Esastan ret

Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Madeni Yağ Sanayi Limited Şirketi'nin sahibi ve yetkili müdürü olduğu dönemde, yağ iş ve işlemlerini çok iyi bilmemesi sebebiyle, yağ işini bilen ve bu işlerde ehil olan ... ile çalışmaya başladığını ve kendisine şirket üzerinde %25 hisse devrederek ortak olduklarını, ilerleyen süreçlerde ortağı olan ... ve arkadaşlarının müvekkilini dolandırarak gerek şirket tüzel kişiliğinin sona ermesine gerekse de müvekkilin tüm maddi birikiminin kaybına neden olduklarını, müvekkilinin ortağı olan ...'ın şirketin nakit ihtiyacını karşılayabileceğini beyan eden ... ile tanıştırdığını, ... ile müvekkilinin, tapuda müvekkilinin eşi... üzerine kayıtlı olan arsanın ...'a 250.000,00 TL bedelle devri konusunda anlaştıklarını, bunun karşılığında ise taraflar arasında 16.09.2015 tarihli bir anlaşma akdedildiğini, işbu anlaşmaya göre...'e ait taşınmazın ...'a 250.000,00 TL bedelle devri gerçekleştirilecek; ancak taşınmazın devir bedeli 450.000,00 TL olarak gösterilecek ve taşınmazın gerçek bedelinin yapılan incelemeler sonucunda 750.000,00 TL olduğunun belirlendiğini, 250.000,00 TL bedelin müvekkiline ödenmesinden sonra, ... paranın sadece kendisine ait olmadığını ve bu parada davalı ... ve ...'ın da payları bulunduğunu, bu sebeple davalı ile birlikte ...'ı kendi yanında sigortalı çalışıyormuş gibi göstererek maaş ödemesi yapması gerektiğini söylediğini, müvekkili bu duruma karşı çıkınca müvekkilini tehdit ederek kabul etmeye mecbur bıraktıklarını, dava konusu senedi silah zoru ile zorla imzalatarak maddi menfaat elde etmeye çalıştıklarını, müvekkilinin davalıya senet tutarınca borcu olmadığı sabit olduğundan bunca zaman içerisinde senet bedelinden çok daha fazlasının davalı ve arkadaşlarınca müvekkilinden zorla tahsil edildiğini, 223.400,00 TL bedelli ve 01.08.2016 tanzim tarihli, 15.08.2016 vade tarihli senedin İzmir 2. İcra Müdürlüğü'nün 2016/14332 E. numaralı dosyası ile icra takibine konu edildiğini, davalı tarafça takip konusu bedelin müvekkiline hiçbir zaman verilmediğini, taraflar arasında işbu tutarca herhangi bir ilişkinin de mevcut olmadığını belirterek müvekkilinin davaya konu senet bedelince borçlu olmadığının tespitine, davalı hakkında alacağın en az %20 si tutarında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin ...'e ait işyerinde 2015 yılı Kasım ayından itibaren SSK'lı olarak çalışmaya başladığını, bu çalışma ilişkisi sırasında davacının müvekkiline sık sık "Yağ işinde çok para var, gel sen de dahil ol bu iş çok kazandırır" diyerek telkinlerde bulunduğunu, davacının öncelikle müvekkilinden küçük çaplı 5.000,00-10.000,00 TL gibi rakamlar aldığını, süratle bunları ödediğini, güvenini kazandıktan sonra dava konusu tutarı verdiğini, davacının dava dilekçesinde müvekkiline olan tüm borcunu ödediğini beyan ettiğini, ancak herhangi bir ödeme evrakı sunamadığını, tehdit edilmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bonoda kural olarak ispat yükünün senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa ait olduğu, davacıya zorla senet imzalatıldığı yönünde herhangi bir kanaate varılamadığı, dinlenen tanıklardan ... davacının oğlu olmakla birlikte İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/126978 soruşturma sayılı dosyasında da şikayetçi sıfatına sahip olduğu ve bu tanık beyanıyla çelişen diğer tanık ifadeleri gözetildiğinde bu tanığın beyanlarına itibar edilmediği, davacı ve oğlu ... tarafından şüpheliler ..., ..., ... ve ... aleyhine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/126978 soruşturma sayılı dosyasında yağma suçundan başlatılan soruşturma neticesinde olaya ilişkin herhangi bir tarafsız görgü tanığı, kamera kaydı veya başkaca maddi bir delil elde edilememesi nedeniyle kamu davası açılmasına yeterli şüphe oluşturacak delil elde bulunmadığından şüpheliler hakkında atılı suçtan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiği, 14.09.2021 tarihli celsede davcı vekiline yemin delilinin hatırlatıldığı, davalı asilin "davacı ...'e ait ... Madeni Yağ Fabrikasında iş ilişkisine dayanarak sigortalı olarak çalıştım. ..., ... ve ... ile işbirliği yapmadığıma ve davacı ...'e zorla senet imzalattırmadığıma, dava konusu senet bedeli olan 223.400,00 TL yi ...'e elden nakit ve peşin olarak verdiğime yemin ediyorum..." şeklinde yemin ettiği, davacı tarafından ikrah olgusunun ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin yanında gerçek bir iş ilişkisine dayalı olarak sigortalı çalışma ihtiyacı duyan davalı tarafın müvekkiline dava konusu senet miktarı olan 223.400,00 TL kadar yüksek bir borç vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkili ile davalı arasında, dava konusu meblağ kadar büyük bir miktarın verilmesini gerektirecek bir iş ilişkisinin de bulunmadığını, takibe konu miktarda meblağın müvekkiline elden verilmesinin ise gerçeğe aykırı olup davalı yanın bu meblağı müvekkiline gönderdiğini kanıtlayamadığını belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulü ile müvekkilinin davalı tarafa borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile senedin davacıya zorla imzalatıldığına dair kanaat oluşturacak şekilde dosyada herhangi bir bilgi ve yazılı belge bulunmadığı, ikrah iddiası tanıkla ispatlanabilir ise de, dinlenen bir kısım tanık beyanlarından, ispat yükü kendisinde olan davacının söz konusu senedin zorla imzalatıldığı hususunu ispatlayamadığı, mahkemece davanın reddi yönünde verilen kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesini tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.

ikrah ile alındığı iddia edilen bono nedeniyle borçlu olunmadığından bahisle açılan menfi tespit davasıdır.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.