2019 tarihli devrinden önce 25.12.2018 tarihinde "Yapı Kayıt Belgesi" almış olduğu sabit olup devralan davalı üçüncü kişinin bu hususu taşınmazı satın almadan önce bilmemesinin konumu itibariyle hayatın olağan akışına aykırı olmasına göre, devir tarihindeki rayiç bedel olarak kök raporda belirtilen 137.000 TL'nin esas alınması gerekeceğinden, davalı tarafın savunmasında belirttiği taşınmaz bedeli olarak 59.500 TL'nin kabul edilmesi halinde dahi İİK.nun 278.maddesi kapsamında, edimler arasında misli derecesinde fahiş fark bulunduğu görülmüştür.
Bununla birlikte, davalı firmaların aynı sektörde faaliyette bulunmaları ve dosya kapsamındaki belgelerden aynı bölgede (Selçuklu İlçesi ve yakın mahalleler) bulunmaları gözetildiğinde, İİK.nun 280.maddesinde yazılı şekilde, malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunması nedeniyle davanın kabulü gerekirken, hatalı gerekçeler ile yazılı biçimde davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olup, davanın kabulü ile tasarrufun iptaline dair yeniden hüküm tesisi gerekmiştir. .." gerekçesi ile istinaf isteminin kabulüne ile, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, dava konusu taşınmazın bedeli mukabilinde iyi niyetle satın alındığını, taşınmazın alındığı tarihte yıkım kararı olduğundan değerinin düşük olduğunu, misli farkın olmadığını, müvekkili şirketin borçlu şirket ile aynı alanda faaliyeti olmadığını, alt yapı ihalelerine girdiğini, Selçuklu ilçesinin 650.000 nüfuslu 2056 km2 yüz ölçümüne sahip büyük bir yer olduğundan borçlu şirketin mali durumunun bilinemeyeceğini belirterek, temyiz isteminde bulunmuştur.

2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, taşınmazın satış tarihinde, hakkında yıkım kararı bulunduğundan değerinin düşük olduğunu, müvekkilinin mal kaçırma amacının olmadığını, satış bedeli ile Ziraat Bankası A.Ş ve QNB Finansbank A.Ş. ye olan borçlarını ödediğini belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.

İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır.

Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını
almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.

Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki
icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278,279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması, Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığının incelenmesi, satılan taşınmaz üzerinde, ipotek ve haciz kayıtları varsa, alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış olacağından, satışın bunların tamamı üzerinden yapıldığının kabulü, bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması, aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılması gerekmektedir. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmeli, öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.

Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu edilen taşınmazın satış değerleriyle rayiç değerleri arasında fark bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Dava konusu taşınmaz tapuda 42.500 TL satılmış, bilirkişi kök raporunda taşınmaz satış tarihindeki gerçek değerlerini 137.000 TL olarak Ek raporda ise 95.900 TL belirlemiştir. Davalı üçüncü kişi şirket 21.06.2019 tarihinde taşınmaz satış bedeli açıklaması ile borçlu şirkete 59.500 TL göndermiştir. Bu miktarın tapu satış bedeline eklenmesi halinde taşınmazın değeri 137.000 TL olarak kabul edilse dahi mislini aşan bedel farklarının oluşmadığı anlaşılmaktadır. Davacı İİK'nun 280/1 maddesi kapsamında davalı borçlu ile taşınmazını devrettiği davalı 3.kişinin birbirlerini tanıdıklarını, somut delillerle ispatlamamıştır. Davalıların salt aynı sektörde faaliyette bulunmuş olmaları üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilmesini gerektirmez.

Ancak davacı tarafından İİK.nun 278,279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebilir (Y.H.G.K.25.11.1987 Tarih, 1987/15-380 Esas ve 1987/872 Karar sayılı ilamı).Davalı borçlu şirket olup, satılan taşınmazın İİK'nun 280/son maddesi gereğince ticari işletmenin mühim kısmını devir niteliğinde olup olmayacağı mahkemece tartışılmamıştır.

Yapılacak iş, borçlu şirketin ticari defterleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile satış tarihinde dava konusu taşınmazın, şirketin mühim kısmının devri niteliğinde olup olmadığı incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Açıklanan sebeplerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine,

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

07.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.