Asıl davanın kısmen kabulü, birleşen davanın reddi
BİRLEŞEN DAVA: İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1164 E.
Taraflar arasındaki asıl itirazın iptali, birleşen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalı ile müvekkili banka arasında üye işyeri sözleşmesi imzalandığını, davalı tarafın sözleşmeye aykırı olarak 164.754.44 TL tutarında satış belgeleri düzenlediğini ve bu belgelerin müvekkili bankaya ibraz edilerek bedellerinin davalı tarafından tahsil edildiğini, söz konusu bedellerin iade edilmesi hususunda ihtarnameler gönderildiğini, davalının borcunu süresinde ödenmemesi üzerine icra takibine başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
2.Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davacının ticari faaliyetleri kapsamında davalı banka ile üye iş yeri sözleşmesi imzaladığını bu kapsamda 13.12.2010 tarihi ile 18.07.2012 tarihleri arasında da sanal pos hizmeti aldığını, davalı tarafından hiçbir uyarı veya bildirimde bulunmadan müvekkilinin sanal pos tahsilatlarına haksız şekilde bloke konulduğunu, bloke gerekçesi olarak davacının ticari faaliyette bulunduğu çok sayıda firmadan biri olan dava dışı firmanın müşterilerinin iade taleplerinin gösterildiğini, bu blokenin müvekkiline bildirilmediğini, davalının işlemi sebebiyle müvekkilinin beraber çalıştığı diğer bir bankanın da müvekkilinin sanal pos ve hesaplarına bloke koyduğunu, bloke nedeniyle davacının 90.000,00 TL tutarlı hesabında işlem yapılamadığını, ayrıca 415.000,00 TL ciro kaybına uğradığını, blokenin haksız ve keyfi olduğunu ileri sürerek müvekkilinin hesabına uygulanan blokenin haksız olduğunun tespiti ile haksız bloke sebebiyle zararının tespitini, şimdilik 1.000,00 TL maddi zararın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; 2012 yılı temmuz ayında müvekkilinin çalıştığı acentalardan birinin finansal zorluğa girmesi ve müvekkilinden tur satın almış olan müşterilerin bir kısmının turlarını kaldıramayacağını bildirmesi üzerine müşterilerin pek çoğunun farklı turlara kaydırıldığını ve kabul etmeyen müşterilerin ise tur bedellerinin iade edildiğini, finansal zorluğa giren acentaya yapılan fazla ödemeler karşılığında bu acentanın müvekkilinde bulunan 240.000,00 TL tutarlı çekin tahsili için icra takibine girişildiğini ve çekin karşılıksız çıktığı hususunda davacı bankanın bilgilendirilmesi üzerine davacı tarafından 21.07.2012 tarihinde müvekkilinin sanal POS hesabına bloke konulduğunu, konulan bu bloke sonucunda nakit akışının sekteye uğratılması üzerine müşterilerin başka turlara kaydırılması veya iade yapma çabalarının yerine getirilemez bir duruma geldiğini davacının tur satın almış olan müşterilere müvekkiline sormadan ve durumu araştırmadan yaptığı ödemeden müvekkilinin sorumlu olmadığını ve bankanın sorumlu olduğunu, davacı banka tarafından haksız ve keyfi blokajın, şirket faaliyetlerini durdurarak iflas eşiğine getirdiğini, müvekkilinin yedindeki POS blokajını kullanarak haksız yere ödeme yaparak talep ettiği miktarları yarattığını savunrak davanın reddini ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; davacının müvekkili bankanın müşterisi olduğunu, taraflar arasında imzalanan sözleşme hükümleri gereğince davacı şirketin hesabına bloke işlemi uygulandığını, taraflar üye iş yeri sözleşmesi imzalandığını, sözkonusu sözleşme kapsamında müvekkili banka tarafından sözleşmenin feshedilmesine kadar davacıya sanal pos hizmeti verildiğini, davacının dava dışı ... Turz. Sey. Tic. Ltd. Şti. adına satış yaptığını, müvekkili bankanın dava dışı şirket hakkındaki olumsuz istihbarat neticesinde söz konusu şirket ile görüşmeler yapılarak güvenlik raporlarına istinaden ilgili firmanın incelemeye alındığını, kart hamillerine işlem tutarlarını iade ederek müşterilerine geri ödeme gerçekleştirildiği, bu sebeple 18.07.2012 tarihinde firma kapatılarak hesabının blokeye alındığını, davacı hakkında başlatılan icra takibi ve devamında açılan itirazın iptali davası, müvekkil banka tarafından davacının hesabına konulan blokenin haklılığını ispatlar nitelikte olduğunu, davacının uğramış olduğunu iddia ettiği zararı, müvekkil banka hesabına koyduğu bloke işlemine bağlamasının haksız olduğunu savunarak davanın reddine istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükme dayanak teşkil etmeye elverişli 24.12.2018 tarihli bilirkişi heyetinden alınan ek raporda üye işyeri sözleşmesinin 7 nci maddesinde "temerrüt tarihinde yürürlükte olan en yüksek kredi faiz oranına, bu oranın %50'sinin ilavesi suretiyle bulunacak oran üzerinden" temerrüt faizi uygulanmasının belirtildiği, TCMB'ye bildirilmiş olsa bile tamamen Bankanın inisiyatifi ile belirlenip, o dönem yürürlükte ve uygulamada plan en yüksek kredi faiz oranına göre fahiş yükseklikte olan %94,50 yerine, o dönem uygulamada olan ve TCMB tarafından yayınlanan Bankalarca Açılan Kredilere Uygulanan Ağırlıklı Faiz oranlarının %50 fazlasının temerrüt faizi olarak esas alınması ve banka alacağının 157,410,40 TL kısmı için %17,8l (%11,87*1,50), kalan 7.601,31 TL kısmı için de %17,91 (%11,94*1,50) oranında temerrüt faizi uygulanması gerektiğinden takip tarihine kadar olan alacak hesaplamalarının da bu oranlar üzerinden yapıldığı ve ihtar çekilen alacaklar toplamının 164.754,44 TL (157.261,18+7.503,26), ihtarname bedellerinin 257,27 TL (159,22+98,05), faiz hariç borç toplamının 165.011,71 TL, takip tarihi itibariyle faiz toplamının 4.362,50 TL (4.283,09+79,41), takip tarihi itibariyle Banka'nın alacak tutarının 169.374,21 TL olduğu kabul edildiği, birleşen davada davalı banka tarafından çok miktarda chargebacklerin (ters ibraz) gelmesi ve bunların davacı tarafından ödenememesi sebebiyle davacı şirketinin POS hesaplarına bloke konulması ve her türlü hak ve alacağından chargeback bedellerinin tahsil edilmesi 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ve davalı Banka ile davacı arasında imzalanan üye işyeri sözleşmesi hükümlerine uygun olduğu, böyle bir tedbir alınmaması halinde davacı tarafından gerçekleştirilen milyonlarca TL'lik işlemlerden ne kadar chargeback gelebileceğinin bilinemeyecek olmasından dolayı davalı banka tarafından davacının hesabına uygulanan blokajın yerinde olduğu, bu sebeple davacı yönünden herhangi bir zarar meydana gelmediği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, itirazının 157.251,18 TL'si birinci asıl alacak, 7.503,26 TL'si ikinci asıl alacak, 159,22 TL'si birinci ihtar gideri, 98,05 TL'si ikinci ihtar gideri, 4.362,50 TL'si faiz olmak üzere toplam 169.374,21 TL üzerinden iptaline, takibin alacağın 157.410,40 TL'lik kısmına %17,81,7.601,31 TL'lik kısmına da %17,91 oranında temerrüt faizi uygulanmak suretiyle devamına, icra inkar tazminatına; birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1. Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki imzalanan sözleşme hükümleri uyarınca müvekkili banka tarafından TCMB'ye bildirilen faiz oranlarının (%63) bu uyuşmazlıkta esas alınması gerekirken, TCMB tarafından yayınlanan Bankalarca Açılan Kredilere Uygulanan Ağırlıklı Faiz Ortalama Faiz Oranları'nın esas alınmasının herhangi bir dayanağı bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporlarındaki faiz oranına ilişkin hatalı tespit sonucunda takip öncesi döneme ilişkin talep edilen faizin eksik hesaplandığını ve takipten sonra uygulanacak faiz oranının taraf iradelerinin aksine ticari temerrüt faizinden dahi daha düşük oranda olmasına sebebiyet verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırlmasını istemiştir.
2. Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı aleyhine hükmolunan icra inkar tazminatının yasal dayanağının bulunmadığını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2015/5022 E., 2015/12890 K. sayılı bozma ilamının gerekçesinde açıkça “bloke hakkının keyfi şekilde kullanılamayacağı, doğması muhtemel riskler sebebiyle hesaptaki tasarrufunu engelleyecek şekilde yapılan bloke işleminin haksız ve keyfi olduğu ve bankanın sebepsiz zenginleşmesine yol açacağı” hususunun ifade edildiğini, bozma sonrasında yapılan yargılama kapsamında bilirkişi raporları alındığını ve müvekkilinin zarara uğramış olduğu hususunun açıkça ispatlandığını ve Denizbank’ın müvekkiline tazminat ödenmesine karar verildiğini, adı geçen dosyanın delilleri arasında olduğunu bozma ilamı ve sonrasındaki süreç ile bilirkişi raporlarının dosyaya sunulmuş olmasına rağmen İlk Derece Mahkemesince bu önemli delilinin dikkate alınmaksızın eksik inceleme ile karar verildiğini, davaya konu edilen süreç ve sonrası doğru ve net bir şekilde ele alınamadığını, oysa, banka tarafından müvekkilinin sanal posuna keyfi bir şekilde risk ihtimaline binaen bloke konulduğu, ucu açık ve soyut ifadelerle eylemi sebebiyle müvekkilinin ticari hayatını neredeyse çöküş noktasına kadar getirdiğini, müvekkili tarafından Banka’ya duyulan güvenin, banka tarafından “hakim durumun kötüye kullanılması” biçiminde cevaplandırıldığını, müvekkilinin Banka’ya karşı sözleşme ve Kanun’dan doğan her türlü hak ve sorumluluklarını eksiksiz şekilde yerine getirmiş olmasına karşın, banka tarafından 3 üncü kişi konumundaki şirketin muhtemel riski sebebiyle alacağını tahsil edememe varsayımından haksız bloke konulduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ihtilaflı işlemler sebebiyle kart sahiplerinin itirazı üzerine diğer bankalardan usulüne uygun chargeback sebep kodları ile gelen ve dava dosyasına belgelendirilmiş olan chargebacklerle ilgili tutarları ilgili bankalara ve davacı bankanın kendi kartlarında ise kart sahiplerinin kredi kartı hesaplarına alacak kaydedilmek suretiyle davacı bankanın ödemek zorunda kaldığı, davalının, dava dışı şirketten acentaya yapılan ödemeler karşılığında aldığını belirttiği 240.000,00 TL'lik çekin karşılıksız çıktığı ve tahsili için icra takibi başlatıldığını davacı bankaya bildirdiği, önemli bir risk (zarar) tehdidi altında bulunan davacı bankanın, dava dışı şirketin ve davalının hesabında yüklü iadelerin görülmesinin yanı sıra, hem yaptığı zorunlu ödemeler hem de bu olumsuz bildirim karşısında, 18.7.2012 tarihinden itibaren dava dışı şirketinin ve davalının POS hesaplarına bloke koyduğu, bankanın bu bloke işleminde sözleşmeye ya da yasaya aykırılığın bulunmadığı, davalı tarafından, hesaplarının bloke edilip sanal POS'un kapatılması dolayısıyla müşterilerin başka turlara kaydırılması ve çalışmalarının engellenmesi sebebiyle chargeback bedellerinin iadesinin engellendiği ve başka turlara kaydırılan bazı müşterilerin chargeback taleplerinin yerine getirilmesi sebebiyle haksız ve kötü niyetli olarak borç altına sokulduğu da iddia edilmişse de, incelemelerinde başka turlara kaydırılan müşterilerle ilgili olarak, başka turlara katıldığını gösterir evrak ve bağlı olarak chargeback konusu işlemlerle ilgili ibraname vs. görülemediği, ayrıca, iptal edilen turlarla ilgili olarak, esas olanın iptal edilen işlem bedelinin önce müşteriye iade edilmesi ve kart sahibi ile yapılacak yeni bir sözleşme kapsamında yeni bir satış olarak kredi kartına borç kaydı yapılmasının gerektiği, bu sebeblerle asıl davada davalı birleşen davada davacının bu iddialarının yerinde olmadığı, birleşen dosyada açtığı davada uğradığı zararın sebebinin banka olmadığı, sözleşmeye uygun bir şekilde yapılan bloke işleminden kaynaklı şirket zararından bankanın sorumlu tutulamayacağı, taraflar arasındaki sözleşmede gecikme faiz oranının "en yüksek kredi faiz oranının %50 fazlası" olarak belirlendiği, ancak, takip talebinde %94,50 faiz oranı üzerinden hesaplanan temerrüt faizinin, bankaca uygulanmayan, piyasada uygulaması olmayan %63 faiz oranının %50 fazlası bulunarak hesaplanmış olduğu, her ne kadar bu oran banka tarafından TCMB'ye bildirilmiş olsa da, doğru ve adil faiz oranının TCMB tarafından yayınlanan Bankalarca Açılan Kredilere Uygulanan Ağırlıklı Faiz Ortalama faiz Oranlarının %50 fazlası üzerinden hesaplanması gerektiği, dosyadaki tüm bilirkişi raporlarında bu temelde yapılan hesaplamanın Yargıtay uygulamasına da uygun olduğu, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında uğranılan zararın tespitinin yargılamayı gerektirdiği, alacağın likit ve bilinebilir olmadığı, asıl davada davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne asıl davanın kısmen kabulüne, itirazının 157.251,18 TL'si birinci asıl alacak, 7.503,26 TL'si ikinci asıl alacak, 159,22 TL'si birinci ihtar gideri, 98,05 TL'si ikinci ihtar gideri, 4.362,50 TL'si faiz olmak üzere toplam 169.374,21 TL üzerinden iptaline, alacağın 157.410,40 TL'lik kısmına %17,81,7.601,31 TL'lik kısmına da %17,91 oranında temerrüt faizi uygulanmak suretiyle devamına, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
1. Asıl davada davacı birleşen davada davalı vekilince, istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle, davacı yararına icra inkar tazminatına karar verilmesi gerektiği ve re’sen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.
2. Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili aşamalarda, istinaf dilekçesinde ileri sürülen ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istenmiştir.
Asıl dava itirazın iptali, birleşen dava tazminat istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden taraflara ayrı ayrı yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.