Mahkûmiyet
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanunun 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanunun 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz sebebinin sanığa hısızlık suçundan ceza verilmesi gerektiği halde nitelikli yağmadan hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna, kararda Türk Ceza Kanunu'nun 150/2 maddesindeki değer azlığı şartlarının oluşup oluşmadığının tartışılmadığına, eksik inceleme ile karar verildiğine yönelik olduğu belirlenerek, anılan sebeplere yönelik yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; "Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği ... olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin ... şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir."
Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak,
Somut olayda;
Olay tarihinde sanığın müşteki ile birlikte çalıştığı iş yerine giderek birini aramak için müştekiden telefonunu istediği, müştekinin telefonu vermemesi üzerine tokat atarak bağırıp telefonu istediği, müştekinin kendisine ait telefonu sanığa verdiği, sanığın telefonu alarak ailesini arıyormuş gibi yaparak olay yerinden kaçtığı, her ne kadar sanık hakkında mağdura tokat atmak suretiyle telefonunu aldığından bahisle yağma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, sanık mağdura tokat atmadığını, mağdurdan telefonunu konuşmak amacıyla aldığını, telefonu aldıktan sonra iş yerinden ayrıldığını ve telefonu bir telefoncuya sattığını ikrar ettiği, kovuşturma aşamasında sanığın müştekinin zararını karşıladığı eylemde; mağdurun soruşturma aşamasında herhangi bir raporunun alınmaması nedeniyle yüzünde darp cebir izi olduğunun tespit edilemediği, mağdurun aşamalarda değişen soyut beyanı dışında sanığın kendisine tokat attığına ilişkin kesin delil elde edilemediği, bundan dolayı sanığın mağdura tokat atarak telefonunu aldığının ... olmadığı, müştekinin duruşmalı olarak yapılan istinaf incelemesinde "Ben aşamalardaki savunmamda sanığın beni tokatlayarak telefonumu aldığını söylemişsem de, o aşamadaki sinirimle söyledim. Benden telefonu istedi. Vermedim, ısrar edince verdim. Götürdü, getirmedi. Aramızda bir tartışma oldu. Telefonumu getirmedi, ancak zararımı mahkeme aşamasında giderdi. Şikayetçi değilim," şeklindeki sonradan döndüğü beyanına göre telefon alındıktan sonra tarafların tartıştıklarının anlaşıldığı, ''şüpheden sanık yararlanır'' ilkesi gereğince eylemin bina içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu, bu itibarla sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-h maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 304/2. maddesi uyarına yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere dosyanın Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine karardan bir örneğini ise Van 6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.