Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı bankanın alacağı nedeniyle borçlular hakkında İstanbul 33. İcra Müdürlüğü'nün 2015/2788 sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, borçlular hakkında yapılan yasal işlemlerde borca yetecek mal varlığının tespit edilemediğini, borçlulardan... Dinçöz'ün maliki bulunduğu taşınmazdaki 1/2 hissesini diğer davalı ... İçöz'e devrettiğini, taşınmazdaki devrin alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla yapılmış olup muvazaalı işlem olduğunu belirterek bu devir işleminin davacı banka alacağı yönünden iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalı ... İçöz'ün 17.08.2015 tarihinde 20.000,00 TL, 18.08.2015 tarihinde ise 136,500,00 TL'yi davalı borçlu ...'ün şirketi olan... Su ve Çiftlik Ürünleri Paz. ve Dağ. Ltd. Şti.'nin ipotek borcuna karşılık ipotekli alacaklı olan Türkiye İş Bankası'nın hesabına ödediğini, davaya konu taşınmazın devrinin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla değil, alacaklılara ödeme yapabilmek amacı ile gerçekleştiğini, satış bedelinin düşük olmadığını ve muvazaadan söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazda davalıların önceden 1/2 pay ile malik oldukları, davalı borçlu...'ın hissesi üzerinde dava dışı İş Bankası lehine ipotek olduğu, satışın ipotekli olarak gerçekleştiği, bilahare davalı 3.kişi... tarafından davalı ...'a İş Bankası marifeti ile 156.500,00 TL para gönderildiği, gönderilen paranın takip dosyası borçlusu olan... şirketinin kredi borcuna istinaden yapılan ödeme açıklamasının yer aldığı, bu şekilde ipotek borcunu yüklenmiş olan davalı...'in taşınmazın rayicine isabet eden bedeli gönderdiği, her ne kadar davalı taraflar kardeş iseler de yapılan satışın alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik olmadığı, satış tarihinden sonra alıcı kardeşin satıcı kardeş hesabına kredi borcu ödenmesi açıklaması ile para gönderdiği, bu suretle dava dışı İş Bankasına olan borcun ödenmesinin amaçlandığı, yapılan satışın bedelsiz olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalı borçlunun payını diğer pay sahibi kardeşine sattığını ve bu satıştan on ay sonrasına kadar bedelin ödenmediğini, gerek borçlunun gerekse devralan Zehra'nın hissesinde 100.000,00 TL tutarlı ipoteğin bulunduğunu, dolayısıyla davalı ...'nın dava konusu taşınmazı satın almadan kendisine ait 1/2 payı üzerinde İş Bankasına ipotek tesis ettiğini ve kendisinin de ipotek borçlusu olduğunu, taşınmazın devrinden on ay sonra 20.0000,00 TL ve 136.500,00 TL ... hesabına davalı ... tarafından... Su Ürünleri borcuna istinaden şahsi ipotek borcu gönderildiğini, bu ödemenin taşınmazın devrinden on ay sonra yapıldığı için kendi ipotek borcunun ödenmesi için yapıldığını, yapılan ödemenin hisse bedeli ödemesi olarak kabul edilmesinin mümkün olmayacağını, bu dava ile ilgili olmayan İzmir'deki başka bir gayrimenkul satışına dair belgeler ile bu satışa ilişkin olduğu iddia edilen ödemelerin aleyhe delil olarak kullanılmasının mümkün olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; lehine ipotek tesis edilen alacaklı dava dışı Türkiye İş Bankası'nın ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla dava konusu taşınmazın satışını gerçekleştirme ihtimali bulunduğundan, taşınmazın 1/2 hissesinin üzerindeki ipotekle birlikte devralan davalı kardeş tarafından ipotek borcunun kapatılması karşılığında devralınmasında alacaklıların zarara uğratılması kastının olmadığı, aradan uzun zaman geçmiş olsa dahi devralanın kendisine ait başka bir daireyi satarak elde ettiği bedeli satın almış olduğu davaya konu hisse üzerindeki ipotek borcunu kapatmak için kullandığı, bu şekilde hem borçlunun ipotek borcunun kapatıldığı hem de kendisinin taşınmaza tam hisse olarak sahip olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla yapılan satışın bedelsiz ve muvazaalı olarak değerlendirmenin doğru olmayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dava konusu taşınmaz hissesi üzerinde Türkiye İş Bankası A.Ş. lehine ipotek olmasına, taşınmaz hissesini devralan davalı ... İçöz tarafından bu ipotek borcunun ödenerek kapatılmasına ve ipotek borcu için ödediği miktarın taşınmaz hissesinin gerçek değerini karşıladığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.02.2024 tarihinde Başkan ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
İcra ve İflas Kanunun'da, borçlunun aciz ya da iflasından önce yaptığı iptale tabî tasarruflar 278,279 ve 280 inci maddelerde üç grup altında düzenlenmiş ise de; bu maddelerde iptal edilebilecek bütün tasarruflar sınırlı olarak sayılmadığından hangi tasarrufların iptale tabî olduğu hususu tayini hâkimin takdirine bırakılmıştır. Borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz hâlinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflardır. Bu özellikten ötürü dava dilekçesinde İİK'nın 278,279,280 inci maddelerinden hangisine dayanılarak iptal istendiğinin belirtilmesi de zorunlu değildir. Hatta bu maddelerden biri gösterilmemiş olsa bile mahkeme bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine dayanarak iptal kararı verebilir. Daha açık bir anlatımla 278,279 ve 280 inci maddelerde üç grup altında düzenlenen iptale tabî tasarrufların tayini bakımından, hâkimin, Kanun ile belirlenen bu ilkeler ile sınırlı olarak serbest takdir ve tahkik yetkisi bulunmaktadır. (HGK 03.05.2023 tarih 2021/(17)4-204 Esas, 2023/415 Karar sayılı kararı)
Öte yandan, tasarrufun iptali davasının temel amaçlarından bir diğeri de, aciz halinde olan borçlunun, alacaklılarından biri veya bir kaçı lehine olan borçlarını ödemek amacıyla, diğer borçluları aleyhine veya zararına yaptığı işlemlerinin önüne geçmektir. Zira yasal anlamda olması gereken,borçlunun aktif mal varlığının, yapılacak sıra cetveline göre tüm alacaklılara garameten paylaştırılmasıdır. Aciz halindeki bir borçlu, alacaklılarından birine olan borcunu ödemek için, bir malını sattığı veya devrettiği takdirde, bu alacaklıdan daha önce hak sahibi olan bir başka alacaklısına zarar verdiği açıktır. Dolayısı ile bu şekilde gerçekleşen bir eylemle, borçlu ve borçludan malı satın alan üçüncü kişi, aynı maldan alacağının bir kısmını alabilme ihtimali olan diğer alacaklılarından mal kaçırmış olmaktadır.
İpotekli bir taşınmazda ise, öncelik ipotek alacaklısına ait olduğu tartışmasızdır. Böyle bir taşınmaz hakkında açılan bir tasarrufun iptali davasında, o taşınmaz ipotekle yükümlü olarak paraya çevrilir, önce ipotek alacaklısı alacağını aldıktan sonra kalan kısım diğer alacaklılar arasında sıra cetveline göre dağıtılır. İİK'nun 114/1 inci maddesine göre malların paraya çevrilmesi kural olarak açık artırma yolu ile yapılır. İpoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takipte de, ipotekli şey açık artırma sureti ile (İİK'nun150/g) yapılan ihale sonucunda elde edilen para önce ipotek alacaklısına ödenir, kalan var ise sıra cetveline göre diğer alacaklılara paylaştırılır.
Somut olayda dava konusu taşınmazın borçlu ... ve davalı üçüncü kişi kardeşinin 1/2 hisse oranında malik iken, borcun doğumundan sonra, borçlu tarafından 1/2 hissesinin 28.10.2015 tarihinde davalı-üçüncü kişi olan kardeşi Zehra Berrin İçöz'e 88.000,00 TL bedel karşılığında devredildiği, devir anında taşınmaz hissesi üzerinde toplam 160.000,00 TL ipotek kayıtlarının bulunduğu, alınan bilirkişi raporu ile tasarruf tarihi itibariyle taşınmazın 1/2 hisse değerinin 106.000,00 TL olduğu, ipotek bedelinin üçüncü işi tarafından ödenerek kaldırıldığı, bu hali ile ivazlar arasında önemli bir oransızlık olmadığı anlaşılmaktadır.
Davalı borçlu ve üçüncü kişi kardeş olduklarından, İİK'nun 280/1 inci maddesinde ifadesini bulan, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafı üçüncü kişi tarafından bilindiği veya bilmesi lazım geldiği ispatlanmıştır.
Buna göre, borçlunun borçlularından haberdar olan üçüncü kişi, borçlu ile eylem birliği içinde hareket ederek sadece ipotek borçlusunun borcunu ödemek sureti ile taşınmazın açık artırmada daha yüksek bir bedel ile satılarak diğer borçlarında ödeme ihtimalini ortadan kaldıracak şekilde, diğer alacaklıların zararına hareket ettiğinin kabulü gerekir. İpotekli taşınmazların, sadece ipotek bedelini karşılayabileceği varsayımının kabul edilmesi halinde, ipotekli tüm taşınmaz mallar yönünden tasarrufun iptali davasının açılmaması, açılan davanın da hukuki yarar yokluğundan reddini gerektirir. Oysa böyle bir varsayım ne doktrinde ne de yargıtay uygulamalarında kabul görmüştür.
Bu nedenlerle, davanın kabulü yönündeki İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiğinden, Sayın Çoğunluğun kararın onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum.