Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı 3. kişiler vekili, 15.11.2012 tarihli haciz esnasında mülkiyeti müvekkillerinin murisine ait geminin haczedildiğini, takip talebi ve ödeme emrinde borçlu olarak ... temsilcisi ...‘ın gösterildiğini ve ödeme emrinin temsilci ... adına tebliğe çıkarıldığını, ancak ...'ın ...'in temsilcisi yada yetkilisi olduğuna dair herhangi bir belgenin ibraz edilmediğini öne sürerek, davanın kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, davacıların murisinin ... Şirketinin tek sahibi olduğunu, dava konusu tekneyi kendi adına tescil ettirdikten sonra dahi gemi halen şirkete aitmiş gibi işlemler yapmaya devam ettiğini, hacze konu teknenin ülkemizdeki işlemlerinde hep ... Ltd. olarak işlem yapıldığını, müvekkilinin de buna güvenerek icra takibine konu olan evrakı devraldığını öne sürerek iyiniyet kuralı gereği davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, dava konusu tekneye ilişkin Türk Uluslararası Gemi Sicili’nde borçlu adına kaydın olmadığı, takip talebinde borçlu şirket yetkilisi olarak gösterilen ...'ın yabancı menşeli ...'in yetkilisi olduğuna dair belge sunulmadığı,buna rağmen ödeme emri tebligatının borçlu şirket temsilcisi sıfatıyla ...'a yapılmak suretiyle haciz işlemlerinin yürütüldüğü, takibin kesinleştirilmesi için tebligatın ya yabancı şirkete ya da Türkiye’deki temsilcisine yapılması gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1-Dava üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir. Buna göre, bir takipte haciz aşamasına geçilebilmesinin ve haczin geçerli olmasının ön koşulu da ödeme emrinin kesinleşmiş olmasıdır.
Somut olayda, yabanca menşeli ... Şirketi hakkında başlatılan takipte, takip talebi ve ödeme emrinde borçlu şirket temsilcisi olarak ...’ın gösterildiği,borçlu şirket temsilcisi ... adına çıkarılan ödeme emrinin ise bu kişinin çalışanına tebliğ edildiği, davacı 3. kişiler tarafından ...’ın borçlu şirket temsilcisi olmadığının, borçlu şirketin 30.10.2012 tarihinde fesh olunduğunun ve Ticaret Sicil kayıtlarından terkin edildiğinin iddia edildiği, davalı alacaklı tarafından ise ...’ın, borçlu şirketin mahcuza ilişkin tüm kiralama işleri ile ilgili işlemlerini yapması için verilen 12.02.2012 tarihli belge uyarınca borçlu şirket temsilcisi olarak yetkilendirildiğinin iddia edildiği anlaşılmıştır.
Bu bilgiler ışığında; borçlu şirketin yabancı uyruklu bir şirket olduğu,bu durumda ödeme emri tebligatının bu şirketin Türkiye'de merkez ya da şubesi varsa bu adrese, yoksa Adalet Bakanlığı aracılığıyla davalının yurtdışındaki adresine tebliğ edilmesi gerekirken, anılan şirket yetkilisi olduğu dosya içerisindeki mevcut bilgi ve belgelerle ispat olunamayan ...’a yapılan tebligatın borçlu şirkete yapılmış bir tebliğat olarak değerlendirilemeyeceğinin, dolayısıyla haciz tarihi itibariyle ödeme emrinin borçluya tebliğ edilmediğinin, takibin kesinleşmediğinin ve bu sebeple geçerli bir haczin varlığından da bahsedilemeyeceğinin kabulü gerekir.
Bu durumda Mahkemece, takip dosyasında geçerli bir haciz bulunmadığından davanın ön koşul yokluğundan reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

2-Bozma sebep ve şekline göre, davalı alacaklı vekilinin esasa ilişkin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.

Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca
BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenle davalı alacaklı vekilinin esasa ilişkin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.