İstinaf başvurusunun esastan reddine

Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Denetleme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 2017/57342, 2014/64557 ve 2014/33055 sayılı “... ....”, “.... ... .... ....+şekil”, “.... ...” ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının bu markalar ile karıştırılma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “... ...” ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere başvuruda bulunduğunu, 2018/15645 kod numarasını alan başvuruya müvekkilinin itirazının YİDK'in 2019-M-5602 sayılı kararı ile yerinde görülmeyerek reddedildiğini, oysa dava konusu markanın, müvekkili şirketin markaları ile aynı emtiaları kapsadığını, müvekkilinin markalarının esaslı unsuru olan “...” ibaresini içerdiğini, dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin "hız yarışçısı" anlamına geldiğini ve “...” kelimesi ile ilintili olduğunu, tüketicilerin “...” ibaresini okuyacaklarını, “...” ibaresini ise davacının seri markası olarak değerlendireceklerini, hedef kitle nezdinde “...” markasının, içinden otomobil çıkartmaları/resimleri çıkan sakız markası olarak yaygın bir şekilde tanındığını, bu tanınmışlıktan dolayı “...” kelimesinin peşine ne gelirse gelsin, bu şekilde yaratılan markaların “...” markası olarak algılanacağını ileri sürerek, davalı ... YİDK kararının iptalini ve diğer davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

1.Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde; müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

2.Diğer davalı şirket vekili cevap dilekçesinde; dava konusu markanın özgün bir yazı stili ile kaleme alındığını, kırmızı renkte harflerin kullanıldığını, herhangi bir kısmın ön plana çıkarılmamış olduğunu, vurgunun markanın tamamına yapıldığını, tamlama şeklinde oluşturulmuş bulunan ibarelerin tamamının bir bütün olarak markanın esas unsurunu oluşturduğunu, davacı markalarında yer almayan unsurlara, kelimelere, davalı markasında esas unsur olarak yer verildiğini, bu durumun markaları sadece görsel olarak değil, işitsel ve anlamsal düzeyde de ayırt edici derecede farklılaştırdığını, davacı markasında yer alan “...” ibaresinin davacı tarafından yaratılmış fantezi bir ibare olmadığını, bu ibarenin günlük ve ticari hayata yaygın kullanımı, anlamı ve tasviri niteliği dikkate alındığında, ayırt edici niteliğinin doğuştan görece düşük olduğunu, tanıtma işareti olarak zayıf bir marka seçen kimsenin bunun sonuçlarına katlanmak, yani o tanıtma işaretine ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda bulunduğunu, müvekkilinin markasında farklı kelime renk ve şekil unsurlarının bir araya getirilmesi suretiyle ayırt edici değişiklikler yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu 2018/15645 kodlu “... ...” ibareli markanın kapsadığı 30. sınıf emtiaların, davacı markalarının kapsamında yer alan 30. sınıf emtiaların aynısı olduğu, ancak taraf markaları arasında 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında halk nezdinde karışıklığa neden olacak derecede bir benzerliğin bulunmadığı ve markalar arasında iltibas ihtimalinin ortaya çıkmayacağı, zira dava konusu markaların ortak "..." ibaresini içermelerine rağmen bütün itibariyle bıraktıkları izlenimin farklı bulunduğu, dava konusu markada "..." kelimesinin ön plana çıkarılmaması, diğer kelime unsurları ile bir bütün halde yer alması sebebiyle görsel, işitsel ve anlamsal farklılaşmanın sağlandığı, davaya konu başvuruda geçen “...” kelimesinin, tek başına ayırt edici karakter olarak değil, birlikte ayırt ediciliği olan kelime öbeğinin içerisinde yer alan bir kelime olarak kullanıldığı, "..." kelimesinin görece ayırt ediciliğinin düşüklüğü çerçevesinde bir değerlendirme yapıldığında, davalının “... ...” ibareli markasının, davacının "..." kelimesini haiz markalarından farklı ve yeni bir marka olduğu, tüketicilerin de markaları bu şekilde algılayacakları, markalar arasında çekişme konusu 30. sınıf mallar bakımından karıştırılma ihtimali de dahil, iltibas ihtimalinin bulunmadığı, dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerin tanınmışlığı ispat eder nitelikte olmadığı, esasen taraf markaları benzer görülmediğinden, 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin beşinci fıkrasının eldeki davada uygulanmasını gerektirecek şartların oluşmadığı, dava konusu başvurunun kötü niyetle yapılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirket adına "... "..." ve ".... ..." markalarının tescil edildiğini, davalı tarafça tescili talep edilen “... ...” markasının, müvekkili firmanın markaları ile ayırt edilemeyecek derecede benzer bulunduğunu, markalar arasındaki ortak unsurun "..." ibaresi olduğunu, "..." ibaresinin peşine eklenmiş olan “xtreme” ifadesi ile diğer logoda yer alan “powergum” ve “soft bubble gum” ibarelerinin, “...” ibaresinin yanında yan unsurları oluşturduğunu, bu nedenle halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil, karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, “...” ibaresinin müvekkili şirketle özdeşleşmiş hale geldiğini, aynı hizmet sınıfında aynı tüketiciye hitap edecek olan markasını, uzun yıllardır hizmet veren, tüketici tarafından tanınmış olan müvekkili şirketin markası ile ayniyet derecesinde benzer şekilde tescil ettirmek istemesinin, davalının kötüniyetinin göstergesi olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle ve gerekçelerle hükmün bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.