HÜKÜMLER: İstinaf başvurusunun esastan reddi

İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1.Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 04.12.2019 tarihli ve 2018/252 Esas, 2019/454 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.

2. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 21.12.2020 tarihli ve 2020/1908 Esas, 2020/2489 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Katılan Vekilinin Temyiz İsteği

1.Nitelikli yağma suçunun ... olduğuna, mahkûmiyet kararı verilmesi gerekirken beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğuna,
2.Hukuki vasıflandırmanın hatalı yapıldığına,
İlişkindir.

Temyizin kapsamına göre

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü

1.Sanıkların olay günü saat 11.30 sıralarında Aquapark'a gelerek tanık U.'un kardeşi katılan ...'in araca binmesini istedikleri, araca binmeyeceğini söyleyen katılana ele geçirilemeyen tabanca göstererek binmesini sağladıkları, araç içerisinde katılana hitaben sanık ...'ın "o kantinleri size yedirmem, o abin şimdi seni nasıl kurtaracak" dediği, akabinde sanık ...'ın ...'nin ceplerini karıştırdığı, cebindeki 1.500,00 TL'yi zorla aldığı, ele geçirilemeyen tabancanın kabzesı ile katılanın kafasına vurduğu, sonrasında her iki sanığın da katılanı araç içerisinde darp ettikleri, katılanın aldığı darbelerin etkisi ile kendinden geçtiği, darbe bölgelerinde başlayan kanamanın aracın çeşitli bölgelerine bulaştığı, bir şekilde kapının açılması ile katılanın araçtan düştüğü, sanıkaların araç dışında da katılanı darp ettikleri, bu esnada sanıklardan birinin ele geçirilemeyen silah ile ateş ettiği, sonrasında katılan ...'yi olay yerinde bırakıp ayrıldıkları iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

2.Bununla birlikte, ilk derece mahkemesi tarafından, kolluk tarafından katılan ... ile hastanede yapılan öngörüşmeye ilişkin tutanakta cebindeki paraları zorla alma meselesinden hiç bahsetmemesi, yine katılan mağdurun ağabeyi tanık U. Ç.'in aşamalardaki beyanlarında sanıklarla yapmış olduğu telefon görüşmesi sırasında para meselesinden bahsedildiğinden hiç söz etmediği, özellikle katılanın "seni kurtarmak için bize 15.000 TL para verecek, bu ilk taksidi dediler" şeklindeki beyanı dikkate alındığında sanıkların telefon ile görüştükleri U. Ç.'e yönelik böyle bir taleplerinin bulunmaması, katılanın Cumhuriyet savcılığınca alınan beyanında ...'ın cebini karıştırarak cebinde bulunan 1.500,00 TL parayı zorla alarak kendi cebine koyduğunu beyan etmiş olmasına karşın, kovuşturma aşamasında talimat ile alınan beyanında "şortun cebinde para olduğu için kabarıktı. Ben telefonumu yanıma almadığımı söyledim. Kendisi bana cebindeki kabarıklık ne o zaman dedi. Ben de para olduğunu söyleyince ver dedi. Ben de vermek zorunda kaldım." şeklindeki paranın alınma şekline ilişkin detaylardaki kısmi çelişkilere göre, katılanın yağma suçuna ilişkin beyanlar arasında oluşan çelişkiler ve bu suça ilişkin katılanın beyanını doğrulayacak maddi deliller bulunmaması nedenleriyle nitelikli yağma suçundan sanıkaların beraatine, karar verildiği anlaşılmıştır.

3. Sanıklar aşamalarda suçlamaları kabul etmemiştir.

4. Katılanın aşamalarda kısmen değişen çelişkili beyanları dosyada mevcuttur.

5. Tanık beyanları, kolluk araştırma tutanakları, adli hekim raporları dosyasında mevcuttur.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen Olay ve Olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği ... olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin ... şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."

Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak;

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere göre, olayın sıcağı sıcağına kolluk tarafından katılan ile hastanede yapılan görüşmeye ilişkin tutanakta, katılanın sanıkların kendisinden zorla para aldığından bahsetmemesi, katılanın abisi olan tanık ...'un aşamalarda alınan beyanlarında kendisinden veya kardeşi olan katılandan para istendiğine veya alındığına ilişkin herhangi bir beyanının bulunmaması, katılanın olayın oluşu ile ilgili aşamalarda kısmen çelişkili beyanları karşısında, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine ve incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 21.12.2020 tarihli ve 2020/1908 Esas, 2020/2489 Karar sayılı kararında katılan vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ile re’sen incelenmesi gereken konular yönünden 5271 sayılı Kanun'un 288 inci ve 289 uncu maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, hukuka aykırılık görülmediğinden aynı sayılı Kanunun 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,

06.05.2024 tarihinde karar verildi.