Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının davalıya ait işyerinde 03/08/2011 tarihinden 01/07/2014 tarihine kadar döner ustası olarak çalıştığını, 03/06/2014 tarihinde işyerine sigorta müfettişinin geldiği, davacının da beyanını aldığı, davacının müfettişe, fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, Ramazan aylarında sigorta çıkışının yapılıp zorunlu olarak ücretsiz izne çıkarıldığını, sigorta primlerinin gerçek ücreti üzerinden yatırılmadığını beyan edip tutanağa geçirttiğini, bu gelişme üzerine davacının işverenle arasının bozulduğunu, davacının müfettişe gerçekleri söylemesine tahammül edemediğini, Ramazan ayı geldiğinde sigorta çıkışını da yaparak iş akdinin davalı tarafından haksız ve ihbarsız olarak feshedildiğini beyan ederek kıdem ve ihbar tazminatı, izin ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, kötüniyet tazminatı, asgari geçim indirimi alacağı ile ücret alacaklarının olduğunu ileri sürerek; davanın kabulüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı vekili; davacı ile sezonluk çalışmaların olduğunu ve bu durumu bilerek davacının işe girdiğini, bu durumda davacının fiili olarak çalışmadığı bu dönemlerin hizmet süresine eklenmesinin yasal olarak mümkün olmayacağını, davacının işi kendisinin bıraktığını, haklı nedenle ayrıldığını ispatlayamaz ise kıdem tazminatı talebinin de reddi gerekeceğini, kötü niyeti ispatlamakla davacı tarafın mükellef olduğunu, davacının fazla mesai yapmadığını, pazar günleri çalıştırılmış ise hafta içi bir gün mutlaka dinlendirildiğini, hafta tatili ücreti alacağının bulunmadığını, asgari geçim indirimlerini aldığını, davacının çalışmalarının 1 yılı tamamlamadığından izin ücreti talebinin reddi gerekeceğini savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, izin ücreti taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:

Karar süresinde davacı ve davalı vekillerince temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:

1- Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mahkemece duruşmada tefhim edilen hüküm özeti (kısa karar) ile gerekçeli kararın hüküm sonucunun (hüküm fıkrasının) çelişip çelişmediği ve tüm taleplerin hüküm fıkrasında gösterilip gösterilmediği noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesi uyarınca, mahkeme kararlarının;
a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini,
b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini,
c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri,
ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini,
d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını,
e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi, içermesi gerekmektedir.
Aynı yasanın 298 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince sonradan yazılacak gerekçeli kararın kısa karara uygun olması, tefhim edilen kısa karara aykırı olmaması gerekir. Aksi halde, yargılamanın aleniyeti ilkesi zedelenmiş ve mahkeme kararına güven sarsılmış olacaktır. Asıl olan tefhim edilen kısa karardır. Gerekçeli kararın kısa karara uygun olmaması, çelişki yaratır ve gerekçeli kararın yok hükmünde olduğu anlamına gelir.
Belirtmek gerekir ki, hüküm özeti (kısa karar) ile gerekçeli kararın hüküm sonucunun (hüküm fıkrasının) çelişmesi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.4.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 kararı gereğince başlı başına bir bozma nedenidir.
Somut uyuşmazlıkta, kısa kararda ihbar tazminatı,yıllık izin ve fazla mesai alacakları için dava dilekçesinde talep edilen miktarların dava tarihinden, kalan kısımların ıslah tarihinden dendiği, gerekçeli kararda ise dava dilekçesinde talep edilen miktarların ve ıslah miktarlarının ayrı ayrı belirtildiği yine kısa kararda kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ve fazla mesai alacaklarının kabulüne, davacının diğer taleplerinin reddine karar verildiği gerekçeli kararda ise hüküm kısmında reddedilen alacaklardan bahsedilmediği anlaşılmıştır. Tefhim edilen hüküm özeti (kısa karar) ile gerekçeli kararın hüküm sonucunun (hüküm fıkrası) çelişkili olduğu anlaşılmakla,HMK 'nun 298/2. maddesine gereği kararın salt bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2-Davacı işçi kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai, hafta tatili, kötüniyet tazminatı, asgari geçim indirimi ve ücret alacakları talebinde bulunmuş, mahkemece hafta tatili çalışmasının ispatlanamadığından, asgari geçim indirimi ve ücret alacağının ödendiği, kötüniyet tazminatının ise ispatlanamadığı gerekçesi ile kısa kararda "Davacının diğer taleplerinin reddine " şeklinde hüküm kurulmuştur.
HMK'nun 297. maddesine göre talep konusu tazminat ve alacaklardan kabul ve reddedilenlerin ayrı ayrı hüküm fıkrasında gösterilmesi gerekirken bu yönde belirsiz şekilde hüküm tesisi hatalıdır. Kabul edilen tazminat ve alacaklar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş diğer talepler yönünden hüküm tesis edilmemiştir. Davacının hangi taleplerinin reddedildiği açıkça yazılmayarak "davacının diğer taleplerinin reddine" şeklinde hüküm kurulmasının HMK'nın 297/2. Maddesine aykırı olduğunun gözetilmemesi de hatalıdır.
F)SONUÇ:

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre tarafların sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 11.11.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.