HÜKÜMLER: Sanık ... hakkında kaçakçılık suçundan beraat,
sanık ... hakkından kaçakçılık suçundan mahkûmiyet,
kaçak eşyanın müsaderesi
A.Şikâyetçi Hazine ve Maliye Bakanlığı Vekilinin Temyizi Yönünden
Açılan kamu davasının niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen ve katılan sıfatı alması mümkün olmayan Hazine ve Maliye Bakanlığının, hükmü temyiz etme hakkı ve yetkisi bulunmadığından, Hazine ve Maliye Bakanlığı vekilinin hükmü temyize hakkı olmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
B.Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi Yönünden
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
1.Şikâyetçi Hazine ve Maliye Bakanlığı vekilinin temyiz sebepleri; sanık hakkındaki beraat kararının usul ve kanuna aykırı olduğuna ve re'sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulması talebine ilişkindir.
2.Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri; soruşturmanın kanuna aykırı yapıldığına, arama tutanaklarının usulsüz düzenlendiğine, işyerinde ele geçen eşyanın tamir için bırakıldığına, kargo ile gelen eşyanın sanıkla ilgisinin bulunmadığına, bu nedenle eşyanın tamamından sorumlu tutulmaması gerektiğine ve re'sen gözetilecek nedenlerle hükmün bozulması istemine ilişkindir.
İhbar üzerine, suç tarihinde, arama kararına istinaden, sanık ...’un işlettiği iki ayrı işyerinde, sanık ...’in huzurunda yapılan aramada, kargo kolisinde ve iş yerlerinde olmak üzere toplam 233 adet kaçak cep telefonu, 55 adet batary, 12 adet mp3 çalar ve 29 adet etiket ele geçirilmiştir.
Sanıklar hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun (5607 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasına ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun (5809 sayılı Kanun) 63 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasına aykırılık suçlarından cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
Sanık ... savunmalarında; arama yapılan işyerlerinin kendisinin adına kayıtlı olduğunu, birisini kendisinin işlettiğini, diğerini de diğer sanığın işlettiğini, işyerinde ele geçen cep telefonu, bataryalar ve M3 çaların kendisine ait olduğunu, kargo kolisindeki cep telefonlarının kendisine ait olmadığını, işyerinde ele geçen eşyanın ikinci el ve tamir için bırakıldığını beyan etmiştir.
Sanık ... savunmalarında; işyerinin sanık ...’a ait olduğunu, işyerinde işçi olarak çalıştığını, suça konu eşyalarla ilgili bilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.
Tutanak tanığı .... Beyanlarında; arama yapılan işyerinin sanık ...'a ait olduğunu, diğer sanık ...'in işçi olarak çalıştığını beyan etmişlerdir.
Suça konu eşyanın kaçak olduğuna ilişkin bilirkişi raporu dava dosyasında mevcuttur.
Kaçak eşyaya mahsus tespit varakası dava dosyasında bulunmaktadır.
A.Şikâyetçi Hazine ve Maliye Bakanlığı Vekilinin Temyizi Yönünden
Açılan kamu davasının niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen ve katılan sıfatı alması mümkün olmayan Hazine ve Maliye Bakanlığının, hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunmadığından, Hazine ve Maliye Bakanlığı vekilinin temyiz inceleme isteğinin karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
B.Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi Yönünden
İhbar tutanağı ve olay tutanaklarına göre, suç tarihinde sanığın işlettiği işyerlerinde kaçak cep telefonları, cep telefonu bataryaları ve mp3 çaların ele geçirilmiş olması, tanıklarının beyanları ve tüm dosya kapsamına göre, sanık ...'un eyleminin sabit olduğu belirlenmekle, sanık ... hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
1.Suç tarihinde yürürlükte bulunan 6455 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 5607 sayılı Kanun'un üçüncü maddesinin beşinci fıkrasında düzenlenen suçun üst sınırının iki yılın altında olduğu gözetilerek;
Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı sonrası 17.10.2019 tarihinde kabul edilen 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi ile yeniden düzenlenen ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin birinci fıkrasında hüküm altına alınan basit yargılama usulüne ilişkin aynı Kanun'un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “...kovuşturma evresine geçilmiş...” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi, aynı şekilde 16.03.2021 tarihli, 31425 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarih ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararı ile yargılama aşamasında olup, henüz kesinleşmiş hükümle sonuçlanmamış dosyalar yönünden, ceza miktarı üzerinde fail lehine etki doğuracağı, bu nedenle belirli bir tarih itibariyle hükme bağlanmış olan dosyalarda basit yargılama usulünün uygulanmamasının Anayasa'nın 38 inci maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle 7188 sayılı Kanun'un 31 inci maddesiyle eklenen Geçici 5 inci maddenin (d) bendinde yer alan "...hükme bağlanmış..." ibaresinin iptal edildiği de dikkate alınmak suretiyle, 5237 sayılı Kanun'un 7 nci ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddeleri uyarınca sanığın eyleminin mahkemesince “Basit Yargılama Usulü” yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2.Dava konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katının ödenmesi halinde; soruşturma evresinde etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmamış ise verilecek cezada 1/2 oranında, yapılmış ise 1/3 oranında indirim yapılacağı belirtilerek, 7242 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca etkin pişmanlık ihtaratında bulunulması gerektiği de göz önünde bulundurulmak suretiyle; hükümden sonra 10.12.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasının “yirmiüçüncü” fıkra olarak değiştirildiği gözetilerek, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiüçüncü fıkrasına eklenen "Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması halinde ise üçte birine kadar indirilir." şeklindeki düzenlemenin sanık ... lehine hükümler içerdiği, yine aynı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği anlaşılmıştır. 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ve 7242 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a eklenen geçici 12 nci maddenin ikinci fıkrası gereği ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının mahkemesince saptanması ve sonucuna göre uygulama yapılmasında zorunluluk bulunması bozmayı gerektirmiştir.
3.Dava konusu eşya hakkında 26.05.2014 tarihinde tasfiye kararı verildiğinin anlaşılması karşısında, eşya tasfiye edilmiş ise tasfiye bedelinin Hazine adına irat kaydına, tasfiye edilmemiş ise 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereği müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Sanıklar hakkında kaçak cep telefonları nedeniyle 5809 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrası muhalefetten kamu davası açılmış olmasına karşın, bu konuda hüküm kurulmamış ise de, zamanaşımı süresi içerisinde bu dava hakkında mahallinde karar verilmesi mümkün görülmüştür.
A.Şikâyetçi Hazine ve Maliye Bakanlığı Vekilinin Temyizi Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle, şikâyetçi Hazine ve Maliye Bakanlığı vekilinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
B.Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle İstanbul 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.04.2016 tarihli ve 2012/3088 Esas, 2016/134 Karar sayılı kararına yönelik sanık ... müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 14.02.2024 tarihinde karar verildi.