İstinaf başvurusunun esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
1.Katılan banka vekilinin temyiz istemi, banka tarafından kullandırılan kredilerin vadesinde ödenmediğine, kredilere dair hiç bir tahsilatın bulunmamasına rağmen riskin tasfiyesi amacıyla alınmış olan teminatların tahsiline geçilmeyerek belli tarihlerde yeniden yapılandırma yapmak suretiyle kredinin vadesinin ötelenmesi işlemlerinin gerçekleştirildiğine, borcun ... hesaplarına aktarılmasında geç kalındığına, bu suretle bankanın kullandırmış olduğu kredinin tahsilatının sağlanamamış olmasına sebep olunduğu açıkça tespit edilmiş olmasına rağmen sanık hakkında cezaya hükmolunması gerekmekte iken açıklanan sebeplerle beraatına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
2.Katılan BDDK vekilinin temyiz istemi, sanığın eyleminin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 160 ıncı maddesinde düzenlenen zimmet suçunu oluşturduğuna, katılan kuruma ilk derece mahkemesinde bilirkişi raporuna yönelik beyanda bulunma imkanının tanınmadığına ilişkindir.
Sanığın olay tarihinde katılan bankanın Genel Müdürlüğünde ... olarak görev yapmakta olduğu, katılan bankanın Trabzon şubesinde bazı kredilerle ilgili usulsüzlük bulunduğuna dair bilgiler üzerine; ... adına tahsis edilen 21.04.2009 ve 30.04.2009 tarihli 222.000,00 TL ve 10.000,00 TL bireysel kredilerle ilgili olarak başlatılan incelemede, kredinin vade sonunda ödenmemesi nedeniyle 03.06.2010 tarihinde 307.553,00 TL tutarlı ... nolu kredi vasıtasıyla ilk kez yeni bir ödeme planına bağlandığı ve vadesinin 01.06.2011 tek ödemeli olarak belirlenmek suretiyle yeniden yapılandırıldığı, yeniden yapılandırma kredisi olan ... nolu krediye ilişkin 307.553,00 TL anapara risk tutarının 29.08.2011 tarihinde takip hesaplarına aktarıldığı; ancak müşteriye herhangi bir ödeme ihtaratı gönderilmediği, buna rağmen 26.08.2011,04.12.2012 ve 10.03.2014 tarihlerinde olmak üzere kredinin toplam 4 kez yeniden yapılandırıldığı, son yeniden yapılandırma tarihi olan 10.03.2014 tarihinde vadesinin 10.03.2015 olarak belirlendiği, ...'dan olan alacakların 26.08.2015 tarihinde ... Müdürlüğünden ... Müdürlüğüne devredildiği, kredinin açıldığı tarih olan 21.04.2009 tarihinden itibaren kredi riskinin kapatılmasına ilişkin herhangi bir geri ödeme bulunmadığı, krediye teminat olarak ...'ın damadı ve aynı zamanda bankanın kurucu ortaklarından olan ...'in kefaletinin yanı sıra ... (... A.Ş.) nezdinde Banka adına rehinli 180.000 adet A grubu hisse senedi ile 1.739,86 adet ... A.Ş. hisse senedinin olduğu;
...'ın kredisi her ne kadar 29.08.2011 tarihinde muhasebesel olarak takip hesaplarına aktarılmış olsa da takibe geçilmediği ve kredinin bankanın ... Müdürlüğü'nün (... Müdürlüğü) uhdesinde kaldığı, ... olarak görev yapan sanığın yeniden yapılandırmalara ilişkin iş talep kayıtlarını sistem üzerinden onayladığı, anılan birimin esasen ... üzerinden iş talepleri sonucunda yapılan sistemsel vade ötelemeleriyle kredinin 1'er yıllık vadelerde yeniden yapılandığı ve yasal olarak takibi/tahsili için 26.08.2015 tarihine kadar kredi dosyasının Bankanın ... birimine intikal ettirilmediği ve teminatlara başvurma yönünde harekete geçilmediği, zamanla teminatların değersizleştiği ve borcu kapatmaktan uzaklaştığı; tahsis edilen kredilerin vadelerinde ödenmemesi, hiçbir tahsilatın bulunmamasına rağmen kredilerin tasfiyesi amacıyla alınmış olan teminatların tahsiline geçilmeyerek kredinin birer yıl vadelerle temdit edilmesi şeklindeki eylemlerle sanığın banka zimmeti suçunu işlediği iddiasıyla cezalandırılması istemiyle 5411 sayılı Kanun'un 160 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Sanığın Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan ifadesinde, ... Genel Müdürlüğünde Kobi ve ... Müdürlüğünde görev yaptığını, ...'ın o dönemde bağlı olduğu birimin yöneticisi olduğunu, ...'ın kredisinin ödenmesinin bir yıl daha ertelenmesini kendisinin istediğini, kendisinin de buna ilişkin sistemsel girişleri yaptığını, talebin yönetim kurulu talebi olduğunu söylediğini, bir yıl sonra ve devamında kredinin ödenmemesi sebebiyle yeniden yapılandırma talebinin kefil olan banka ortağı ... tarafından geldiğini, talebini reddederek krediyi kanuni takip hesaplarına aktardığını ancak ...'ın sistemden erteleme talebinde bulunduğunu, kredinin aynı şartlarla birer yıl ötelenerek tahsilatsız bırakıldığını, bu yapılandırmaların öncelikle ...'ın talimatlarıyla gerçekleştirildiğini, kefil ...'in daima yönetim kurulu ve genel müdür ile görüşerek işlemleri yaptırdığını ifade etmiştir.
Sanık savunmasında, 2009 yılı Mart ayından itibaren ... Müdürlüğü altında ... servisinde ... ünvanıyla görev yaptığını, 2010 yılında dosyaya konu sorunlu krediyi gördüğünü, mayıs ayında Trabzon şubesini aradığında krediyi banka kurucu ortaklarından ...'in kullandığını öğrendiğini, bunun üzerine durumu müdür ...'a ilettiğini, ...'ın kendisine bir yıl öteleme yapılmasını söylediğini, daha sonra sistem üzerinden bir yıl öteleme yapıldığını, 2011 yılında kredinin tekrar gelmesi üzerine durumu tekrar ...'a ilettiğini, ...'ın ...'in bankanın kurucu ortağı olması nedeniyle yasal takibe alınmaması gerektiğini söylediğini, bu ertelemenin birim müdürünün yetkisinde olan bir durum olduğunu, kendisinin böyle bir yetkisi olmadığını, 2011 yılında krediyi yasal takibe aktardığını ancak ...'in A tipi hisselerini satılmasını kabul etmediğini, üst yönetimle görüştüğünü söylediğini, konunun 2012 yılında da tekrar ...'a aktarıldığını, ...'ın kabul etmemesi nedeniyle dosyanın avukata verilmediğini, 2014 yılında ...'ın yönetim kurulu üyesi olduğunu, ilk iki yapılandırmada bir yetkisi olmadığını, sonraki yapılandırmalarda kredinin takip esasına alındığını, avukata verilmemesinin ise idari bir karar olduğunu, yapılandırma sırasında kredi teminatı olarak ...'in hisselerinin krediyi karşılayacak nitelikte A grup hisseler olduğunu beyan etmiştir.
Dosyada bulunan görev yazına göre sanığın ilk ve ikinci yeniden yapılandırma tarihlerinde bankada ...,sonraki yapılandırmalarda ise ... Müdürü ve ... Müdürü olarak görev yapmakta olduğu tespit edilmiştir.
Dosyada bulunan 17.05.2021 tarihli Bilirkişi Heyeti Raporuna göre, ... adına kullandırılan 222.000,00 TL kredinin 21.04.2009 günü ... hesabına alacak kaydedildiği, 140.300,00 TL kısmının hisse senedi alımı amacıyla 28.04.2009 tarihinde "... AŞ" hesabına alacak kaydedildiği, geriye kalan 81.700,00 TL'nin ise ...'ın damadı ... hesabına aktarıldığı ve ...'in bankaya olan takipteki borçlarının kapatılmasında kullanıldığı, hisse senetlerinin ise ...'in yatırım hesabına aktarıldığı görülmekle, krediyi fiilen kullanan kişinin bankanın A grubu hisse senedi sahibi olması nedeniyle nitelikli pay sahibi olan ... olduğu, yeniden yapılandırma taleplerinin ... Müdürlüğünün (... Müdürlüğünün) sistemsel iş talebi ile gerçekleştirildiği, ikinci ve üçüncü yeniden yapılandırmalarda iş talep kaydının ... tarafından onaylanması ile gerçekleştirildiği anlaşılmıştır.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 21.06.2018 tarihli raporuna göre, kredi teminatındaki hisse senetlerinin, kredi risk tutarını 04.12.2012 tarihli yeniden yapılandırma tarihine kadar karşılayabildiği, sonrasında ise teminat tutarının risk tutarının altında kaldığı belirtilmiştir.
Katılan ... Teftiş Kurulu Başkanlığının 12.04.2016 tarihli ve 2016/8490-002 sayılı Trabzon Şubesi Soruşturma Raporuna göre; kredi riskinin yapılandırıldığı tarihte borcun tahsili yoluna gidilmesi durumunda teminattaki 637.200,00 TL değerindeki hisse senedinin müşteri riski olan 307.553,00 TL'yi karşılayabileceği, ancak ilgili tarihte takibe gidilmemesi nedeniyle banka zararının oluştuğu belirtilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından, bankacılık zimmeti suçunun kredinin ilk verildiği aşamada oluştuğu, daha sonra kredinin ödeme döneminde ödenmemesi ve kredinin yeniden yapılandırılması aşamasında oluşmasının mümkün bulunmadığı, 5411 Sayılı Kanun'un 160 ncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca banka kredilerinin yapılandırılmasının zimmet olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı, krediyi alan ve kullanan kişi yönünden katılan bankaca herhangi bir şikâyet bulunmadığı, sanığın ilk krediyi düzenleyenlerden olmadığı, yetkisinin de bulunmadığı, kredinin ilk verildiği an itibariyle alınan teminatlar itibarıyla da verilen krediyi karşıladığı, sanığın diğer yetkililer ve üst yönetim ile mail ve diğer yollar ile durumu da ilettiği, kredi kefilinin kurumun kurucu ortağı olduğu ve üst yönetimin talep ve talimatlarının da olduğu, bu nedenle sanığın krediyi yeniden yapılandırılması şeklindeki eylemde sanığın kastının bulunduğu ve üzerine atılı suçu işlediğine dair sanığın savunmasının aksine her türlü şüpheden uzak, somut delil elde edilemediği ve böylelikle sanığın suçu işlediğinin sabit olmadığı vicdani kanaatine varılmakla beraatine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan banka vekilinin ve katılan BDDK vekilinin istinaf başvurusu üzerine, duruşmasız olarak yapılan incelemede Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, yapılan yargılamaya, incelenen dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdiri ile incelenen ilk derece mahkemesinin hükmünde usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde bulunduğu, verilen hükümde bir isabetsizlik olmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 280 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosyadaki bilirkişi raporları, banka soruşturma raporu, BDDK raporu, sanığın savunması ve tüm dosya kapsamına göre suç tarihinde katılan bankada ... olarak görev yapan sanığın yeniden yapılandırmalara ilişkin iş talep kayıtlarını sistem üzerinden onayladığı, kredi tahsisi aşamasında bir görevinin bulunmadığı, kredi hesabının Trabzon şubesinde olduğu, sanığın işleme onay işlemini banka merkezinde yaptığı, 5411 sayılı Kanun'un 160 ıncı maddesinin dördüncü fıkrası da gözetildiğinde suç kastı bulunmayan sanık hakkında kurulan beraat hükmünde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan banka vekilleri ve katılan BDDK vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle katılan banka vekilleri ve katılan BDDK vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.04.2024 tarihinde karar verildi.