Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikte ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; borçlu ... hakkında yapılan takibin sonuçsuz kaldığını, dava konusu taşınmazlardaki hissesini 27.09.2013 tarihinde mal kaçırma amacı ile diğer davalılara sattığını belirterek, borçlu ile üçüncü kişiler arasındaki tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

1. DavalılarAhmet Hayrettin Genelioğlu ... ve ... vekili cevap dilekçesinde, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, taşınmazların rayiç bedelden alındığını, müvekkillerinin iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı ... Lütfi Koparan vekili cevap dilekçesinde, aynı yönde savunma yapmıştır.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ivazlar arasında önemli oransızlık olmadığı, davalıların muvazaalı olarak taşınması satın aldıkları hususunun ispatlanmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde, davaya konu ... ... Mah. 631 ada 159 ve 50 parsel nolu iki adet taşınmazdaki davalılara devredilen borçlunun hisselerinin toplam değerinin 1.092.600,15 TL olup mal varlığının önemli bir bölümünü hatta tamamını oluşturduğunu, kıymetli bir yerde olduğunu, devir yapılan davalıların borçlu ile aynı çevreden olduğu gibi satışı yapılan gayrimenkulün diğer hissedarları olduklarını, dolayısıyla borçlunun içinde bulunduğu mali durumunu ve alacaklılarına zarar verme kastını bilebilecek durumda olduğunu, davalıların taşınmazlar üzerindeki hacizleri bilerek satın aldıklarını, satış bedelinin bir kısmını ödemek bir kısmını da hacizlerin kaldırılmasından sonra ödenmesi konusunda anlaştıklarını bu durum dahi borçlunun borca batık olduğunu bildiklerini gösterdikleri, iptali istenen tasarrufun borcun doğumundan sonra yapıldığını, tasarrufa konu taşınmazların satış değeri ile rayiç değer arasında nispi fark olmasa dahi satıcının borca batık durumunu ve alacaklılarını ızrar kastını bilmesinin tasarrufun iptali için yeterli olduğuna dair yargıtay kararı bulunduğunu, davalı borçlunun diğer davalılar ile akrabalık bağının bulunup bulunmadığının tüm aile nüfus kayıtları getirilerek araştırılmasını istedikleri halde mahkemece bu araştırmanın yapılmadığını, satış bedelini ne tutarda nereye ödendiğinin belli olmadığını, bu durumunda tasarrufun alacaklılarına zarar verme kastı ile yapıldığının kabulünü gerektirdiğini, devir işleminin trampa anlaşması ile daire karşılığı yapıldığını, aynı taşınmazlarda hisseler olan tanıkların ifade ettiklerini bu halde resmi tapu senedindeki satış bedellerinin gerçeği yansıtmadığını, davalıların cevap dilekçesi ile tapu kayıtları ve gerçek ödeme durumunun birbirine uymadığını, tanıkların verdikleri beyanlar ile borçlunun davacı alacaklıya zarar verme kastı ile taşınmazları diğer davalılara devir ettiğini, beyan ederek İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece dinlenen tanıkların beyanlarından diğer hissedarların hisseleri karşılığı daire aldıkları davalının hissesi karşılığı daire aldığı hususunun davacı tarafından ispatlanmadığı, üzerinde haciz bulunan hisselerin daire karşılığı satılmış olmasının da mümkün görülmediği, sunulan dekonta göre 260.000,00 TL ile icra dosya borcu ödendiği, kalan paranın bir kısmının nakden elden ödendiği de ifade edildiği, tapudaki bedeller gerçek satış bedellerin uyumlu olup bedelin alındığı tapuda da ikrar edildiğinden, satışın gerçek bir devir olduğu, tüm hissedarların birlikte satışı gerçekleştirdikleri, devir alan davalıların aynı bölgedeki taşınmazlarını çoğaltmak amacında olduğu, akrabalıkları ile ilgili her ne kadar nüfus kayıtları getirilmemiş ise de tanıklarının böyle bir beyanı bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1 inci maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesindeki itirazlarını yenilemiştir

Uyuşmazlık, İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277,278,279,280,281,282,283 ve 284 üncü maddeleri.

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.