Esastan ret

Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının keşide ettiği 55.000,00 TL ve 60.000,00 TL bedelli iki adet çeki dava dışı ...’ya teslim ettiğini, bu kişinin bankaya ibrazında çeklere karşılıksızdır şerhi düşüldüğünü, arka yüzlerinde müvekkilinin cirosu olmadığından ...’nın takip başlattığını, davalının mündemiç hak sahibi ...’nın olmadığı gerekçesiyle takipleri iptal ettirdiğini, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/328 E., 2016/207 K. sayılı kararında davalının ...’ya borçlu olmadığı tespit edilmişse de borcun yokluğunun değil var olan bir borcun takip hukukundan kaynaklanan prosedürlere uyulmadığı gerekçesiyle takibin iptal edildiğini, zira davalının ...’ya değil müvekkiline borçlu olduğunu, davalının anılan çekleri dava dışı ... Oto. Ltd. Şti. (...) lehine keşide ettiğini, ...’ın da müvekkiline verdiğini, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/328 E., 2016/207 K. sayılı dosyasında çeklerin mal karşılığında müvekkiline verildiğinin ve çeklerin alacaklısının müvekkili olduğunun belirlendiğini, davalının takip hukuku düzenlemelerini kötüye kullanıp hukuku dolanarak çek bedellerini ödemek istemediğini, müvekkilinin ...’a mal vermek suretiyle fakirleşirken davalının da 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 732 nci maddesi hükmü çerçevesinde müvekkili aleyhine sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek 22.05.2010 tarih ve 60.000,00 TL bedelli çek ile 19.06.2010 tarih ve 55.000,00 TL bedelli çekin ödenmemesi sebebiyle davalının haksız zenginleşmesinin ve müvekkilinin fakirleşmesinin/ zararının tespiti ile avans faizi ile birlikte tahsilini, bu talebin kabul edilmemesi halinde 60.000,00 TL ve 55.000,00 TL’si asıl alacak olmak üzere 223.439,50 TL’nin 115.000,00 TL’ye dava tarihinden itibaren avans faizi işletilmek suretiyle tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6102 sayılı Kanun’un 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasında zamanaşımı süresinin poliçenin zamanaşımına uğradığı tarihi takip eden tarihten itibaren bir yıl olduğunun düzenlendiğini, zamanaşımı süresinin 2011 yılının 11 ve 12. aylarında dolduğunu, davalının kötü niyetle çekleri başkaları eliyle tahsiline çalıştığını, açtıkları menfi tespit davalarının kabulü üzerine bu kez yeniden kötü niyetle çek bedellerinin tahsilini istediğini, müvekkilinin fabrika binası alımı için çekleri avans mahiyetinde ...’a verdiğini, satıcının vazgeçtiği halde dava konusu çekleri ve bir kısım nakit parayı iade etmediğini, İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/961 E., 2013/8 K. sayılı kesinleşen kararı ile bedelsiz kalan çeklerin iptal edildiğini, asıl kötü niyetli davacının iyi niyetli üçüncü kişi olabilmek için usulsüz cirolarla başkaları adına takibe koydurduğunu, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/328 E., 2016/207 K. sayılı kararı ile de müvekkilinin borçlu olmadığının belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun’un 814 üncü maddesine göre hamilin, cirantalarla düzenleyene ve diğer çek borçlularına karşı sahip olduğu başvurma haklarının ibraz süresinin bitiminden itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, madde kapsamına göre çeklerde zamanaşımı süresinin üç yıl olduğu, 19.06.2010 tarih çekin 23.06.2010 tarihinde, 22.05.2010 tarihli çekin ise 24.05.2010 tarihinde bankaya ibraz edildiği, üç yıllık zamanaşımı sürelerinin bu tarihlerden itibaren işlemeye başladığı, 19.06.2010 tarih çekin ibraz tarihi olan 23.06.2010 tarihinden sonraki üç yıl olan 23.06.2013 tarihinde, 22.05.2010 tarihli çekin ise ibraz tarihi olan 24.05.2010 tarihinden sonraki üç yıl olan 24.05.2013 tarihinde 6102 sayılı Kanun’un 814 üncü maddesindeki üç yıllık zamanaşımına uğradığı, 6102 sayılı Kanun’un 732 nci maddesine göre sebepsiz zenginleşme davasında zamanaşımı süresinin bu maddenin 4'üncü fıkrasında “Zamanaşımı süresi, poliçenin zamanaşımına uğradığı tarihi takip eden tarihten itibaren bir yıldır; ispat yükü, sebepsiz zenginleşmediğini iddia edene aittir.” şeklinde düzenlendiği, buna göre 6102 sayılı Kanun’un 732 nci maddesine dayalı sebepsiz zenginleşme davasının çeke dayalı alacağın zamanaşımına uğramasından en geç bir yıl sonra açılabileceği, dava konusu çeklerle ilgili olarak başlatılan Bakırköy 2. İcra Dairesinin 2010/4931 ve Bakırköy 13. İcra Dairesinin 2010/11972 E. sayılı icra takipleri ile bu takiplerden sonra açılan Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/328 ve Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/187 E. sayılı menfi tespit davalarının zamanaşımı sürelerini davacı yönünden kesmeyeceği, her iki icra takibinin ve karara bağlanan menfi tespit davalarının alacaklısı ya da davacı tarafının dava dışı ... olduğu, işbu dosya davacısının ise bu dosyalarda taraf sıfatının bulunmadığı, dava konusu çeklere ilişkin zamanaşımı sürelerinin 24.06.2014 ve 25.05.2014 tarihlerinde dolduğu, davanın ise 08.05.2017 tarihinde açıldığı gerekçesiyle davalının zamanaşımı definin kabulü ile 6102 sayılı Kanun’un 732 nci maddesinin dördüncü fıkrasına göre sebepsiz zenginleşme davası için öngörülen zamanaşımı süresi dolduğundan zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/328 E. sayılı dosyasının takip hukukuna ilişkin olduğunu, kararın 26.06.2019 tarihinde kesinleştiği, anılan dosyanın ... lehine sonuçlanması halinde bu davanın konusuz kalacağını, çeklerin ibrazının, takip ve menfi tespit davasına konu edilmesinin zamanaşımını keseceğini, ...’nın tüm işlemlerini müvekkili adına yaptığını, bu sebeple de müvekkili yönünden zamanaşımı süresinin kesildiğini, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/328 E. sayılı dosyasında davanın mündemiç hak sahibinin müvekkili olmasından keşideci lehine sonuçlandığını, bu dosyanın Yargıtay incelemesinden yeni döndüğünü, davalının sebepsiz zenginleşmediğini yazılı ve kesin delillerle ispatlaması gerektiğini, kötü niyetle hareket ettiğini, yemin deliline dayandıkları halde bu hakkın hatırlatılmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile çeklerin lehtar cirosu ile dava dışı..., onun cirosuyla ..., onun cirosuyla ...'ya ciro edildiği, davacının cirosunun yer almadığı, süresinde ... tarafından ibraz edildiği, karşılıksız işleminin yapıldığı, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/328 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sırasında, davalıların beyanları dikkate alınarak çeklerin ... San. Ltd. Şti.'ne ait olduğu, çeklerin şirket adına tahsile konulduğu beyanları dikkate alınarak menfi tespit davasının kabulüne karar verildiği, her iki çekin yetkisiz hamil tarafından takibe konu edildiği ve menfi tespit davasının yetkisiz hamile karşı açıldığı, anılan davada, davacı şirketin taraf sıfatının bulunmaması nedeniyle, yetkisiz hamil tarafından yapılan takip işlemlerinin, menfi tespit davası ve usulü işlemlerin davacı yönünden zamanaşımını kestiğinin düşünülemeyeceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 154 üncü maddesinin ikinci fıkrasında da alacaklı, dava veya defi yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa yada iflas masasına başvurmuşsa, zamanaşımı kesilir düzenlemesine yer verildiği, davacı tarafından yapılmış bir takip, açılmış bir dava veya eş değer bir usulü işlem bulunmadığı gibi, borçlunun borcunu ikrar etmesi, faiz ödemesi, kısmen ifada bulunması ya da rehin ya da kefil göstermesinin söz konusu olmadığı, davacı yönünden zamanaşımının kesilmediği, taraflar arasında temel ilişki bulunmadığı, davacının çek hamili olduğunu ispatlaması halinde, kambiyo hukukununa göre takip hakkını yitirmesi nedeniyle 6102 sayılı Kanun’un 732 nci maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme davası açabileceği, zamanaşımı süresinin poliçenin zamanaşımına uğradığı tarihi takip eden tarihten itibaren bir yıl olduğu, davacının Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesindeki tespitlere göre yetkili hamil olduğu kabul edilse dahi, bu davada 6102 sayılı Kanun’un 732 nci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince çeklere ilişkin zamanaşımına uğrama ve sonuç itibariyle sebepsiz zenginleşme davasında tespit edilen zamanaşımı süresinin yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/328 E. sayılı dosyasının 26.06.2019 tarihinde kesinleştiği, dava ... lehine sonuçlansaydı işbu davanın konusuz kalacağını, çeklerin ibrazının, takip ve menfi tespit davasına konu edilmesinin zamanaşımını keseceğini, İlk Derece Mahkemesince Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasının beklenmesine karar verildiğini, dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlamadığını, davalının çek bedellerini icra dosyasına bloke ettiğini, zamanaşımı süresinin işlemediğini, ...’nın tüm işlemleri müvekkili adına yaptığını, anılan işlemler sebebiyle de müvekkili açısından zamanaşımının kesildiğini, davalının ...’ya değil müvekkiline borçlu olduğunu, mündemiç hak sahibi müvekkili olduğu için menfi tespit davasında keşideci lehine karar verildiğini, davalının kötü niyetli olduğunu, sebepsiz zenginleşmediğini yazılı ve kesin delilerle ispatlaması gerektiğini, yemin deliline dayandıkları halde bu hususun hatırlatılmadığını, hakkın kullanılmasına fırsat verilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

Dava, alacak istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 644 üncü maddesi.

3.6102 sayılı Kanun'un 732 nci maddesi.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Dava konusu çeklerin keşide tarihi itibariyle uyuşmazlığa uygulanması gereken 6762 sayılı Kanun'un 644 üncü maddesi uyarınca da zamanaşımı sürelerinin dolduğu anlaşılmaktadır.

3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.