Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi dahili davalılar ... oğlu ... ve arkadaşları tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Dava, mirasçılık belgesinin iptali ile yenisinin verilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece davalı ... oğlu ...'in ölü olduğunun belirlenmesi üzerine mirasçıları ve bu arada oğlu ... davaya dahil edilmek suretiyle yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmiş ise de; verilen karar yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir.
Mirasçılık belgesinin iptali davalarında verilecek hüküm iptali istenilen mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilen ve kendilerine mirastan pay verilen kişilerin haklarını etkileyebileceğinden bu tür davalarda iptali istenilen mirasçılık belgesinde kendisine pay verilen mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Bu olgunun sonucu olarak mirasçılık belgesinin iptali davalarının iptali istenilen mirasçılık belgesinde kendisine pay verilen tüm mirasçılar hasım gösterilerek açılması gerekir.
Bunun yanında gerek Türk Medeni Kanununda ve gerekse Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzda dava açıldığı tarihte sağ olan kişiler yönünden düzenleyici hükümler kabul edilmiş, dava tarihinde ölü olan kişiler hakkında dava açılıp açılamayacağı konusunda düzenleme yapılmamıştır. Usul kanunumuz davada taraf ehliyetini tanımlamamış, bu konuda Türk Medeni Kanunu'na yollamada bulunmakla yetinmiştir. Türk Medeni Kanunumuz ise davada taraf olma ehliyetini medeni haklardan yararlanma ehliyetinin bir parçası saymış, 8,28,47 ve 48. maddelerinde medeni haklardan yararlanma ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişinin davada taraf olma yeteneği bulunduğunu, her gerçek kişinin sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan itibaren taraf ehliyetini kazanacağını ve yaşadığı sürece taraf ehliyetinin devam edeceğini, ölümle birlikte medeni haklardan yararlanma ehliyetinin ve buna bağlı olarak da taraf ehliyetinin sona ereceğini açıklamıştır. Anılan hükümler birlikte değerlendirildiğinde ölen bir kişinin kişiliği ve dolayısıyla davada taraf olma ehliyeti sona ereceğinden, ayrık bir kanun hükmü bulunmadıkça dava tarihinden önce öldüğü belirlenen bir kişiye karşı dava açılamayacağı, açılmış ise davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Nitekim 4.5.1978 gün ve 1978/4-5 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nda da bu konuya değinilmiş, dava tarihinden önce ölen ve taraf ehliyetini yitiren kişi aleyhine dava açılamayacağı, bu halde ardıllık (halefiyet) kuralının uygulanması da söz konusu olamayacağından ölü kişinin mirasçılarına tebligat yapılarak veya ıslah yolu ile mirasçıları davaya dahil edilerek davaya devam edilemeyeceği kabul edilmiş, yargısal içtihatlar da bu doğrultuda kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince, davacı taraf 16.02.2010 tarihli dava dilekçesinde Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.03.1978 tarih 1978/345 E, 1978/243 K. Sayılı ilamınında kendisine mirastan 160/480 pay verilen ... oğlu ...'i hasım göstererek dava açmış, diğer mirasçıları hasım olarak göstermemiş, yargılama sırasında getirtilen nüfus kayıtlarından da davalı olarak gösterilen ...'in dava tarihinden önce 24.04.1984 tarihinde öldüğü anlaşılmıştır. Mirasçıların tümünün davada hasım gösterilmediği, hasım gösterilen davalı ...'in de davadan önce öldüğü gözetildiğinde açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Hal böyle olunca mahkemece davanın açıklanan gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi isabetsiz, dahili davalılar ... oğlu ... ve arkadaşlarının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, dahili davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin ödenen temyiz harcının istek halinde hükmü temyiz eden dahili davalılar ... oğlu ... ve arkadaşlarına iadesine, 05.12.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.