Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ...'dan alacaklı olduğunu, davalı borçlu aleyhine Fatsa İcra Müdürlüğü'nün 2018/3001 sayılı dosya ile takip yapıldığını, takibin kesinleştiğini, davalı borçlunun adına kayıtlı gayrımenkulünü mal kaçırma gayesi ile diğer davalıya devrettiğinin tespit edildiğini beyan ederek, davalılar arasındaki tasarrufun iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... cevap dilekçesinde; davacı tarafından açılan davayı kabul etmediğini, kendisinin mal kaçırma maksadı olmadığından bahis ile açılan davanın reddini savunmuştur.

Davalı ... vekili; dosyanın incelenmesinde davacı vekili ya da asil tarafından dosyaya sunulmuş usulüne uygun kat’i ya da muvakkat aciz vesikasının bulunmadığını, bununla birlikte her ne kadar davacı vekili dosyaya sunmuş bulunduğu haciz tutanaklarının İİK'nun 105 inci madde anlamında muvakkat aciz vesikası hükmünde olduğunu iddia etmiş ise de söz konusu tutanakların muvakkat aciz vesikası olarak kabulünün mümkün olmadığını, davanın ön şart yokluğundan reddi gerektiğini, davacı ve diğer davalının muvazaalı hareket ederek müvekkilini zarara uğratma amacı taşıdıklarını, bu nedenle müvekkili ve diğer davalının davacıdan mal kaçırma kastının olmadığının açık olduğunu, söz konusu taşınmazda müvekkilinin ailesi ile birlikte ikamet ettiğini, davalı ......'ın müvekkilinin babası ...dan güven ilişkisine dayalı olarak aldığı taşınmazı yine müvekkilinin babasının talebi doğrultusunda müvekkiline devrettiğini, belirterek açılan davanın esastan da reddini savunmuştur.

Mahkemenin 21.01.2021 tarihli ve 2018/474 Esas ve 2021/60 Karar sayılı kararıyla, kolluk tarafından davacı ve davalıların ekonomik durum araştırması yaptırıldığı, davacının aylık 2.100,00 TL gelirinin bulunduğu, davalı ...'ın ise aylık 1.200,00 TL gelirinin bulunduğu, davacı vekilince 10/03/2020 tarihli dilekçe ile taraflar arasında fındık bedeli üzerinden borçlanma işleminin gerçekleştirildiği, bu borç miktarının toplamı olarak 800.000,00 TL bedelli bono imzalandığının beyan edildiği, dinlenilen tanık beyanları bir bütün olarak değerlendirildiğinde davacının davalı ile arasındaki ticari ilişkiyi ispatlayamadığı, sadece borç verdiğinin beyan edildiği, borcun kaynağının açıklanamadığı, davalı ...'ın sosyal ekonomik durum araştırmasında üzerine kayıtlı mal varlığının bulunmadığı anlaşılmakla davalı ...'ın söz konusu borcun altına girmesinin mümkün olmadığı alacağın gerçek olmadığı gerekçesiyle davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafından dinletilen tanıklarla husumetli olduğunu, görgüye dair bilgisi olmayan tahmin üzere konuşan tanıklar olduğunu, hukuki ilişkinin hiçbir şekilde tarafı olmayan, değer itibari ile tanık dinletme sınırının üzerinde bir alacağın varlığına dair tanık dinlenmesi ve tanık beyanlarına itibar edilerek hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, bununla birlikte tanık beyanlarında davalıların dava dışı Ahmet Seferge nezdinde çalıştığı bildirildiğinden, tanıkların beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunun ıspatlanması için Ahmet Seferge' nin tanık olarak dinlenilmesi yönündeki taleplerinin reddedilmesinin savunma haklarını kısıtladığını, mahkemece, alacağın varlığının gerçek olup olmadığının taraflarınca ıspatlanmasına yönelik karar verildiğini, taraflarınca alacağın varlığını kesin olarak ispatlayacak olan yemin deliline başvurulduğunu, mahkemece yemin delilinin kabul edilmediğini, savunma hakkının kısıtlandığını, beyan ederek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin dosyadaki delillerle çelişmeyen tespit ve değerlendirmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nun 355 inci maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/(1)-b-1 inci madde ve bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları temyiz dilekçesinde de ileri sürmüştür.

Dosya içeriğine göre uyuşmazlık, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri gereğince açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

1. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi,

2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.

1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; davacı tarafından davanın dayanağı olan bononun neye istinaden düzenlendiğinin somut delillerle ispat edilememiş olmasına, tanık beyanlarına göre davacı ve davalı borçlunun mevsimlik taşıyıcı olarak çalıştığının anlaşılmasına, davacı tarafından bu kadar yüksek meblağlı borç verecek maddi durumunun da bulunmamasına, dolayısıyla davacının alacağının gerçek olmamasına göre davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.