Başvurunun esastan reddi

Taraflar arasındaki sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında Kapıkule Sınır Kapısı'nda kurulu akaryakıt istasyonunun 20 yıl süre ile müvekkili tarafından işletilmesi amacıyla 03.06.2008 başlangıç tarihli işleticilik sözleşmesi ile istasyonlu bayilik sözleşmesi imzalandığını, işleticilik sözleşmesine göre 20 yıl süresince Kapıkule sınır kapısından yurtdışına çıkış yapan ve ihraç malı taşıyan araçlara vergi istisnası ile akaryakıt ve madeni yağ satışının müvekkilince yapılacağını, işleticilik sözleşmesinin 7 nci maddesinde ''İşleticinin akde aykırılık oluşturacak tutum ve fiilleriyle sözleşmenin feshine sebebiyet vermemesi kaydıyla ve taraflar arasında mutabakat sağlanması halinde aynı şartlarla toplamda 20 yılı geçmemek üzere 5'er yıllık sürelerle yenilenir" denmek suretiyle sözleşme süresinin 20 yıl olarak belirlendiğini, rekabet yasağının ve enerji lisanslarının azami 5 yıl için veriliyor olması nedeniyle tarafların karşılıklı anlaşmaları ve uygun bulmaları nedeniyle işleticilik sözleşmesinin 5 yıllık sürelerle yenileneceğine dair ibarenin hem işleticilik hem de bayilik sözleşmesine eklendiğini, davalı tarafça dayanaksız bir takım iddiaları içeren ihtarname keşide edilerek taraflar arasında akdedilmiş sözleşmelerin feshedildiğinin bildirildiğini, davalının fesih bildirimi olağanüstü nitelikte olup usul ve yasaya aykırı olduğu kadar ticari teamül ve taraflar arasındaki sözleşmelere de aykırı olduğunu, sözleşmelerin feshedilmesinde, başka deyişle tarafları feshe götüren süreçte müvekkiline izafe edilecek kusur olmadığını, aksine davalı tarafın sözleşme hükümlerini ihlal ettiğini, işleticilik sözleşmesinin 5 inci maddesinde yer alan ücret oranını müvekkili aleyhine olmak üzere sözleşmeye ve yasaya aykırı şekilde tek taraflı olarak artırdığını, müvekkilinin teminat çeklerini haksız yere yazdırdığını, nezdinde fazlasıyla teminat olmasına rağmen teminat kadar yakıt sevkiyatı yapmadığını yahut yakıt sevkiyatını geciktirdiğini, böylece sınır kapısında araç kuyrukları oluşmasına, müvekkilinin 3 üncü kişilerle sorun yaşamaya başlamasına sebebiyet verdiğini, işleticilik sözleşmesi 20 yıl süreli olup feshin haksız ve süresinden önce olması nedeniyle müvekkilinin telafisi imkansız maddi ve manevi zararlara uğradığını, feshin sözleşme ilişkisinde başvurulacak son yöntem olup gerekli bildirim ve süreler tanınmadan fesih yapılmasının hukuka ve sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu, 31.05.2018 günü işleticilik sözleşmesinin olağanüstü ve haksız şekilde fesih edilmesi nedeniyle, müvekkilinin ne kadar kazanç/kârdan yoksun kaldığının, sözleşmenin feshi ile uğradığı zararlarının miktar olarak ne kadar olduğunun anlaşılmasının ancak bu tarihten sonra istasyonu işletmeye devam ediyor olsaydı, bakiye 10 yıllık sözleşme süresi içinde ne kadar kâr-kazanç elde edecekse, bunun tespiti ile hesaplanmasının mümkün olduğunu, müvekkilinin ileriye yönelik 10 yıllık sözleşme süresi içinde elde edeceği kâr ve kazançtan mahrum bırakıldığını, ticari itibarına zarar verildiğini ileri sürerek işleticilik sözleşmesinin 20 yıllık süreden önce 31.05.2018 günü haksız şekilde feshedilmesinden dolayı ileri dönük fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 310.000,00 TL kazanç-kâr kaybının, fesih tarihi olan 31.05.2018) itibaren işletilecek ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde;müvekkili ile dava dışı Gümrük ve Turizm İşletmeleri A.Ş. arasında sınır kapılarının işletilmesi konusunda 23.05.2008 tarihli sözleşmenin imzalandığını, bundan sonra müvekkili ile davacı arasında Kapıkule sınır kapısındaki akaryakıt istasyonunun işletilmesi için 03.06.2008 tarihli işleticilik sözleşmesinin imzalandığını, davacı ile 5 yıllık bayilik sözleşmesi akdedildiğini, ilk 5 yıllık sözleşmenin sona ermesi ile tarafların yeniden mutabık kalması üzerine ikinci 5 yıllık bayilik sözleşmesinin 02.06.2013 tarihinde imzalandığını, süre sonunda müvekkili şirketin bildirimi ile sözleşmenin yenilenmediğini, GTİ tarafından davacının işleticiliğindeki istasyonda yer alan aksaklık ve sözleşmeye aykırılıklar nedeniyle ihalenin tarafı olarak müvekkili şirkete imzalanmış işletilcilik sözleşmesinin "sözleşmenin süresi" başlıklı 7 nci maddesinin; ''İş bu sözleşmenin süresi 5 (beş) yıl olup işleticinin akde aykırılık oluşturacak tutum ve fiilleriyle sözleşmenin feshine sebebiyet vermemesi kaydıyla ve taraflar arasında mutabakat sağlanması halinde aynı şartlarla, toplamda 20 yılı geçmemek üzere 5 (beş)'er yıllık süreler ile yenilenir." hükmünü taşıdığını, bayilik sözleşmesinin süre başlıklı 3 üncü maddesi de; "İş bu sözleşme taraflarca imzalandığı tarihten itibaren geçerli olmak üzere 5 yıl süreli olup, taraflarca mutabakat sağlandığı sürece aynı şartlarla 5 yıl daha uzar" hükmünü içerdiğinden, hem işletmecilik sözleşmesinin hem de bayilik sözleşmesinin 5 yıl süreli olduğunu, sürenin beş yıl ile sınırlandırıldığını, bayilik sözleşmesi ve bu sözleşmeyle bağlantılı her türlü sözleşmenin 5 yıl ile sınırlandırıldığını, her iki tarafın rızası ile uzatılabileceğinin hüküm altına alındığını, müvekkili tarafından yapılan bildirim ile yeni bir 5 yıl süreli sözleşme imzalanmayacağı bildirildiğinde, davaya konu sözleşme süresinin sonunda kendiliğinden sona erdiğini, müvekkili tarafından davacıya pek çok kez sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle ihtarname gönderildiğini, davacının istasyonda yeterli stok bulundurma, peşin ödeme, ödemelerini vadesinde yapma gibi yükümlülüklerine aykırı davrandığını, bu haklı sebeplerle müvekkili tarafından sözleşmenin süre sonunda yenilenmediğini, davacının sözleşmenin 20 yıl süre ile yapıldığı iddiasının doğru olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında varlığı tartışmasız olan işleticilik sözleşmesinin 7 nci numaralı maddesine göre, sözleşme süresi beş yıl olup sözleşmenin beşer yıllık süreler ile yenileneceği, yine bayilik sözleşmesinin üçüncü maddesine göre dahi bayilik sözleşmesi beş yıl süreyle olup mutabakat sağlandığı sürece beş yıl daha uzayacağı, her iki sözleşme hükmü gözetildiğinde sözleşmedeki süreye ilişkin düzenleme birbirleriyle uyumlu olup akdi ilişkinin beş yıl süreli bir ilişki olduğunun açık olduğu, bu çerçevede, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin, ikinci defa bir beş yıllık dönem için yeniden yapıldığı, bu haliyle taraflar arasındaki sözleşme süresinin beş yıl ile sınırlanmış olduğu, ikinci bir beş yıllık süre için yapılan uzatımdan sonra ise davalı şirketin noter yoluyla davacıya fesih bildiriminde bulunarak sözleşmeyi uzatmayacağını bildirdiği, bu suretle yukarıda anılan mutabakatın taraflar arasında sağlanamadığının açık olduğu, davalı şirketin sözleşmenin kendisine tanıdığı yasal hakkı kullandığı, Roma Hukukundaki kabul ile taraflar arasındaki "anlaşmanın bir anlamda tarafları bağlayan kanun" (Conventio est lex) hükmü niteliğine haiz olduğu da dikkate alındığında davalı şirketin, taraflar arasındaki sözleşmeyi yenilememesi kararının, taraflar arasındaki sözleşmeden doğan bir hak olduğu için davalı tarafın sözleşme özgürlüğü çerçevesinde sözleşmeyi feshetmiş olmasının sözleşme hukukuna uygun bir davranış olduğu, davalı şirkete, taraflar arasında yapılan sözleşmeden dolayı tanınan hakkın kullanımının hukuka aykırı olarak kabul edilemeyeceği, esasen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 48 inci maddesine göre, herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olduğu, bu hürriyet çerçevesinde davalı şirketin, davacı şirket ile olan sözleşmesini yenilememesinin sözleşme içeriğine ve Anayasaya da uygun olduğu, somut olayda, tazminat talep eden davacı tacirin, taraflar arasında varlığı tartışmasız olan işleticilik sözleşmesinin 7 nci maddesi ve istasyonlu bayilik sözleşmesinin 3 üncü madde hükmü çerçevesinde, taraflar arasındaki akdi ilişkinin ikinci bir beş yıllık dönem için uzatılmış olsa dahi bu sürenin sonunda sözleşmenin yenilenmesinin, taraflar arasında mutabakat sağlanmasına bağlı olduğu, mutabakat sağlandığı takdirde sözleşmenin beş yıl süre ile aynı şartlarla uzayabileceği, aksi halde ise sözleşmenin uzamayacağı; yine bayilik sözleşmesinin 31 inci maddesinde düzenlenen hükme göre davalı şirketin sözleşmenin 10 uncu maddesinde belirtilen hallerden birinin varlığı durumunda sözleşmeyi tek taraflı ve önel dahi vermeksizin feshetme hakkına haiz bulunduğunun düzenlendiği, bu çerçevede anılan hükümler gözetildiğinde, ikinci defa yenilenen sözleşmenin tekrardan ve aynı şartlarla yenilenmesi noktasında, davalı şirketin karşı tarafla sebebi ne olursa olsun mutabakat sağlayamadığı takdirde sözleşmeyi feshetme hakkının mevcut olduğu, davacı şirketin, yukarıda belirtilen işletmecilik sözleşmesi ile istasyonlu bayilik sözleşmesinin akdedildiği ilk tarihten itibaren, sözleşmenin yenilenmesinin ancak ve ancak taraflar arasında sağlanacak mutabakat ile söz konusu olacağını bildiğinin açık olduğu, hal böyle olunca davacı şirketin, feshe konu işletmecilik sözleşmesi ve istasyonlu bayilik sözleşmesi ile taraflar arasındaki sözleşmenin, taraflar arasında mutabakat sağlanamadığı takdirde yenilenemeyeceğini, bu nedenle sözleşmenin mutlak anlamda 20 yıl süre ile devam edemeyeceğini bildiği, en azından ve özellikle akaryakıt sektöründe bulunan şirket olarak bu sonucu ön öngörmesi ve bunu tespit etme imkânının mevcut olması, yine buna göre sözleşmede gerekli düzenlemeleri yapması veya sözleşme yapmaktan kaçınması hak ve imkânı mevcut olduğu halde bu defa ikinci beş yıllık sözleşmenin süresinin yenilenmemesi nedeniyle sözleşmenin haksız feshedildiğini iddia etmesinin, davalıdan bu nedenle tazminat talep etmesi hukuken mümkün olmadığı, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2014/13008 E., 2015/9727 K. sayılı ilamının da benzer değerlendirmeler içerdiği, davacının bu yöne ilişkin talepte bulunmasının iyi niyet kurallarına dahi aykırı nitelik taşıdığı, davacının taraflar arasında yapılan sözleşmeler çerçevesinde, ikinci defa yenilenen beş yıllık sözleşme süresinin sonunda taraflar arasında mutabakat sağlanamadığı takdirde sözleşmenin devam etmeyeceği yönünde davalı şirket nezdinde açık güven oluşturduğu, nitekim davalı şirketin dayanak sözleşmeler çerçevesinde oluşan bu güven nedeniyle sözleşmenin yenilenmemesi yönündeki irade beyanını süresinde ortaya koyduğu, bu beyanın anılan sözleşmelerdeki süreye ilişkin düzenlemeler karşısında makul ve dürüstlük kurallarına da uygun bulunduğu, davacının davalı tarafta bu yönde güven oluşturduğu halde bu defa somut uyuşmazlığa konu davayı açmasının bu yönden de iyi niyetli olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki bilirkişi raporunda farklı gerekçeler ileri sürülmüş olsa da, taraflar arasındaki sözleşmenin yenilenmemesinin davalının sözleşmeden kaynaklanan hakkını kullanması niteliğinde bulunduğu, bu çerçevede davacının tazminat talebinin gerek sözleşme içerikleri ve gerekse sektörel açıdan isabetsiz olduğu, raporun içeriğine itibar etmeye engel hal olmadığı gibi raporun sonuç olarak açıklanan gerekçeler ile dahi uyum içinde olduğu, her ne kadar hazırlanan bilirkişi raporunda, davacının net kâr kaybına ilişkin bir hesaplama yapılmış ise de bu hesaplanan kâr kaybının yenilenmeyen ikinci beş yıllık sözleşmenin bitim tarihi olan 01.06.2018 yılı saat: 00: 00 öncesine ilişkin olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 141 inci maddesi hükmü karşısında, bu zaman diliminin dava konusu, bir başka deyişle talebe konu olmadığından bu davada herhangi bir tazminat hükmüne de konu olamayacağı, zira uyuşmazlık konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Kapıkule Sınır Kapısı’nda kurulu akaryakıt istasyonunun 20 yıl süreyle müvekkilince işletilmesi amacıyla davalı tarafla 03.06.2008 başlangıç tarihli “İşleticilik Sözleşmesi” ve “İstasyonlu Bayilik Sözleşmesi” akdedildiğini, iş bu sözleşmelerin 31.05.2018 günü olağanüstü şekilde bildirimsiz ve süresinden önce davalıca haksız feshedildiğini, müvekkilinin tarihinden itibaren haksız fesih nedeniyle oluşmuş zararlarının tazmini amacıyla huzurdaki alacak/tazminat davasının açıldığını, davanın reddine karar verildiğini, Mahkemenin, dava dilekçelerini ve taleplerini hatalı yorumladığını, dava dilekçelerine ve netice-i taleplerine aykırı tespitler yaptığını, mahkemenin hatalı tespit ve yorumlarla sözleşmenin yenilenmemesi nedeniyle bakiye 10 yıl için yoksun kalınacak kâr/kazanç kaybını dava ettiklerini dikkate aldığını, yani başka deyişle sadece sözleşmenin yenilenmemesi nedeniyle oluşacak zararın tazmini amacıyla tazminat davası açtıklarını yorumladığını, Mahkemenin bu yorumunun dava dilekçelerine/netice-i talepleri ile ve davayı açmaktaki hukuki iradeleri ile hiçbir ilgisinin olmadığını, dilekçelerinin/netice-i taleplerinin yok sayıldığını yahut zorlama suretle ret gerekçesi yaratmak adına aleyhe olacak şekilde dar yorumlanmış olduğunu, dava dilekçeleri incelendiğinde netice-i talep bölümünde; öncelikle giriş kısmında tüm dilekçe kapsamını özetlediklerini, akabinde “…a-)-Dava ve alacağa ilişkin doğmuş ve doğacak fazlaya dair haklarımız saklı kalmak şartıyla- 31.05.2018 tarihinden ileriye yönelik olarak 10 yıllık bakiye sözleşme süresi için hesaplanacak yoksun kalınan toplam kar ve kazancın davalıdan tahsiline…” dendiği ve devamla “…Hüküm altına alınacak yoksun kalınan toplam kazanç-kâr alacağına haksız fesih tarihinden (31.05.2018) itibaren ticari faiz işletilmesine..” şeklinde talepte bulunduklarının görüleceğini, taleplerinin haksız fesih tarihi olan 31.05.2018 tarihinden itibaren oluşmuş zararları kapsadığı hususunun açık ve tartışmasız olduğunu, işleticiliği haksız ve olağanüstü şekilde 31.05.2018 tarihinde sona erdirilmiş müvekkilinin bu tarihten itibaren fiili olarak zarara uğramaya başladığını, dolayısıyla sözleşmenin 3. döneminin başlama tarihinden önceki zararlarının da dava edildiğini, dava dilekçelerinde, fesihle birlikte fiilen oluşmaya başlamış zararların, başka deyişle 31.05.2018 günü itibariyle oluşmaya başlamış kâr/kazanç kaybının, fesih sürecinde müvekkiline yönelik davalının takındığı muamelenin hükmi şahsına verdiği manevi zararların talep edildiğini, ayrıca sözleşmenin yenilenmemesinden dolayı bakiye 10 yıllık yoksun kalınan zararların da tazminat olarak talep edildiğini, Mahkemece, 31.05.2018 tarihinden itibaren doğmuş kâr/kazanç kaybına dair zararları ve fesih sürecinde müvekkilinin maruz bırakıldığı ticari itibarını zedeleyen fiil ve işlemlerden doğan manevi zararlarının yok sayıldığını, bu yönüyle ilamın hatalı, eksik ve hukuka aykırı olduğunu, dolayısıyla kaldırılması gerektiğini, Mahkemenin ret gerekçesinin, karar içindeki görüşleriyle, içtihatlarla ve temel hukuk ilkeleriyle de açıkça çelişkili olduğunu, mahkemenin kararında usulüne uygun talep edilmiş, harcı yatırılmış ve 31.05.2018 gününden itibaren oluştuğu ispatlanmış müspet zararlarının yok sayıldığını, kabul edilemez gerekçeyle davalının reddedildiğini, Yerel Mahkemenin kararının, eksik incelemeyle ve deliller dikkate alınmadan tesis edildiğini, müvekkili ile davalı arasında 2 adet sözleşme akdedildiğini, bunların ilkinin asıl sözleşme nitelikli ve 20 yıl için akdedilmiş 03.06.2008 tarihli İşleticilik Sözleşmesi olduğunu, ki tarafların hukuki ve maddi haklarını, yükümlülüklerini başka deyişle taraf edimlerini düzenlemekte olduğunu, taraflar arasında akdedilmiş 2 nci sözleşmenin ise 02.06.2013 tarihli İstasyonlu bayilik sözleşmesi olduğunu, işbu sözleşmenin istasyon içi çalışmayı, fiili işleyişi, çalışma hayatını düzenlemekte olduğunu, 5 yıllık sürelerle yenilenen, değiştirilen sözleşmenin İstasyonlu Bayilik Sözleşmesi olduğunu, 10.04.2008 tarihli, davalı şirket genel müdürü ... - İstasyon Yat. ve Müh. ... ile müvekkili şirketin yetkilisi ... arasında akdedilmiş sözleşmenin, yine davalı şirket ile GTİ arasında akdedilmiş sözleşmenin dikkate alınmadığını, zira, müvekkili şirket yetkilisi ... ile 10 Nisan 2008 tarihinde imzalanan sözleşmenin PO A.Ş. ile GTİ arasındaki sözleşme ve şartnamede belirtilen süre ve koşullarla olacağının açıkça düzenlenmiş olduğunu, GTİ ve PO A.Ş. arasında akdedilmiş ekte sunulmuş sözleşmenin/şartnamenin 6.3.2 maddesinde PO A.Ş.’nin işleticiliğinin 20 yıl olduğu, davalı şirketin 20 yıl için teminatlar hazırlayıp GTİ’ye vermesi gerektiği hususları açık olup müvekkilinin de 20 yıl için işleticilik yapacağını tartışmasız hale getirmekte olduğunu, müvekkilinin 31.05.2018 günü fesihle başlayan kâr kaybı vb zararları gibi ticari itibar olarak/manen uğradığı zararlarına dair taleplerinin de değerlendirme dışı bırakıldığını, bu durumun hukuken doğru olmadığını, dava dilekçelerinde talep edilen tazminat tutarının, davalı firmanın fesih sürecinde müvekkiline karşı takındığı tavrın dilekçelerinde detaylıca anlatıldığını, sözleşme ve ticari etikle bağdaşmayan, hukuka aykırı işlem ve eylemleriyle müvekkilinin “ticari itibarına zarar verildiği”nin beyan edildiğini, başka deyişle manevi zararlarının da talep edildiğini, belirsiz alacak olarak beyan edilen taleplerinin “manevi zararlarını" kapsamasına rağmen müvekkili yönünden bu taleple ilgili hiçbir değerlendirme yapılmamasının kabul edilir olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemine ilişkindir.

1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 141 inci maddesi.

2.Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın 48 inci maddesi.

3. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun (492 sayılı Kanun) 30 uncu maddesi.

1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Taraflar arasında 02.06.2013 tarihinde bayilik sözleşmesi imzalanmış olup sözleşmenin 3 üncü maddesiyle, sözleşmenin taraflarca imzalandığı tarihten geçerli olmak üzere 5 yıl süreli olduğu, taraflarca mutabakat sağlanması halinde aynı şartlarla 5 yıl daha uzayacağı kararlaştırılmıştır.

3.Davalı dağıtıcı tarafından davacı bayiye gönderilen 31.05.2018 tarihli ihtarnameyle, sözleşmenin ikinci beş yıllık dönem için yenilenmeyeceği ve davacının sözleşmeye aykırı davranışları sebebiyle taraflar arasındaki sözleşmenin bu ihtarnamenin tebliğinden itibaren feshedildiği belirtiltilmiş, sözü edilen ihtarname davacıya 31.05.2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

4. Sözleşmenin 3 üncü maddesiyle sözleşmenin ikinci bir 5 yıllık dönem için yenilenmesi tarafların anlaşması şartına bağlanmış olup tarafların yenileme konusunda mutabakat sağlayamadıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, davacının sözleşmenin sona erdiği 02.06.2018 tarihinden sonraki döneme ilişkin taleplerinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

5.Ancak Bölge Adliye Mahkemesince davalı tarafından davacıya gönderilen ihtarnameyle sadece sözleşmelerin yenilenmeyeceğinin bildirildiği, davacının iddia ettiği şekilde sözleşmelerin feshinin söz konusu olmadığı belirtilmiş ise de yukarıda 2 numaralı bentte de özetlendiği üzere davalı, davacıya gönderdiği ihtarnameyle sadece sözleşmenin yenilenmeyeceğini bildirmemiş, bunun yanında taraflar arasında halen yürürlükte olan sözleşmeyi ihtarnamenin tebliğ edildiği tarihten geçerli olmak üzere feshettiğini de bildirmiştir. Taraflar arasındaki sözleşme 02.06.2013 tarihinde sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 5 yıl geçerli olmak üzere imzalanmış olup 5 yıllık süre 02.06.2018 tarihinde sona ermektedir. Fesih ihtarnamesi davalıya 31.05.2018 tarihinde tebliğ edildiğine göre taraflar arasındaki sözleşmenin süresinden önce feshedildiğinin kabulü zorunlu olup Bölge Adliye Mahkemesinin yazılı gerekçesinde isabet bulunmamaktadır.

6.Bunun yanında İlk Derece Mahkemesince, bilirkişi raporunda davacının net kâr kaybına ilişkin bir hesaplama yapılmış ise de bu hesaplanan kâr kaybı yenilenmeyen ikinci beş yıllık sözleşmenin bitim tarihi olan 01.06.2018 yılı saat: 00: 00 öncesine ilişkin olduğu, bu zaman diliminin dava konusu, bir başka deyişle talebe konu olmadığı belirtilmiş ise de davacı dava dilekçesinde açıkça, sözleşmenin feshinin haksız olduğunu belirterek 31.05.2018 tarihinden itibaren yoksun kaldığı kazancı talep etmiş olup İlk Derece Mahkemesinin sözleşmenin sona erdiği tarihten önceki zaman diliminin davaya konu olmadığı şeklindeki tespitinde de isabet bulunmamaktadır.

7.Bu itibarla İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerince, taraflar arasındaki sözleşmenin süresinden önce feshedildiği gözetilip 31.05.2018 ila 02.06.2018 tarihleri bakımından sözleşmenin haklı nedenlerle feshedilip edilmediği belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yukarıda özetlenen gerekçelerle bu dönem bakımından bir değerlendirme yapılmaması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

8.Davacı replik dilekçesiyle manevi tazminat talep etmiş ise de ne miktarda manevi tazminat talep ettiğini belirtmemiş ve bu talebe ilişkin harcı da yatırmamıştır. İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat talebine ilişkin olarak olumlu olumsuz bir karar verilmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince ise, davacının dava dilekçesi ile açıkça kâr-kazanç kaybı olarak maddi tazminat talep edildiği, manevi tazminat talebinin olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin bu yöne ilişen istinaf itirazlarının reddine karar verilmiştir. Ancak 6100 sayılı Kanun'un 141 inci maddesine göre davacı, cevaba cevap dilekçesinde herhangi bir yasak ya da sınırlamaya tabi olmadan iddia ve savunmalarını değiştirebilir veya genişletebilir. Davacı bu şekilde talep sonucunu yeniden belirleme imkânına sahiptir. Bunun için karşı tarafın rızasına, feragate veya ıslaha gerek yoktur. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesince, davacının replik dilekçesiyle talep sonucunu yeniden belirleyip manevi tazminat da talep edebileceği gözetilerek davacıdan ne miktarda manevi tazminat talep ettiğinin sorulması ve bu talebe ilişkin harcın ikmal edilmesi için 492 sayılı Kanun'un 30 uncu maddesine işlem yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken manevi tazminat talebine ilişkin olarak belirtildiği şekilde işlem yapılmaması ve olumlu olumsuz bir karar verilmemesi de doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

1. Davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

07.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.