B O Z M A Ü Z E R İ N E

Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 20.05.2011 tarihli ve 2011/8525 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (i) bentleri uyarınca cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmıştır.

2. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.10.2012 tarihli ve 2011/216 Esas, 2012/255 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) ve (e) bentleri uyarınca beraat kararı verilmiştir.

3. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.10.2012 tarihli ve 2011/216 Esas, 2012/255 Karar sayılı kararının Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin, 02.11.2016 tarihli ve 2014/7387 Esas, 2016/8257 Karar sayılı kararıyla, ... gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkartılması bakımından, uyuşmazlığa ilişkin olarak taraflar arasında hukuk mahkemelerinde açılan dava olup olmadığı, varsa dosyanın istenerek incelenmesi, onaylı örneğinin dosya arasına alınması, bankadan ipotek ile ilgili olarak 10 daire için yazılan müzekkerelerin getirtilmesi, tapudan terkin ile ilgili yapılan işlemlere ilişkin belgelerin istenmesi ve sanığın katılanın yakınına 380.000,00 TL tutarında senet verdiğini beyan etmesi karşısında, bu hususun katılandan sorulması ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi ... nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.

4. Bozma üzerine, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.05.2018 tarihli ve 2016/376 Esas, 2018/161 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) ve (e) bentleri uyarınca beraat kararı verilmiştir.

Katılan vekilinin temyiz isteği; müvekkilinin iyiniyet ve saflığının kullanılarak hile ve desiselerle profesyonelce dolandırıldığını gösteren kanıtların dosyada mevcut olduğuna, eksik inceleme neticesinde ve delillerin takdirinde hataya düşülerek verilen kararın açıklanan ve re'sen nazara alınacak nedenlerle bozulmasına ilişkindir.

Müteahhitlik yapan sanığın, katılana yapmakta olduğu inşaattan 2 adet daire sattığı ve tarafların toplam 650.000,00 TL bedel üzerinde anlaştıkları, katılanın paranın 240.000,00 TL'sini banka havalesi, 85.000,00 TL'sini elden ödeyerek dairelerden bir tanesini tapu sicilinden devraldığı, 2.daireyi henüz bitmemesi ve bedelinin ödenmemesi sebebiyle teslim alamadığı, ancak aldığı daireyi satmak istediği ve tapuya gittiğinde bu dairenin üzerinde 2 milyon TL değerinde ipotek olduğunu öğrendiği, sanığın 1.daireyi bilgisi ve rızası dışında ipotek yapıp, 2.daireyi de bilgisi ve rızası dışında başkasına satarak katılanı dolandırdığının iddia edildiği olayda; bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde, katılanın 1.daireyi satın aldığı tarihte bina üzerinde ipotek bulunduğu hususunu, ilgili tapu sicil müdürlüğü yazısı, tanık İbrahim Gündüz'ün beyanları doğrultusunda bildiği/bilmesi gerektiği, sanığın taşınmazlar üzerindeki ipoteği kaldıramamasının mali sorunlarından kaynaklanmış olabileceği, 2.dairenin ise taraflar arasında çıkan anlaşmazlık ve bedelinin ödenmemesi sebebi ile 3.şahıslara satıldığı, olaydan sonra da tahsil edilememekle birlikte sanığın katılana 367.000,00 TL meblağlı senet verdiği nazara alındığında, katılanın iddiasından başka sanığın dolandırıcılık kastı ile hareket ettiği yönünde bir delil mevcut olmadığı, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu kanaatine varılarak beraatine karar verildiği anlaşılmıştır.

Sanık ve katılanın, sanık tarafından yapılan inşaatın 3 ve 4 numaralı bağımsız bölümlerinin alım satımı konusunda anlaştıkları, sanığın iki bağımsız bölümden bir tanesinin fiyatı olan 325.000,00 TL'yi tahsil ederek 16.07.2009 tarihinde tapu sicil müdürlüğünde 3 numaralı bağımsız bölümün devrini katılana yaptığı, satış sırasında taşınmaz kaydına Garanti Bankası A.Ş. lehine 2 milyon TL ipotek tesis edildiğinin taraflara bildirildiği, ancak ipoteğin daha önce 10 bağımsız bölümün kaydına işlenmiş iken, diğer bağımsız bölümler üzerindeki ipoteklerin kaldırılarak 1,2 ve 3 nolu bağımsız bölümler üzerinde bırakıldığı, farklı zamanlarda müşterek ipoteğin kısmi terkin işlemlerinin yapılarak toplam ipoteğin katılana satılan bağımsız bölüm üzerinde kalmasının sağlandığı, bu şekilde sanığın ipoteğin kaldırılacağı vaadi ile katılana sattığı daire üzerindeki ipoteği kaldırmadığı, ipotek alacaklısı banka tarafından katılana satışı ve devri yapılan 3 numaralı bağımsız bölümün icra ihalesi ile alacağa mahsuben satın alındığı olayda; şirket adına hareket eden sanığın kullandığı aldatıcı hareketlerle katılanı zarara uğratmak suretiyle haksız menfaat temin ettiği ve bu nedenle de suçun unsurlarının oluştuğu anlaşılmakla, müteahhitlik yapan sanığın eyleminin, 5237 sayılı Kanun'un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde düzenlenen ... meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması ya da tapu sicil müdürlüğü nezdinde gerçekleşen devir işlemi yönünden hileli bir davranışın bulunmaması nedeniyle aynı maddenin (d) bendinde düzenlenen kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçlarını oluşturmayıp şirket adına hareket etmesi nedeniyle (h) bendinde düzenlenen tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında dolandırıcılık suçunu oluşturmasına karşın delillerin takdirinde hataya düşülerek mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi nedeniyle sanık hakkında verilen hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.05.2018 tarihli ve 2016/376 Esas, 2018/161 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

08.02.2024 tarihinde karar verildi.