Esastan ret

SAYISI: 2017/580 E., 2018/1100 K.

Taraflar arasındaki markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi ve maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin "..." markasının 12.05.2011 tarihinde yaptığı başvuru sonucunda 43. sınıf kapsamında bulunan hizmetler için 07.09.2011 tarihinde 2011/40280 numarası ile adına tescil edildiğini, davalıların da müvekkili ile aynı sektörde hizmet verdiğini ve aynı ismi 2017 yılı Şubat ayından bu yana izinsiz olarak kullandıklarını, müvekkilinin keşide ettiği ihtarnameye rağmen davalılar tarafından kullanımın halen devam ettiğini, bu durumun müvekkilinin ticari itibarını zedelediğini ileri sürerek davalıların "..." ismini kullanmak suretiyle, müvekkili adına tescilli marka hakkına tecavüz ettiklerinin ve bu kullanımın haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, tecavüz ve haksız rekabet oluşturacak fillerin durdurulmasına ve önlenmesine, lisans bedeli olarak şimdilik 500,00 TL maddi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının eşinin davalıların teyzesi olduğunu, davacının işyerini devretmeyi istediğini söylemesi üzerine, davalıların da davacı ile anlaşarak 50.000,00 TL işyerinin devri ve 5.000,00 TL isim hakkı bedeli olmak üzere, toplam 55.000,00 TL ödeyerek davacıya ait işyerinin davalılara devrinin sağlandığını, davalılar tarafından ismin haksız olarak kullanılmadığını, davacının müvekkillerine işyerinin devrinden uzun süre geçtikten sonra aldığı isim parasının az olduğunu ve para istediğini bildirdiğini, müvekkillerinin de anlaşma gereği parayı verdiklerini ve başka para vermeyeceklerini söylediklerini, anlaşmazlık üzerine müvekkillerinin "Esalpu" markasının tescili için 12.06.2017 tarihinde başvuru yaptıklarını ve 01.12.2017 tarihinde tescil edildiğini, müvekkilerinin halen bu isimle faaliyetlerine devam ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu "..." ibaresinin hem işletme adı hem de tescilli bir marka olduğu, "..." isimli işletmenin taraflar arasında yapılan anlaşmayla davalılara devredildiği, taraflar arasında işyerinin devrine ilişkin anlaşmada, işletme adının veya markanın, anlaşmanın kapsamı dışında olduğuna ilişkin herhangi bir kanıtın bulunmadığından, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, işletme adı veya markanın da işletmenin devriyle birlikte davalılara devredilmiş olduğu, işyerinin devriyle birlikte devredilmiş sayılan işletme adı ve markanın, işletmenin yeni sahiplerince kullanılmasının yasal olduğu, davalıların iyi niyetli olarak hareket etmeleri nedeniyle marka hakkına tecavüz veya haksız rekabet durumunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyada ticari işletme devrine dair herhangi bir delil bulunmadığı halde, hatalı olarak temelini bu olgudan alan, buna bağlı olarak yanlış kanun hükümlerinin uygulanmaya çalışıldığını, bilimsel ve kronolojik verilerden uzak, marka hukukunun temel ilkelerini ve usule ilişkin kuralları hiçe sayan bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının doğru olmadığını, tüm tarafların esnaf olmasına rağmen, 6102 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinde düzenlenen ticari işletmenin devri olgusuna dayanıldığını, Mahkemenin “...” isimli işyerinin davalılara 09.01.2017 tarihinde devredildiği sonucuna ulaşılmasının dayanağı olarak gösterilen belgenin, davalılardan ...’in başvurusu üzerine Esnaf Odası tarafından verilen tasdikname olduğunu, bu belgenin devir sözleşmesi veya benzeri bir belge olmadığını, belgenin üzerinde müvekkilinin isim veya imzasının dahi bulunmadığını, salt bu belge ile ticari işletme devrinin yapıldığı sonucuna ulaşılamayacağını, bu belgenin ticari işletme devrine değil, yeni bir kayıtla faaliyete başlamaya delil teşkil edeceğini, bilirkişilerin bununla da kalmayarak, hukukumuzda ispat yönünden karşılığı dahi bulunmayan “hava parası”, “şerefiye” gibi kavramlarla, marka devir bedelini kıyasladığını ve marka devir bedelinin ödenmiş olduğu sonucuna ulaşmaya çalıştığını, müvekkilinin işyerini, vergi kaydını ve buna bağlı tüm resmi kayıtlarını kapattığını, bu kayıtların davalılarca kendi işletme bilgileri ile yeniden açıldığını, iş yerinin ruhsatının ve Esnaf Odası Tasdiknamesinin, yeniden başvurularak davalılar adına çıkarıldığını, müvekkilinin tescilli markasının rızasız tüm kullanımlarının markaya tecavüz sayılmasının gerektiğini, Mahkemece tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve tazminat taleplerini dört ayrı dava olarak değerlendirilerek, müvekkili aleyhine ret sebebi ile 12.580,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, reddedilen 500,00 TL tazminat talebi yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 13 üncü maddesi gereği müvekkili aleyhine 500,00 TL’nin üzerinde vekalet ücretine hükmedilemeyeceğinin de nazara alınmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; gerek dava konusu işletmenin ve işletme adının, gerekse de dava konusu markanın, ... tarafından davalılara devredildiği, dolayısıyla davalıların anılan markayı kullanımlarının haksız olmadığı sonucuna varıldığı, bu sonuca dosyadaki diğer bilgi ve belgelerin yanında, davacı vekilinin istinaf itirazları sonucu duruşma açılarak, İlk Derece Mahkemesince getirtilmeyen Tepebaşı Belediyesi tarafından verilen 25.04.2022 tarihli cevabının ekindeki ... imzalı devir dilekçesinin incelenip değerlendirilmesi ile varıldığından, davacı tarafın istinaf itirazlarının kabulüne karar verilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı mütevaffa tarafından ruhsatın devredildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince gelen yazı cevabının işletmenin ve işletme adının devredildiği şeklinde yorumlanmasının son derece hatalı olduğunu, ticari işletme devri hükümlerinin somut olayda uygulama olanağının bulunmadığını, 6769 sayılı Sinai Mülkiyet Kanunu uyarınca marka devir sözleşmelerinin geçerliliğinin şekil şartına tabi olduğunu, somut olayda böyle bir sözleşme bulunmaması nedeniyle başkaca bir delile gerek olmaksızın marka devri yapıldığı sonucuna varılmasının mümkün olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesince ispat yükünün tersine çevrilerek yorumlanmasının hukuka aykırı olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesince maddi olmayan talepler ve maddi talepler olmak üzere iki ayrı vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, istinaf incelemesinde birden fazla duruşma açıldığından bahisle davalılar lehine 11.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedildiğini ancak istinaf incelemesinde taraflarınca duruşma talebinde bulunulmadığını ileri sürmüş, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve re'sen dikkat edilecek sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Uyuşmazlık, davacı adına tescilli 2011/40280 sayılı "..." ibareli markaya tecavüz ve haksız rekabetin söz konusu olup olmadığı hususuna ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

Mahkemece "..." ibaresinin hem tescilli bir marka hem de işletme adı olduğu, işletmenin taraflar arasında yapılan anlaşma ile davalılara devredildiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 11 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereği markanın da işletme ile birlikte davalılara devrolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de aynı görüş benimsenmiştir. 6102 sayılı Kanun'un 11 inci maddesi tacirin ticari işletmesi ile ilgili bir düzenlemedir. Aynı Kanun'un 15 inci maddesi atfıyla 53 üncü maddesi ise işletme adı ile ilgili olup davada dayanılan marka hakkı sadece 11 inci madde kapsamındaki ticari işletme devirlerinde söz konusu olur. Bu kapsamda öncelikle davalının 6102 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında tacir sıfatı kazanıp kazanmadığı hususunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamında araştırılarak tacir statüsünde olup olmadığı belirlenmeli buna göre de işletmenin devri ile birlikte marka devrinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususu değerlendirilmelidir. Mahkemece ve Bölge Adliye Mahkemesince bu tespit yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Bozma sebebine göre davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

02.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.