Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı alacaklı vekili, 08.01.2015 tarihli hacze konu menkullerle ilgili üçüncü kişinin istihkak iddiasının alacaklıdan mal kaçırmak için ileri sürüldüğünü belirterek istihkak iddiasının reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, yasal süre içerisinde açılmayan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, davacı alacaklıya İcra Müdürlüğü'nce 08.01.2015 tarihli haciz sırasında istihkak davası açması için süre verildiği, alacaklının 7 gün içinde istihkak davası açması gerektiği halde 15.01.2015 tarihinde dava açtığı ve 7 günlük süreyi geçirdiği, gerekçesi ile davanın süre yönünden reddine karar verilmiş; hüküm, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının İİK’nun 99. Maddesine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
08.01.2015 tarihinde yapılan haciz esnasında alacaklı tarafa İİK’nun 99. maddesi uyarınca dava açmak üzere süre verilmiş, dava ise 15.01.2015 tarihinde açılmıştır.
İİK’nun 99. maddesinde: “Haczedilen şey, borçlunun elinde olmayıp da üzerinde mülkiyet veya diğer bir ayni hak iddia eden üçüncü kişi nezdinde bulunursa, … İcra müdürü, üçüncü kişi aleyhine İcra Mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verir. Bu süre içinde İcra Mahkemesine istihkak davası açılmaz ise üçüncü kişinin iddiası kabul edilmiş sayılır…” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre İİK’nun 99. maddesinin uygulanmasına yönelik müdürlük kararının hukuki sonuç doğurmaya elverişli olabilmesi için üçüncü kişi aleyhine İcra Mahkemesinde istihkak davası açması için alacaklıya yedi gün süre verilmesi ve dava açmazsa üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılacağı ihtaratının yapılması şartlarının bir arada bulunması gerekir.
Somut olayda, hacizde alacaklı tarafa ihtarat yapılmamıştır. Bu durumda, verilen karar yukarıda değinilen şartları içermediği için hukuki sonuç doğurmaya elverişli değildir.
Ayrıca, İİK’nun 19. maddesi “gün olarak tayin olunan müddetlerde ilk gün hesaba katılmaz...” hükmünü içermektedir.
Anılan hükme göre, dava açma süresinin son gününün 15.01.2015 tarihine denk geldiği, bu nedenle davanın süresinde olduğu anlaşılmıştır.
Bundan ayrı, istihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir.
Somut olayda; dayanak takip dosyasının incelenmesinde 08.01.2015 tarihli haciz işlemi esnasında icra müdürlüğünce sadece hazır olan tarafların beyanlarının alınmakla yetinildiği, herhangi bir menkul malın haczedilmediği anlaşılmaktadır.Bu sebeple geçerli bir haczin varlığından söz edilemeyeceği açıktır.
Bu durumda Mahkemece davanın geçerli haczin varlığına yönelik dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken davanın süre yönünden reddine karar verilmesi doğru değil ise de;bu husus yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden ve hükmün redde ilişkin bölümü sonucu itibari ile doğru görüldüğünden, HUMK'nun 438/7 maddesi uyarınca, hükmün gerekçesinin açıklanan şekilde değiştirilip kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
Davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün gerekçesinin düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 8,20 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına, 27.06.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.