Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalının 2016 yılında tanıştıklarını, aralarında duygusal bir ilişki başladığını, davacının ilişkiyi bitirme düşüncesinde iken davalının, davacıya tecavüz ettiğini, bu ilişkiden hamile kalan davacının durumu davalıya bildirmesine rağmen davalının çocuğu kabul etmediğini, 05.07.2017 tarihinde çocuğun dünyaya geldiğini belirterek müşterek çocuk ... ...un babasının davalı ... olduğunun tespitine, müşterek çocuk ... ...un davalı baba nüfusuna kaydedilmesine, dava sonuçlanıncaya kadar davacı anne için 1.000,00 TL, müşterek çocuk ...... için 1.000,00 TL olmak üzere toplam 2.000,00 TL tedbir nafakasına, dava sonuçlanınca tedbir nafakasının yoksulluk ve iştirak nafakası olarak devamına, davacı için 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacıya tecavüz ettiği iddiasının doğru olmadığını, tarafların ilişkisinin başından itibaren müvekkilinin ailesi tarafından kabul edilmediğini, buna rağmen davacının ilişkinin devamını sağladığını, çocuğun davalıdan olduğunun tespit edilemediğini, DNA incelemesi yapılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
1.Davanın 19.07.2017 tarihinde aile mahkemesinde açıldığı, Ankara 11. Aile Mahkemesinin 11.06.2018 tarihli 2017/1284 Esas, 2018/1892 Karar sayılı ilamı ile davacı tarafın manevi tazminata ilişkin talebinin babalık davasından tefrikine, tefrik edilen dava dosyasının ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verildiği, tefrik edilen manevi tazminat davasının Ankara 11. Aile Mahkemesinde 2018/1102 Esas sayısı ile kaydedildiği, Ankara 11. Aile Mahkemesinin 25.12.2018 tarihli 2018/1102 Esas, 2018/2069 Karar sayılı ilamı ile davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 58 inci maddesinde düzenlenen haksız fiile dayalı manevi tazminat talebine ilişkin olduğu, davaya genel mahkemede bakılması gerektiği gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde dosyanın görevli ve yetkili Ankara Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, dosyanın Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderildiği, 2019/109 Esas sayısına kaydedildiği ve manevi tazminat davasına ilişkin yargılamanın bu mahkemede devam edildiği anlaşılmıştır.
2.İlk Derece Mahkemesinin (Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesi) yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Ankara 11. Aile Mahkemesinin 2017/1284 Esas sayılı dosyasının incelemesinde dosya içerisinde bulunan Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığının 16.10.2018 tarihli raporunda davalı ...'in %99,99 ihtimalle ......'un biyolojik babası olduğu kanaatini bildirir rapor düzenlendiği, davacının nitelikli cinsel saldırı iddiası ile ilgili olarak davalı ... hakkında ...'na yaptığı şikayeti üzerine soruşturma sonucunda davacı-müştekinin anlatımının hayatın olağan akışına ters olduğu gerekçesiyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiği, tüm dosya kapsamı ve deliller incelendiğinde; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2014/7201 Esas, 2015/2980 Karar nolu örnek içtihatı doğrultusunda tarafların rıza çerçevesinde gerçekleştirdikleri eylem hukuka aykırılık içermediği gibi davalının bu eylem nedeniyle tek başına kusurlu sayılmasının da doğru olmadığından olayda haksızlık eylem unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkemenin müvekkili ile davalı arasında yaşanan olayları yeterince irdelemeden ve araştırmadan bir karar verdiğini, açmış oldukları davanın babalık neticesinde manevi tazminat talebi olduğunu, salt tecavüz nedenine dayalı açılmış bir tazminat davası olmadığını, ortada bir çocuk bulunduğunu, yerel mahkemenin karar verirken çocuğun üstün yararı prensibini dikkate almadığını ve sanki tecavüz nedeniyle açılan bir tazminat talebiymiş gibi karar verildiğini, davacının genç bir yaşta anne olduğunu, davacının müşterek çocuğu tek başına büyütmek zorunda kaldığını, davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının eylemi nedeniyle davacının manevi zarara uğradığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; müşteki ...'un şikayeti üzerine şüpheli ... hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan dolayı yapılan soruşturma neticesinde, atılı suçun işlendiğine ilişkin müştekinin hayatın olağan akışına ters oluşu nedeniyle itibar edilemeyecek anlatımı haricinde rızası dışında cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin kamu davası açmaya yeterli delil ve emare bulunmadığından kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, Ankara 11. Aile Mahkemesinin 2017/1284 Esas, 2018/1892 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı ... tarafından ... aleyhine açılan babalık davasının 13.11.2018 tarihli karar ile kabulüne karar verilerek......'un babasının ... olduğunun tespitine karar verildiği, somut olayda, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığınca davalı hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan dolayı yapılan soruşturma neticesinde atılı suçun işlendiğine ilişkin müştekinin hayatın olağan akışına ters oluşu nedeniyle itibar edilemeyecek anlatımı haricinde rızası dışında cinsel ilişkide bulunduğuna ilişkin kamu davası açmaya yeterli delil ve emare bulunmadığından kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, dosya kapsamına göre davalının, davacı ile zorla birlikte olduğu iddiasının ispatlanamadığı, olayın gerçekleştiği tarihte davacının ergin (reşit) olduğu, davalının yaşanan süreçte davacıyı yalnız bırakması, doğum sırasında davacı ile ilgilenmemesi eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olmadığı ve davacı lehine manevi tazminat ödetilmesi şartları oluşmadığı anlaşıldığından ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; her ne kadar yerel mahkeme tarafından kabul edilmese de; müvekkilinin söz konusu çocuğa istemediği bir ilişki sonucunda, davalının tecavüzü neticesinde hamile kaldığını, bir an için ilişkinin rıza dahilinde olduğu kabul edilse dahi müvekkilinin 19 yaşında bu çocuğu doğurmak istemeyeceğinin açık olduğunu, müvekkilinin defalarca davalının yardımını istemesine rağmen davalı ve ailesinin yardım etmediğini, ne davalı ne de ailesinin bu süreçte müvekkiline sahip çıkmadığını, davacının 19 yaşında genç bir kız iken bu yükün altında tek başına kaldığını, müvekkilinin çaresizlik içinde çocuğu dünyaya getirmek zorundan kaldığını, açmış oldukları davanın babalık neticesinde manevi tazminat talebine ilişkin olduğunu, salt tecavüz nedeni ile açılan bir tazminat davası olmadığını, ortada bir çocuk bulunduğunu, yerel mahkemenin karar verirken çocuğun üstün yararı prensibini dikkate almadığını, aile mahkemesi kararı ile davalının babalığına hükmedildiğini, babalık davasından sonra da davalının tavırlarında hiçbir değişiklik olmadığını, çocukla bir kez bile görüşmek istemediğini, davalının nafakayı bile ödemekten kaçındığını, müvekkilinin bu süreçte manevi olarak çok yıprandığını, bedenen de hastalandığını, davanın reddine karar verilmesinin hukuku aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
haksız fiil iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 ve 58 inci maddeleri.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.