Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın davalılar ..., ..., ..., ... yönünden reddine, davanın dahili davalılar ... ve ... yönünden kabulü ile 104 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının dahili davalılar ... ve ... murisi ...'na isabet eden hisse oranında iptali ile iptal edilen hissenin 1/4'ünün davacı ..., 1/4'ünün davacı ..., 1/4'ünün davacı ... ... mirasçılarına miras hisseleri oranında, 1/4'ünün davacı ... mirasçılarına miras hisseleri oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş olup, hükmün davacılar ... ve müşterekleri vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacılar vekili, dava dilekçesinde yazılı 5 parça taşınmazın 40 yıldan ziyade vekil edenleri tarafından kullanıldığını, kadastro sırasında her nasılsa ... adına tespit edildiğini, tespit maliki ya da mirasçılarının taşınmazı hiçbir zaman kullanmadıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptaliyle müvekkilleri adına tescilini istemiştir.
Davalı ... vekili, davanın kötü niyetli olarak açıldığını ileri sürmüş, diğer davalılar vekili, taşınmazlar üzerindeki payları tapu kaydına güvenerek satın aldıklarını ve iyiniyetli olduklarını açıklayarak, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Mahkemece verilen ilk kararda, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Daire’nin 27.10.2015 tarihli ve 2015/563 Esas, 2016/17190 Karar sayılı ilamı ile davacılar lehine TMK'nin 713/2. maddesindeki kazanma koşullarının gerçekleştiği belirtilerek davalılardan ... vekilinin temyiz itirazlarının reddine, diğer davalılar yönünde ise ".... dava konusu taşınmazlar üzerindeki 26.09.2011 tarihinde paylı mülkiyet şeklinde ... mirasçıları adına intikal görmüş, ... ... dışındaki mirasçılara ait paylar 03.10.2011 tarihinde satış yoluyla ..., ..., ..., ... adına tescil edilmiştir. Taşınmaz üzerindeki payları satış yoluyla devralan davalılar, taşınmazlar üzerindeki payları tapuda kayıtlı olması nedeniyle tapu kaydına güvenerek satın aldıklarını iyi niyetli olduklarını ileri sürmüşlerdir. Mahkemece davalıların bu savunmaları üzerinde durulmamış, davalıların TMK'nin 1023 vd. maddeleri uyarınca iyiniyetli olup olmadıkları araştırılmamıştır. 28.07.1941 tarihli ve 4/21 sayılı YİBK ile Kanunun iyiniyete hukuki sonuç bağladığı durumlarda iyiniyetin varlığının asıl olduğu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimsenin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı kabul edilmiştir. Yine, 08.11.1991 tarihli ve 4/3 sayılı YİBK ile iyi ve kötü niyeti belirmiş olan bir kişinin kötü niyetli bulunduğunun ayrıca ispatlanmasının gerekmediği, vakıa ve karinelerden olayda kanunen iyiniyet iddiasında bulunmayacak durumu belirmiş olan kimsenin kötü niyetinin diğer tarafa ispat ettirilmesine sebep ve vecih kalmayacağından dava hakkının doğumunu sağlayan ve bertaraf eden iyi veya kötü niyetinin bu durumda mahkemece resen nazara alınacağını belirtmiştir. O halde; Mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle davalıların iyiniyetli oldukları yönündeki savunmaları üzerinde durularak elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.” gerekçeleriyle bozulmuştur. Davacılar vekili ile davalılardan ... vekili tarafından yapılan karar düzeltme talebi Daire’nin 07.02.2018 tarihli ve 2016/5985 Esas, 2018/1774 Karar sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
Mahkemesince, bozmaya uyma kararı verilerek, yeniden yapılan yargılama neticesinde, davanın davalılar ..., ..., ..., ... yönünden reddine, dahili davalılar ... ve ... yönünden ise kabulü ile; "104 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının dahili davalılar ... ve ... murisi ...‘na isabet eden hisse oranında iptali ile iptal edilen hissenin 1/4'ünün davacı ..., 1/4'ünün davacı ..., 1/4'ünün davacı ... ... mirasçılarına miras hisseleri oranında, 1/4'ünün davacı ... mirasçılarına miras hisseleri oranında davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline," karar verilmiş; hüküm, davacılar ... ve müşterekleri vekili ile dahili davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
TMK'nin 713/2. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Somut olayda, her ne kadar Mahkemece, bozmaya uyularak karar verilmiş ise de, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Şöyle ki; Mahkemece, (bozma ilamına uyma kararı verilmesine rağmen) hem 28.07.1941 tarihli ve 4/21 sayılı YİBK, hem de 08.11.1991 tarihli ve 3/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen ilkeler göz önünde tutularak karşı tarafın kazanımında iyi niyetli olup olmadıkları hususu yeterince araştırılmamıştır.
O halde Mahkemece; öncelikle dava konusu taşınmazlar başında yeniden keşif yapılarak yerel bilirkişi ve tanıkların HMK'nin 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, az yukarıda açıklandığı üzere 08.11.1991 tarihli ve 3/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtilen ilkeler gereği, mahalli bilirkişi ve tanıklardan, tapuda satın alanların dava konusu taşınmaz bölümünün davacıların zilyet ve tasarruflarında olup olmadığını bilip bilmedikleri, aynı köy ya da yerleşim alanında oturup oturmadıkları, akraba olup olmadıkları, bu kişilerin dava konusu taşınmazlara bitişik ya da yakınlarında taşınmazlarının bulunup bulunmadığının ayrıntılarıyla sorularak, satın alan davalıların iyi niyetli olup olmadıklarının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz araştırma ve eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, TMK’nin 713/2. maddesindeki yollama nedeniyle bu tür davaların aynı maddenin diğer fıkralarında yazılı koşullara tabi olması gerektiği sonucuna ulaşılır. Aynı maddenin 3. fıkrasındaki “tescil davası” sözcüğünün 1. ve 2. fıkraya göre açılacak davaları kapsadığının kabulü gerekir. (Yargıtay HGK’nin 17.02.2010 tarihli ve 2010/8-58 Esas, 2010/78 Karar, .... ..., Zilyetlik-Tescil-Tapu İptali Davaları, 1983-sh;1451). Buna göre, iptal ve tescil isteği nedeniyle davada taraf durumunu almış bulunan kayıt malikinin mirasçıları bakiye harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Bu durum karşısında eksik harcın davacılardan alınarak Hazineye irat kaydına, tüm yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ve davacı yararına vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, bu husus gözden kaçırılarak dahili davalılar ... ve ... aleyhine harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti yükletilmiş olması da usul ve yasaya aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle, davacılar ... ve müşterekleri vekili ile dahili davalılar ... ve ... vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 21.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.