Yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulü

Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i, manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili şirketin 1953 ylında ABD’de kurulduğunu, paslanmayı önleyici çözücü ve yağ gidericiler için özel formüllü ürünü “WD-40 Multi-Use” ürünü olarak markalandırdığını, WD-40 markasının sektöründe dünya çapında tanındığını, Türkiye’de 81413 sayılı ilk marka başvurusunu 17.08.1973 tarihinde yaptığını, tanınmış marka olduğunun Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 5.09.2013 tarihli ve 2013/158 E. 2013/9 K. sayılı kararıyla da kabul edildiğini, davalının, 40+ 404 ibaresi ile satışa sunduğu pas sökücü ürünleri ile müvekkilinin tescilli ve tanınmış markalarını ve ticari takdim şeklini birebir taklit ettiğini, müvekkilinin faaliyetleri ve iş mahsulleri ile iltibas yarattığını ileri sürerek davalı kullanımının müvekkili markasına tecavüz teşkil ettiğinin tespitine, men'ine, ref'ine, haksız rekabetin tespitine, men'ine, ref'ine ve 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline, hükmün ilanına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin 1963 yılında kurulduğunu, Türkiye'nin en tanınmış yapıştırıcı üreticisi olduğunu, sektörde ve tüketiciler nezdinde tanınmışlığı yüksek bir marka olduğunu, davacı markasının benzerliğinden yararlanılarak markanın sömürülmesi ve haksız kazanç sağlanmasının söz konusu olmadığını, Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRK PATENT) nezdinde “404 40+şekil markasının 1 ve 3 nolu sınıfta ver alan mal ve hizmetlerde kullanılmak üzere 18.12.2000 tarihinde tescil başvurusunda bulunulduğunu, TÜRK PATENT tarafından yapılan inceleme sonucu tescile engel mutlak red sebebi bulunmayarak Resmî Marka Bülteninde yayınlandığını, yayına muhatap tarafından herhangi bir itirazda bulunulmadığını, 04.06.2002 tarihinde tescil edildiğini, müvekkilinin bu tescili markası ile 17 yıldır üretim ve satış yaptığını, tüketici tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, davacı tarafından şişe tasarımı başvurusu üzerinden gidildiği kabul edilse dahi, müvekkili şirketin marka koruma tarihinin önceki tarihli olduğunu, taraf markalarının farklı nice sınıflarında tescilli olduğunu, dava konusu markanın müvekkili şirketin tescilli "404" markalarının seri markası niteliğinde olduğunu, bilgilenmiş kullanıcının davacı markaları ile müvekkili markalarını karıştırmasının mümkün olmadığını, tescil sürecinde herhangi bir itirazı olmayan davacı şirketin işbu davasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, müvekkilinin 1963 yılından günümüze kadar yaygın ve sürekli kullanımının, davacıya ait "sekil+WD-40" ibareli markalardan haksız yararlanma niyetinde olmadığının bir kanıtı olduğunu, müvekkili şirketin davacı şirketin markasının tanınmış marka olmasından yararlanmasının söz konusu olmadığını, müvekkilin tescil ve kullanım süresi göz önüne alındığında haksız rekabetten söz edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının tescilli markasında 404 ibaresinin üstte büyük yazıldığı, 40+ ibaresinin aşağıda ve 404 ibaresine nazaran daha küçük yazıldığı, davalı kullanımında ise 40+ ibaresinin üstte büyük, 404 ibaresinin aşağıda ve 40+ ibaresine nazaran daha küçük yazıldığı, davalı tescilli “404 40+ Şekil” markasını tescil edildiği şekilde kullanmadığından tescile dayalı kullanımının söz konusu olmadığı, bu sebeple tescilli kullanım savunmasının dinlenilemeyeceği, ayrıca 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 155 inci maddesi karşısında bu savunmanın her halükarda kabul edilemeyeceği, davalının “404 40+ Şekil” markasını davacının markalarına yaklaştırarak kullandığı, davacı ve davalı kullanımlarının her ikisinin ürün adının sarı fon üzerine mavi renk ile yerleştirildiği, her ikisinde de 40 sayısının yer aldığı, her iki ürün ambalajının lacivert renkli olduğu, her ikisinin de kırmızı kapaklı olduğu, her iki ambalajın şeklinin, ambalajda kullanılan renklerin, renklerin yerleşiminin, birbirlerine oranının ve figüratif oranının benzer olduğu, davalı kullanımının bütünsel olarak bıraktığı izlenim dikkate itibariyle davacının tescilli markalarından önemli bir farklılık oluşturmadığı, sıradan normal bir tüketicinin davacının sattığı ürün yerine, davalının benzer ambalajındaki aynı cins ürününün satın alabileceği, bu haliyle davalı fiilinin, davacının tescilli 81413,163951,171159,2012 55993 ve 2012 55984 sayılı markalarından doğan haklara tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiği, davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet eylemi nedeniyle manevi olarak zarar gördüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının 40+404 Mavi zemin üzerine 40+ kısmı sarı renkli çerçeve içerisinde ve kırmızı kapaklı sprey ürünü üreterek davacının tescilli markasına tecavüzde bulunduğunun ve haksız rekabette bulunduğunun tespitine, tecavüzün men'ine ve ref'ine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin tescilli markalarının davalı markaları ile iltibas oluşturmadığını, müvekkili markasının tescil ve kullanım süresi dikkate alındığında haksız rekabetin söz konusu olmadığını, tescilli markanın kullanımının marka hakkında tecavüz ve haksız rekabet oluşturmadığını, taraf markaları farklı sınıflarda tescili olduklarından, mevzuatın aradığı iltibas şartlarının gerçekleşmediğini, müvekkili şirketin önceye dayalı hak ssahipliği ile ilgili olarak gerçek hak sahipliği ilkesinin ve marufiyet kuralının dikkate alınmadığını, davacının önceden beri kullanım iddiasnıa ilişkin olarak yoğun kullanımını yeterli belge ile ispat edemediğini, davacının, müvekkili şirketin başvuru ve koruma tarihli markası ile iltibas oluşturabilecek nitelikte marka başvuru tarihlerinin müvekkili şirketin marka koruma tarihinden sonra gerçekleştirdiğini, 6769 sayılı Kanun'un 155 inci maddesinin bu sebeple uygulanamayacağını, davacı markasının tanınmış olmasının, müvekkilinin tesciili markasını kullanmasına engel olmayacağını, davacı markasını Paris Sözleşmesi anlamında tanınmış marka olmadığını, müvekkili şirketin markasının tescil ve kullanım süresi dikkate alındığında haksız rekabetin söz konusu olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 17.08.1993 başvuru tarihli 81413 numaralı 02. sınıfta WD_40 markasının, 09.10.1995 başvuru tarihli 163951 numaralı 04. sınıfta WD-40 markasının, 08.05.1996 başvuru tarihli 171159 numaralı 02,04. sınıfta ambalaj şekil markasının ve 19.06.2012 başvuru tarihli 2012/55993 numaralı 02,04. sınıfta WD-40 ibareli ambalaj şekil markasının davacı adına tescilli ve koruma altında olduğu, davalı adına 01,03. sınıfta "Yağlama ve nem giderici, pas sökücü, slikon akrilik, yapıştırıcı" emtialarında 18.12.2000 başvuru tarihli 2000/27413 numaralı 404 40+ şekil markasının tescilli ve koruma altında olduğu, bilirkişi raporunda; derecattan geçerek kesinleşen Bakırköy 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 05,09.2013 tarihli kararına göre davacıya ait WD-40 ibareli markaların tanınmış marka olarak kabul edildiği, davalının tescilli marka kullanımının tecavüz teşkil etmeyeceği savunmasının 6769 sayılı Kanun'un 155 inci maddesi karşısında kabul göremeyeceği, davalının “404 40+ Şekil” markasını tescil edildiği şekilde kullanmadığı, dolayısıyla tescile dayalı kullanımının söz konusu olmadığı, davacı ve davalı kullanımlarına göre davalı fiilinin davacının tescilli markalarından doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin belirtildiği" davalı tarafça ürün ambalajı üzerindeki markasal kullanımın, tescilli marka kapsamında olduğunun ileri sürüldüğü, dava tarihinde yürürlükte olan 6769 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine göre markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılmasının markayı kullanma kabul edileceği, davalı tarafça seri markalarının bulunduğu ileri sürülerek dosyaya marka tescil belge örneklerinin sunulduğu, davada dayanılan 2000/27413 başvuru numaralı markada olduğu gibi diğer markalarında da "404" ibaresinin asıl unsur olarak yer aldığı, yanına başka unsurlar getirildiği, uyuşmazlığa konu üründe ise 40+ ibaresinin üstte ve öne çıkarılacak şekilde yazıldığı, 404 ibaresinin altta ve daha az dikkat çekecek şekilde yer aldığı, ürün ambalajının renklerinin ve renklerin kullanım şeklinin, kırmızı kapağın davacının tescilli ambalaj markası ile karışıklık yaratacak şekilde kullanıldığı, davacı markasındaki -40 ibaresi ile iltibas yaratacak şekilde 40+ ibaresine yer verildiği, davalı tarafın tescilli markası kapsamında kullanımı bulunmadığından 6769 sayılı Kanun'un 155 inci maddesindeki öncelik hakkının davalı tarafça ileri sürülemeyeceği, markaya tecavüzün tespiti, men'i ve ref'i ile, markaya tecavüz nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesinin yerinde olduğu, ancak dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin dördüncü alt cümlesi ve madde gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, markaya tecavüz fiili, dava tarihinde yürürlükte olan 6769 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinde de düzenlendiğinden ve 55 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 no.lu alt bendi düzenlemesinde yürürlükten kalkan 6102 sayılı Kanun'un 57 nci maddesinin beşinci fıkrasındaki "ürün adı, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmediğinden, kümülatif koruma sağlamayacağından, haksız rekabete ilişkin davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, kazanılmış hakalr gözetilerek yeniden hüküm tesisine, buna göre davanın kısmen kabulüne, davalının 40+404 Mavi zemin üzerine 40+ kısmı sarı renkli çerçeve içerisinde ve kırmızı kapaklı sprey ürünü üreterek davacının tescilli markasına tecavüzde bulunduğunun tespitine, tecavüzün men'ine ve ref'ine, davalı tarafından tecavüz oluşturacak şekilde kararda bahsedildiği nitelikteki ürününün üretilmesinin satış depolama ve pazarlanmasının önlenmesine, bu şekilde üretilmiş ürün varsa bulundukları yerden toplanmasına ve sadece bu ürünler ile sınırlı olmak üzere imhasına, davalı internet sitesinde tarif edildiği şekilde ihlal yaratan ürünlerin varsa çıkarılmasına, davacının markaya tecavüzden kaynaklanan manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair manevi tazminat talebinin reddine, kararın ilanına, haksız rekabetten kaynaklanan davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde, haksız rekabetle ilgili karara itirazlarının olmadığını belirterek diğer talepler yönünden verilen kabul kararına yönelik olarak istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.

Dava, davalı kullanımlarının, davacı markalarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespiti, men'i, ref'i ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6769 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 29 ve 155 inci maddeleri.

3. 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin dördüncü alt cümlesi, 57 nci maddesinin beşinci fıkrası.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.