Esastan red

SAYISI: 2018/20 E.,2022/151K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların birbirleri ile sürekli ticaret yaptıklarını, borçlu davalının, müvekkilinin satmış olduğu malları tamamen ve sağlam olarak teslim aldığına dair 01.05.2013 tarihinde müvekkili şirkete ait sevk irsaliyesini imzaladığını, davalının malları teslim aldığı halde borcunu ödememesi sebebiyle davalı aleyhine Aksaray 2. İcra Müdürlüğü'nün 2013/3686 E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının kötü niyetli olarak takibe itiraz ettiğini ve takibin durduğunu ileri sürerekdavalının itirazının iptaline ve takibin devamına, % 40 icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıya herhangi bir borcunun olmadığını, davacı tarafın dayanak gösterdiği sevk irsaliyesindeki imzanın kendisine ait olmadığını, ayrıca sevk irsaliyesine ekleme yapıldığını, kendisinin faturada ve sevk irsaliyesinde belirtilen malları teslim almadığını, davacının malzemelerin teslimini yazılı belge ile kanıtlaması gerektiğini, ortada geçerli bir belge olmadığını, kendisinin davacıdan 41.650,00 TL'lik malzeme aldığını ve bedelini ödediğini, aldığı malzeme için fatura düzenlenmediğini, yapılan ödemeler ile borçlu değil alacaklı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının kendi ticari defterinde davalı ile arasındaki ticari satım nedeniyle ödeme kaydı yer almasına rağmen icra takibi başlattığı, taraflar arasında sahtecilik suçundan yapılan ceza yargılaması sonucunda kesinleşen karar ile davacının suçunun sabit görüldüğü, davacının kötü niyetli hareket ettiği gerekçesiyle davanın reddine ve davalı lehine %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece ceza mahkemesinde alınan Adli Tıp Kurumu (ATK) raporu ve bu rapor doğrultusunda verilen kararın delil olarak kabul edilerek yeniden rapor alınmasına gerek görülmediğini, ancak ATK raporunun karar vermeye yeterli olmadığını, ceza dosyasında alınan ATK raporunda irsaliyenin ilk 4 kaleminden sonraki yazıların farklı kalemle yazıldığının belirlendiğini fakat davalının irsaliyedeki imzasının bu eklemeden önce yazıldığına dair tespitin bulunmadığını, davalının imzayı eklemeden önce attığına dair delil olmadığını, davalının teslim aldığını kabul ettiği bir kısım malların irsaliyenin 5,6 ve 7. kalemlerinde yer aldığını, davalı beyanları ile ATK raporunun çeliştiğini, davalının sonradan yazıldığı iddia edilen malları satın ve teslim aldığını kabul ettiğini, davalının her aşamada iddia ve savunmasını genişlettiğini, kötüniyetin ispat edilemediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmadığı ve özellikle dava konusu faturanın davacı yanın ticari defterlerinde ödenmiş olarak kayıtlı olması, ceza yargılamasında da dava konusu faturanın sahte olarak düzenlendiğine ve davacının borç miktarını artırdığına dair maddi vakıaya ilişkin kabulünün hukuk hakimini bağlayacağı, somut durum itibariyle davacının kötüniyetli kabul edilmesinde bir isabetsizliğin bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, takip ve dava konusu faturadan dolayı davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı ve fatura konusu malların teslimine ilişkin sevk irsaliyesinde sahtelik olup olmadığı ve malların teslimine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.04.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.