Taraflar arasındaki muvazaa nedeniyle araç satışının iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ve davalının babası ...'in vefat etmeden önce davacıdan mal varlığını kaçırmak ve saklı payını yok etmek amacı ile kendi adına kayıtlı bulunan ... plakalı aracını diğer mirasçı ...'e bağışladığını, dikkat çekmemek için Noterde satış sözleşmesi ile muvaazalı şekilde satış gibi gösterildiğini ileri sürerek ... plakalı aracın Çaycuma Noterliğince yapılan 08.07.2011 tarihli muvaazalı satış sözleşmesinin iptali ile veraset ilamı oranınca pay tespiti ile 2918 sayılı yasa gereğince davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu aracın bedelini peşin ödeyerek satın aldığını belirterek haksız ve yersiz açılan davanın reddini istemiştir.

Mahkemenin 30.06.2024 tarihli ve 2013/412 Esas, 2014/486 Karar sayılı kararıyla, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.

1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 26.06.2020 tarihli ve 2016/18405 Esas, 2020/3027 Karar sayılı ilamıyla, "... Türk Borçlar Kanunu'nun 19 uncu maddesinde genel muvazaa “...tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır” şeklinde düzenlenmiş olup, sözleşmenin bu biçimde yapıldığı iddiası her türlü delille kanıtlanma olanağına sahiptir. Özellikle, resmi sicillere bağlı tutulan malların muvazaalı devrinde Türk Borçlar Kanunu'nun 19 uncu maddesinin (mülga Borçlar Kanunu'nun 18 uncu maddesi) uygulanabileceği ve muvazaa iddiasının araştırılacağı yasal ve yargısal uygulama gereğidir. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2009 günlü ve 1999/4-286 Esas, 1999/293 Karar sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir.

Hâl böyle olunca, dava konusu araç bakımından Türk Borçlar Kanununun 19 uncu maddesi (mülga Borçlar Kanunu'nun 18. maddesi) kapsamında değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir. ..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, "...Muvazaa davasında murisin asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılması gerekir. Muris adına olan tapu kayıtları celp edilmiş ve murisin birden fazla taşınmazı olduğu anlaşılmıştır. Davacı taraf murisin mirasçılarından mal kaçırma amacıyla araç devir sözleşmesi yapıldığını iddia etmektedirler. Murisin davalı tarafa araç dışında herhangi bir başka mal, taşınmaz devretmediği gelen kayıtlardan anlaşıldığı gibi davacı taraf da bunun aksini iddia etmemiştir. Hem davalı hem davacı tarafın murisle olan beşeri ilişkilerinin iyi olduğu bildirilmiştir. Murisin geliri iyi olduğu gibi davalı tarafın da gelirinin oldukça iyi olduğu anlaşılmıştır. Murisin yaşı nedeniyle aracıyla ilgilenemediği, bakımını yaptıramadığı, vergisiyle uğraşmak istemediği tüm bu işlerle oğlu davalının ilgilendiği bu durum karşısında da aracı satmak istemesinin hayatın olağan akışına uygun olduğu, murisin satış iradesini de ilk olarak yakınlarına açıklaması ve aracı yakını olan oğlunun satın almak istemesinin de olağan bir durum olduğu açıktır.

Tüm bu anlatılanlar ışığında davacının iddiasını ispatlayamadığı, murisin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla satış sözleşmesi yaptığının ispatlanamadığı, bu durum karşısında murisin satış iradesine üstünlük tanınması gerektiği yönünde mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmuş olup ispatlanamayan davanın reddine karar venmek gerekmiş..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu aracın noter kanalıyla satış gösterilmişse de bedelin ödendiğine dair banka kaydı ya da elden teslime dair ispat da bulunmadığını, verilen kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, mülga Borçlar Kanunu 18 inci maddesi (TBK 19) kapsamında açılmış muvazaa nedeniyle araç satışının iptali ve tescili talebine ilişkindir.

6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 427,438 ve 439 uncu maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19 uncu maddesi (mülga 18. madde)

Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, özellikle muvazaanın ispatlanamamış olmasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilli tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan mahkeme kararının ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,

06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.