Başvurunun esastan reddi
Taraflar arasındaki marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 07.02.2017 başvuru tarihli, 2017/10356 sayılı, ".... ..." ibareli markanın sahibi olduğunu, davalı adına tescilli olan 2017/27089 sayılı "... Cafe & Pattisserie" ibareli markanın müvekkilinin zikredilen markası ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli markanın hükümsüz kılınarak sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin amcasıyla birlikte 1978 yılında Beykoz'da ".... ...-... Pasta" ismiyle pastahane açtığını, amcasının vefatıyla birlikte 1993 yılından 2002 yılına kadar bu pastahaneyi kendi adına işlettiğini, 2003 yılında ise Şile'de "... Cafe & ..." isimli bir kafe açtığını ve halen bu unvan adı altında faaliyette bulunduğunu ve "... Cafe & .... " markasını 2017/27089 numarası ile adına tescil ettirdiğini, bu ibarenin gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davacının uyuşmazlık konusu ibareyi 2017 yılından itibaren üstelik de müvekkiline ait kafenin şöhretinden faydalanmak için kullanmaya başladığını ve adına marka olarak tescil ettirdiğini, davacının markasını tescil ettirdiği şekliyle değil müvekkilinin markasına yanaşarak kullandığını, bu husustaki hukuk ve ceza davasının halen derdest olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf markaları arasında ortalama tüketici nezdinde iltibasa sebebiyet verecek düzeyde benzerlik bulunduğu, davalının gerçek hak sahipliği savunmasının iş bu hükümsüzlük davasında dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalı adına tescilli markanın 43. sınıfta yer alan hizmetler bakımından hükümsüz kılınarak sicilden terkinine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin "..." adını 20 yıldan fazla bir süredir kullandığını, .... adını ise 2013 yılından beri kullandığını, müvekkilinin bu adı tescil ettirmeden önce internet sitesinde kullandığını, bu isimle esnaf ve sanatkarlar odasına tescil yaptırdığını,, tescil tarihi iki ay sonra olsa da, ... adını markasal olarak ilk kullanan davalı müvekkili olduğunu. davacının bu nedenle tescil başvurusunu farklı olarak ... şeklinde yaptığını ancak markayı tescil edildiği şekilde değil ... ve ... olarak tescile aykırı kullandığını, markanın kullanılmadığının defi olarak ileri sürülebileceğini, davacının markasının tescil edildiği şekilde kullanmadığından, kullanmama definin ileri sürülebileceğini, davacı aleyhine yürütülen soruşturma dosyasında ve mahkeme dosyasına sunulan bilirkişi raporunda, davacının markasını tescil edildiği şekilde kullanmadığı ve markanın kullanılması hükümlerine aykırı davrandığının tespit edildiğini, ancak mahkemece bu hususların değerlendirilmediğini, müvekkilinin markayı tescil tarihinden daha önce kullanarak bilinir hale getirdiğini, davacının kötüniyetli tescil yaptırdığını, mahkeme kararının aksine müvekkilinin önceki kullanıma dayalı haklarının hükümsüzlük davasında gerçek hak sahipliğini def'i olarak ileri sürebileceğini, bir işareti öteden beri kullanan kişinin gerçekleştirdiği tescilin kurucu değil açıklayıcı olduğunu, buna karşın bir markayı oluşturmaksızın ve kullanmaksızın seçip tescil ettiren kişinin gerçekleştirdiği tescilin ise kurucu etkiye sahip olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 25 inci maddesi.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.