Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili, davalılardan ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; borçlu ... hakkında yapılan takibin sonuçsuz kaldığını, dava konusu Kütahya 583 ada 89 parsel 4 nolu bağımsız bölümü 16.03.2016 tarihinde davalı ...'a, 101 ada 16 parseli 28.03.2016 tarihinde davalı ...'a, 101 ada 48 parseli 08.04.2016 tarihinde mal kaçırma amacı ile kardeşi davalı ...'a sattığını belirterek, borçlu ile üçüncü kişiler arasındaki tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazda önceden müvekkilinin oğlunun oturduğunu, bu daireyi satmak istediklerinde aynı apartmanda oturan borçlunun talip olup almak istediğini, 250.000,00 TL bedel karşılığı anlaşıldığını, bankadan durumunu araştırıp teyid ettiklerini, ödemenin 50.000,00 TL sini 5 adet çekle, geri kalan 200.000,00 TL sini kredi çekerek yapacağını belirttiğini, buna göre 17.09.2015 tarihinde taşınmazı borçluya sattıklarını, ancak daha sonra kredi kullanımında sorun çıktığını, zaman tanımalarına rağmen ödemenin yapılmadığını, bunun üzerine dairenin geri alındığını, muvazaalı bir işlem olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde, ... ile borçlu arasında akrabalıkları bulunmadığını, müvekkilinin bedelini ödeyemediği evi eski sahibine iade ettiğini, müvekili ...'un ...Hastanesi'nin yemek ihalesi işi nedeniyle yüklü miktarda piyasadan mal aldığını, hastanenin batması üzerine, ekonomik dar boğaza girdiğini, bu nedenle köydeki tarlasını komşu arazı sahibi ...'a devrettiğini, ağabeyi Mehmet'ten aldığı 12 altın borcuna karşılık dava konusu taşınmazı devrettiğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.

3. Davalı ..., cevap dilekçesi sunmamıştır.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davalı ...'ın savunmasının dosya içindeki bilgi ve belgelerle uyumlu olduğunu, anılan davalının sattığı evin bedelini tam olarak tahsil edemeyince taşınmazını geri aldığı, ilk satış tarihinin faktoring sözleşmesinden önce olduğu, tarafların akraba olmadıkları, komşuluğun muvazaa işlemine karine olamayacağı, davacı şirketin yapılan işlemin mal kaçırma amacı ile yapıldığını ispatlayamadığı anlaşıldığından, davalı ... yönünden davanın reddine, diğer davalı ...'a yapılan ... Köyü 101 ada 16 parseldeki 1292,24 m2'lik tarla devri ile ilgili olarak da tarafların akraba olmadıkları, tarlasına komşu olan tarlayı satın almanın makul ve arazisini büyütmek isteyen biri için avantajlı bir durum olduğu, keşifte yapılan gözlemde zeminde bitişik olarak tek arazi gibi tarım yapıldığının anlaşıldığı, davacının burada da iddia edilen saik ile devirlerin yapıldığını tereddüte yer bırakmayacak şekilde ispat edemediği, tapuda bedelin düşük gösterilmesinin tek başına iddiaları ispata yetmeyeceği gerekçesi ile bu davalı yönünden de davanın reddine, ... Köyü 101 ada 48 parsele yönelik satışa ilişkin olarak tarafların kardeş olması, satışın tarihi, alıcı kardeşin diğer davalının borçluluk durumunu bilemeyecek olmaması gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... ve ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde, davalı ...'un tarafı olduğu tasarrufun iptale tabi olduğunu, davanın reddine ilişkin gerekçenin hukuki dayanağı olmadığını, İİK'nun 278/2 maddesi kapsamında davalı tarafından daha yüksek bedel ödendiğinin dava sırasında ispatlanmadığını, tasarrufun yapıldığı gün bankadan döviz çekilmesinin devir bedeli olarak kabul edilemeyeceğini, bilirkişi raporu ile 9.734,89 TL olarak belirlenen taşınmazın 702,00 TL'ye satılmasının tek başına iptal nedeni olduğunu, borçlu ile komşu parsel maliki davalı ...'un borçlunun mali durumunu bilen ya da bilebilecek kişilerden olduğunu, davalı ... tarafından 17.09.2015 tarihinde borçluya devredilen taşınmazın daha sonra borçlu tarafından 16.03.2016 tarihinde davalı ...'a devredildiğini, oğlunun oturduğu binada oturan borçlunun dairesini satma isteğinden haberdar olduğunu, borçlunun mali durumunu araştırdığını bildirdiğini, borçludan 50.000,00 TL tutarlı ileri vadeli çek aldığını ve kredi kullanmasını beklediğini, ancak çeklerin kısmi ödenmesi nedeniyle alacaklı olduğunu bildirdiğini, davalı ...'ın gayrimenkulünü bedelini almadan satışının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, tapu memuru huzurunda yapılan resmi satış nedeniyle, satış bedelinin tamamen alındığına ilişkin beyanın aksinin kabul edilemeyeceğini, davalı ...'ın banka hesabından 150.000,00 TL çekerek krediyi kapatması ve ipoteğin fekki için borçluya verdiğini bildirdiğini, ancak banka kayıtlarına göre davalı ...'ın 16.03.2016 tarihinde, saat 09.30: 52'de 150.150,00 TL çektiğinin görüldüğünü, davalı borçlunun ise para çekilmeden önce aynı gün 09.28: 57'de hesaba para yatırarak kredi borcunu kapattığını, önce kredi borcunun kapatıldığını, sonra davalı ...'ın para çektiğini, davalı ...'ın iddialarının belgeler ile örtüşmediğini, tasarruf tarihinden önce tanıması ve mali durumunu bilebilecek kimselerden olması nedeniyle tasarrufun iptaline tabi olduğunu, alacağa karşılık taşınmaz devralmanın mutat olmayan ödeme vasıtası ile ödeme yapılması şeklinde olacağından mutlak iptale tabi olduğunu, davalının taşınmazı elinden çıkarması nedeniyle İİK'nun 283/2 maddesine göre gayrimenkulün gerçek değeri 269.740,64 TL yönünden nakden tazminle sorumlu olması gerektiğini bildirerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

2. Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde; aciz vesikası alınmadığını, İİK'nun 278. maddesinde yer alan iki yıllık zaman aşımı süresinin geçtiğini, davalı ...'in kardeşi ...'a on tane altın verdiğini, ...'un geri ödeyemediğini, altınlara karşılık taşınmazın devredildiğini, bu hususa ilişkin tanıkların dinlendiğini, davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyan ederek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'un davalı borçlu ile akraba olmadığı, zeminde bitişik tarlayı tek arazi gibi tarım amaçlı kullandığı, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastını bildiği veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğunun ispatlanamadığı, davalı ...'ın daha önce maliki olduğu 523 ada, 89 parseldeki 4 nolu bağımsız bölümü 17.09.2015 tarihinde factoring sözleşmesinin düzenlendiği 17.11.2015 tarihinden önce borçlu ...'a sattığı, tarafların akraba olmadıkları, satış işleminin muvazaalı veya mal kaçırma amaçlı olduğunun ispatlanamadığı, davalı ...'a yapılan devrin ise, mutad ödeme karşılığı olmadığı, davalı borçlu ile kardeş olmasına göre borçluluk durumunu bilebilecek durumda olduğu dikkate alınarak muvazaalı devrin iptaline, diğer davalılar yönünden davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekili ile davalılar ... ve ... vekillinin istinaf taleplerinin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesindeki itirazlarını yenilemiştir.

Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277,278,279,280,281,282,283 ve 284 üncü maddeleri.

1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.