Mahkumiyet
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak,
1- Sanığın eylemini, mağdurun icra satışına alacaklı vekili olarak girmesinden önce tehdit etmek suretiyle gerçekleştirdiğinin kabul edilmesi karşısında; icra dosyası veya onaylı örneği getirtilerek incelenmesi, gerektiğinde icra müdürünün dinlenilmesinden sonra, tüm deliller birlikte değerlendirilerek eylemin TCK'nın 235/2-c, 3-a maddelerine uyan ihaleye fesat karıştırma suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kabule göre de;
5237 sayılı TCK'nın 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde; "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" denilmek suretiyle "kamu görevlisi"nin tanımı yapılmış, maddenin gerekçesinde de "...kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegâne ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır." dendikten sonra kamusal faaliyet de; "Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Yargıtay CGK'nın 12/04/2011 gün ve 2010/9-258 Esas, 2011/46 sayılı Kararına göre de, "5237 sayılı Türk Ceza Yasasının 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendindeki "kamu görevlisi" tanımında yer alan "katılan kişi" ibaresi ile madde gerekçesinde yer alan "kamusal faaliyet" açılımından hareketle, bir kimsenin Ceza Yasası uygulamasında "kamu görevlisi", yapılan faaliyetin de "kamusal faaliyet" sayılabilmesi için, kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması, bunun da Anayasa ve yasalarda belirlenmiş usullere göre verilmiş bir siyasal karara dayalı olması ve ayrıca faaliyetin kamuya ait güç ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilmesi gerekmektedir."
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 1. maddesindeki avukatlığın kamu hizmeti ve yargının kurucu unsurlarından olduğuna ilişkin belirleme, 2. maddesinde yazılı amacı, 76/1 ve 109/1-2. maddelerindeki baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları olduğuna ilişkin hükümler ile 5237 sayılı TCK'nın 6/1-c maddesindeki tanım ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; sanığın eylemini mağdurun icra satışına alacaklı vekili olarak katılmasından önce gerçekleştirdiğinin kabul edildiği somut olayda, dosyada mevcut “Dosya inceleme tutanağı”nın içeriğine göre mağdurun vekaletnamesini suç tarihinde icra dosyasına ibraz ettiği de dikkate alındığında, icra dosyası veya onaylı bir örneği getirtilerek, mağdurun hangi aşamada alacaklı vekili sıfatı aldığı ve sanığın, mağdurun alacaklı vekili olduğunu bilip bilmediği de araştırılarak, tüm deliller birlikte değerlendirilerek, mağdurun icra satışına katılması eyleminin avukatların 1136 sayılı Kanunun 35/1 ve 35/A maddelerinde yazılı ve münhasıran avukatlar tarafından yapılabilecek iş ve işlemlerden olup olmadığı tartışılmadan TCK. 265/2. maddesinin uygulanması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmüş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yeniden hüküm kurulurken aleyhe temyiz olmadığından, 1412 sayılı CMUK'nın 326/son maddesinin gözetilmesine, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10.07.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.