Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi
Sanık hakkında kanun iadesi kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz istemi; tayin edilen cezada erteleme şartlarının oluşmadığına, eksik vekalet ücretine hükmedildiğine ve re'sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulması talebine ilişkindir.
Dosya kapsamına ve olay tutanağına göre, 16.10.2012 tarihinde, ... plaka sayılı araçla bir şahsın kaçak telefon satmaya geleceği yönüdeki ihbar üzerine, kolluk görevlilerinin ilçede telefoncuların yoğun olarak bulunduğu bölgeye intikal ettiği, bahse konu aracın boş olarak görüldüğü, bir müddet sonra temyiz dışı sanık ...'ın elinde renkli bir poşet ile geldiği, Kadirli 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/368 Değişik İş sayılı arama kararına istinaden poşet içerisinde yapılan aramada 34 adet kayıt dışı telefon ele geçirildiği anlaşılmıştır.
Sanık hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Temyiz dışı ... beyanında; piyasadan bozuk telefonları toplayıp sanık ...'e tamir edip satması için getirdiğini, olay günü suça konu telefonları 50,00 TL karşılığında satması için ...'in kendisine verdiğini beyan etmiştir.
Sanık aşamalardaki savunmalarında; telefonları tanımadığı bir şahıstan satın aldığını, fatura almadığını, telefonların bir kısmının bozuk olduğunu tamir edip satacağını, kamu zararını ödeyecek gücünün olmadığını beyan etmiştir.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun cihaz sorgulama raporuna göre ele geçen cep telefonlarının kaçak olduğu anlaşılmıştır.
Sanık savunması ve tüm dosya kapsamına göre sanığın eyleminin sabit olduğu belirlenmekle, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
1. Suç tarihinde yürürlükte bulunan 6455 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen suçun üst sınırının iki yılın altında olduğu gözetilerek;
17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 251 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adlî para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinde yer alan geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile “01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19.08.2020 tarih ve 31218 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “...kovuşturma evresine geçilmiş...” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “...basit yargılama usulü...” yönünden Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, 5271 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olmakla birlikte, iptal kararının sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu, zira 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan 5237 sayılı Kanun'un 7 nci ve 5271 sayılı Kanun’un 251 inci maddeleri uyarınca sanığın eyleminin “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması yönüyle hukuka aykırı bulunmuştur.
2.Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5607 sayılı Kanun uyarınca hüküm kurulduğu halde 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrası uyarınca cezada indirim yapılmak suretiyle karma uygulama yapılması hukuka aykırı bulunmuştur.
Kabule göre de;
3.7242 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulanmasının olanaklı hale geldiği ve sanığa soruşturma aşamasında etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmadığı cihetle, suça konu kaçak eşyaların gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarın sanık tarafından kovuşturma evresinde ödenmesi halinde 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezasında yarı oranında indirim yapılacağının ihtar edilmesi gerektiği gözetilmeden sanığın cezasında üçte bir oranda indirim yapılacağı ihtar edilerek indirim oranında yanıltılması ve hüküm verilinceye kadar ödeme yapabileceğinin ihtarı yerine duruşma gününe kadar ödeme yapması gerektiği ihtar edilerek savunma hakkının kısıtlanması, hukuka aykırı bulunmuştur.
4.5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53 üncü maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca kısa süreli hapis cezası ertelenen sanık hakkında hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceği gözetilmeden hüküm tesisi isabetsiz bulunmuştur.
5.Sanıkta 34 adet kaçak telefon ele geçirildiği olayda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 61. maddesi uyarınca alt ve üst sınırlar arasında temel ceza belirlenirken suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı ve failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı unsurları dikkate alınması gerekmekte olup, dosya kapsamına göre sanığın benzer olaylarla karşılaştırıldığında vehamet arz etmeyen fiilinin, teşdidi gerektirmediği halde, hapis ve adlî para cezasında teşdit uygulanması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini, hukuka aykırı bulunmuştur.
6.Sanığın mahkumiyetine karar verilmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi uyarınca, kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine maktu vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan ... İdaresi vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 07.05.2024 tarihinde karar verildi.