Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... vd. aleyhine 28/09/2009 gününde verilen dilekçe ile basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 04/10/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir.
Davacı, "www.....com" adlı internet haber kanalında 12/09/2009 tarihli "Görünmez Kaza Kurşun Sekmesinden" başlıklı haberde, yaşamını yitiren ...'ın vurulup öldürülmesi olayında kurşunun davacının kullandığı silahtan çıktığının belirlendiği şeklindeki asılsız haberle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek davalıların manevi tazminatla sorumlu tutulmalarını istemiştir.
Davalılar ise; dava konusu haberde iddia edildiği gibi davacının cinayet işlediğine, katil gibi gösterildiğine ilişkin hiçbir beyanın bulunmadığını, haberin yayın ve yazımında davacının kişilik haklarına saldırılmadığını, dava konusu haber ve olayın gerçek ve güncel olduğunu, gazetecinin maddi gerçeği araştırmak ve ortaya çıkarmak görevi bulunmadığını belirterek, istemin reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece, kurşunun davacının tüfeğinden çıktığına ilişkin haberin hukuka uygun olmadığı, maddi gerçekliğe uygun olmadığı, davacının kişilik haklarını ihlal edici nitelikte olduğu gerekçesi ile istemin bir bölümü kabul edilmiştir. Karar, davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu www.....com adlı internet haber kanalında 12/09/2012 tarihinde yer alan "Görünmez Kaza Kurşun Sekmesinden" başlıklı haberde, Avcılar ve Atıcılar Derneği ... Şubesi tarafından düzenlenen domuz avı sırasında domuz sürüsüne açılan ateş sonucu ...'ın kaza kurşunu ile vurulduğu, olay yerinde yaşamını yitirdiği, olayla ilgili olarak 4 avcının gözaltına alındığı ...'ın ölümüne neden olan kurşunun gözaltına alınan avcılardan ...'nın tüfeğinden çıktığının belirlendiği, kurşunun kayalardan sekerek isabet ettiğinin sanıldığı belirtilmektedir.

Dava konusu yayın yukarıda açıklanan ilkelere ve görünür gerçekliğe uygundur. Dava konusu haberin resmi mercilerce başlatılan soruşturma bilgilerine dayalı olarak yapıldığı anlaşılmakta olup davacının kişilik haklarına bir saldırı teşkil etmemektedir. Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun olmamıştır.
Diğer yandan, 6100 sayılı HMK'nın 266. maddesi (HUMK'nun 275. m) uyarınca "mahkeme çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz”.
Somut olay, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenebilir niteliktedir. Mahkemece bilirkişi görüşüne başvurulması da doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerekmiştir.

Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenlerle davalılar yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 05/12/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.