Esastan Ret
Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalıya bağlı 55. Bakım Merkezi Komutanlığı nezdinde tahmil ve tahliyeci olarak çalışmaktayken 18.01.2009 tarihinde tren vagonu kapısından tahliye yaparken 50-60 kg ağırlığındaki bir ruloyu çekerken iş kazası geçirerek belinden yaralandığını, SGK tarafından iş göremezlik oranın %35 olarak tespit edildiğini, geçici ve sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 1.000,00 TL maddi ve 80.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 227.449,63 TL'ye artırmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya müvekkili nezdinde İSG eğitim ve talimatlarının verildiğini, davacınıun müvekkili adına 18.01.2009 tarihinde vagonlardan herhangi bir tahliye işinin olmadığını, var ise bu kayıtlarının ilgili yerlerden sorulmasını, olay tarihi itibariyle hastaneye müracaatı olup olmadığının araştırılması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kazazedenin 18.01.2009 tarihinde işyeri çalışmaları sırasında yerdeki rulolardan birini kaldırdığı esnada belinde meydana gelen ses ve ağrı ile yere düşmesi ve daha sonraları da bu ağrının giderek artması sonucu yaralanması neticesinde iş kazasının meydana geldiği, meydana gelen olayda kusur oranlarının belirlenmesi amacıyla dosyaya sunulan 25.05.2016 tarihli heyet raporunda davalı işverenin %60, kazazedenin ise %40 oranında kusurlu olduğu belirlenmiştir. Bu rapordan hareketle, meydana gelen bu kazada, davalı işverenin işin ve sigortalı işçinin güvenliğinin sağlanması hususundaki yükümlüğünü yerine getirmediği, iş güvenliğinin işçinin inisiyatifine bırakılmayacağı ve davacı işçinin dikkatsizliği, tedbirsizliği olgusundan, davalı işverenin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğinden hareketle asli derecede %60 kusurlu olduğunun tespit edildiği, mahkemece aldırılan kusur raporu kapsamı değerlendirildiğinde alınan raporun hüküm kurmaya elverişli bulunduğu, dosya içerisinde yer alan Kocatepe Sağlık Kurulu tarafından verilen raporda davacının maluliyet oranının %35.2 olarak belirtildiği, 15.05.2017 tarihli hesap bilirkişi raporunda davacının maluliyet oranının %35,2 olarak tespit edildiğinin açıkça yer aldığı, raporun davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekilince maluliyete ilişkin süresinde açıkça itirazda bulunulmadığı, davacının dava konusu iş kazası nedeni ile meydana gelen sürekli iş göremezlik derecesinin %35,2 olduğu kanaatine varıldığı, tarafların kusur durumuna göre 15.05.2017 tarihli hesap bilirkişi raporu ve 18.09.2017 tarihli ek hesap bilirkişi raporunun alındığı alınan bu ek rapora göre maddi tazminat alacağı olarak 227.449,93 TL maddi tazminat ile 65.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 18.01.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının işe başlarken askeri işçi olur raporu aldığını, 2012 tarihinde meslek hastalığına tutulduğu iddiası ile Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurduğunu, SGK raporuna göre davacı hakkında herhangi bir meslek hastalığı tespiti yapılmadığını, sonrasında davacının iş kazasına uğradığı iddiası ile Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat ettiğini, davacı işçi hakkında 11.06.2014 tarih ve 402844/İNC/13 sayılı İnceleme Raporu tutularak iş kazasına uğradığı tespiti yapıldığını, bu raporda herhangi bir tıbbi inceleme yaptırılmadan ve iş yerinde fiili inceleme yapılmadan rapor hazırlandığını, davacının iddia ettiği tarihin Pazar günü olduğunu, puantaj kayıtlarının dikkate alınmadığını, bu tarihlerde bir iş kazası kaydının bulunmadığını, iş kazası olarak kabul edilmiş olan bel fıtığı tanısının ancak tıbbi bir inceleme sonucu konabileceğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki kayıt ve belgelerden, kazalı sigortalının yaralanması ile sonuçlanan 18.01.2009 tarihindeki kazanın Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, davalı tarafça olayın iş kazası olmadığı iddiasıyla açılan davanın reddine karar verildiği, bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, Kocatepe SGM maluliyet tespit kararında %35,2 oranında meslekte kazanma gücü kaybının belirlendiği, mahkeme tarafından hükme esas alınan kusura ilişkin bilirkişi raporunda davalının % 60 ve kazalının % 40 oranında kusurlu olduklarının belirlendiği, hesaba ilişkin bilirkişi raporunun genel ilkelere uygun olarak hazırlandığı, davacının maddi zarar miktarının belirlendiği, bu miktardan Kurum tarafından bağlanan gelirin ilk PSD’nin rücu edilebilir kısmının tenzili yapıldığında toplam maddi zararın 227.449,93 TL olduğu, aldırılan raporların dosya kapsamına ve olayın oluşuna uygun olduğu, anlaşılmakla, tarafların kusur durumu, zararın ağırlığı, olay tarihi gibi hususlar dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının da hakkaniyete uygun olduğu anlaşıldığından Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden aykırılık bulunmadığı göz önünde bulundurularak davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; olayın iş kazası olmadığını, iş kazası tarihinin belirsiz olduğunu, tıbbi kayıtlarda iş kazası belirlemesi olmadığını, SGK iş kazasına ilişkin tespitin herhangi bir tıbbi inceleme ve işyerinde fiili inceleme içermediğini, tıbbi inceleme neticesinde bel fıtığının iş kazası olarak tespit edilebileceği halde SGK müfettiş yardımcısı tarafından iş kazası teşhisi konduğunu, iş kazasının gerçekleştiği iddia edilen 18.01.2009 tarihinin Pazar günü olup puantaj kayıtları dikkate alındığında bu gün için çalışmanın olmadığı aynı zamanda iş kazası olduğuna dair de bir kaydın olmadığı gibi iş kazası değil lumbalji bel ağrısı tanısı ile beyin cerrahi polikliniğine başvurusunun 02.02.2009 tarihinde viziteye çıktığını ve bu vizite neticesinde de iş kazası tanısı olmadığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369,370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat sorumluluğu ve miktarının tespiti" açısından iş kazasının gerçekleştiği tarih de gözetilerek yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanunun 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 ve 420 nci maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile iş kazasının SGK yönünden sonuçları" açısından 5510 sayılı Kanun'un 13,16,19,20,21,95 inci maddeleri ile Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 28.06.1976 gün, 1976/6-4 sayılı Kararı, "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısından iş kazasının gerçekleştiği tarih de gözetilerek yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi ile 04.12.1973 tarih ve 7/7583 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlükte bulunan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü maddeleri,"usuli kazanılmış hak" açısından 04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı ve 09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarıdır.
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2.Bilindiği üzere tarafların tüm delilleri toplanıp, tetkik edildikten, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra Hakimin, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 298 inci maddesi uyarınca kararlarını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu HMK’nın 297/2 nci maddesinde öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur.
3.Bu aşamadan sonra yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı kısa karar doğrultusunda ve yasal gerekçeleriyle birlikte mahkemenin yazmasından ibarettir. Artık bu karardan dönme (rücu) olanaklı olmadığı gibi, kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun biçimde yer alması gerekir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 E. ve 1992/4 K. sayılı ve 10.4.1992 günlü kararı).
4.Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup, bu kurala kanun koyucu HMK’nın 294 ve 298 inci maddeleriyle varlık kazandırmıştır.
5.Gerçekten de anılan maddeler kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerdendir. Bu maddeler uyarınca kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. 298/2 nci maddesine göre de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Yine Anayasamızın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir.
6.Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı HMK’nın 297 nci maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Ne var ki, uygulamada HMK’nın 294. maddesinin getirdiği imkândan faydalanarak bazı zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağı geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. İşte bu gibi hallerde, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olması zorunludur.
7.Esasen kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan elini çekmiş olan hâkimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyeti, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasanın 141 inci maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum oluşturur. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargı, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
8. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi kararı gerekçe ve hüküm fıkrası uyumlu olmakla birlikte dava dilekçesi ile cevap dilekçesinin dosya ile ilgisi olmayan bir davaya ilişkin olduğu bu yönle kararda açıkça anlaşılabilir nitelikte yazım hatası bulunduğu anlaşılmaktadır.
9. O halde, HMK'nın 369 uncu maddesi kapsamında kanunun emredici hükmüne aykırı görülen hususlar re'sen dikkate alınarak mahkemece verilen kararı bozulmalıdır.
10. Ne var ki bu hataların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi gerekçesindeki yazım hatasının düzeltilerek onanması gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilinin temyiz itirazları gözetilerek kanunun emredici hükmüne aykırı görülen hususlar re'sen dikkate alınarak temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararın gerekçesinin dava ve cevap dilekçesinin özetlendiği, 1. ve 2. Paragraflarının silinerek yerlerine;
"Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, davalıya bağlı 55.Bakım Merkezi Komutanlığı nezdinde tahmil ve tahliyeci olarak çalışmaktayken 18.01.2009 tarihinde tren vagonu kapısından tahliye yaparken 50-60 kg ağırlığındaki bir ruloyu çekerken iş kazası geçirerek belinden yaralandığını, SGK tarafından iş göremezlik oranın %35 olarak tespit edildiğini, geçici ve sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 1.000,00 TL maddi ve 80.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 227.449,63 TL'ye artırmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıya müvekkili nezdinde İSG eğitim ve talimatlarının verildiğini, davacının müvekkili adına 18.01.2009 tarihinde vagonlardan herhangi bir tahliye işinin olmadığını, var ise bu kayıtlarının ilgili yerlerden sorulmasını, olay tarihi itibariyle hastaneye müracaatı olup olmadığının araştırılması gerektiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir." ibaresinin yazılmasına, hükmün bu şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
3.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.