Taraflar arasındaki kurum zararından kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; ... müfettişleri tarafından düzenlenen 15.02.2010 tarihli 80-09,156/09 nolu tazmin raporunda...Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli Op. Dr. ...'ın ameliyat endikasyonu olmadığı halde ameliyat yaptığı, ameliyat endikasyonu olmasına rağmen uygun olmayan ameliyatın yapıldığı ve ameliyat endikasyonu olan hastalarda uygun ameliyatın yapılmasıyla birlikte gereksiz, fazla ve piyasadaki kalite ve işlev açısından eşdeğerlerine göre pahalı malzemenin kullanılması nedeniyle kamu zararına sebep olduğunun belirtildiğini, davalının borcunu süresinde rızaen ödemesi hususunda ödeme yazılarının tebliğ edilmesine rağmen ödeme yapılmadığını, davalının oluşan kamu zararından sorumlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere 100.345,42 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; açılan davada müvekkilinin operasyonlarına katıldığı bir kısım hastalara yetersiz endikasyonlar sonucu fazladan veya gereksiz endroportezleri kullanmak suretiyle idarenin zarara uğratıldığının iddia edildiğini, davacının mezkur hasta grubuna yapılan tüm malzeme alımlarını yok sayarak bedellerini müvekkilinden talep ettiğini, ancak bu hususta davacının zarar detaylarını açıklamasını talep ettiklerini, mezkur hastaların tüm tedavi masraflarının müvekkilinden talep edilmesinin mümkün olmadığını, tedavi masraflarının çok değişik kalemlerden oluştuğunu, bunlardan hangisinin müvekkiline isnad edilen kusurlar nedeniyle yapılmış giderler olduğunun ortaya konulması gerektiğini, davacı kurumun gerçek bir zararının bulunmadığını, davacının davaya konu tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, pahalı malzeme kullanıldığına dair iddialara ilişkin olarak kullanılan malzemelerin seçimi konusunda müvekkilinin insiyatifinin olmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin malzeme alım sürecinin karar noktalarının hiçbirisinde yetkisi ve görevinin bulunmadığını, malzeme alımının hastanenin satın alma servisi tarafından yürütüldüğünü, gerekli olmadığı halde ameliyat yapıldığı veya uygun olmayan ameliyatın yapıldığı iddiasının hiçbir gerekçe taşımadığını, yalnızca uygun değildir tespitine yer verildiğini, müvekkiline isnad edilen hususların tümüyle hekimin tıbbi bilgisi ve tecrübesi çerçevesinde takdir edeceği hususlar olduğunu, müvekkilinin takdir yetkisini yerinde kullandığını, müvekkilinin ne dava konusu hasta grubundan ne de tedavi ettiği hastaların hiçbirisinden en küçük bir şikayet dahi almadığını, dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bilirkişisi tarafından yöneltilen endikasyonların yetersiz olduğu yönündeki tüm suçlamaların bilimsel veriler ışığında haksız ve yersiz olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu olaya ilişkin davalının İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/18 Esas ve 2016/89 Karar dosyasında başkaca sanıklarla birlikte yargılandığı, yargılama sonucunda davalı ...'ın beraatine karar verildiği, dava konusu iddialar nedeniyle Adli Tıp Kurumu'dan (ATK) rapor alındığı, bilahare İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde öğretim üyesi olan beş kişilik profesör heyetinden rapor alındığı, tüm raporların birbiriyle uyumlu olduğu, davalı tarafından uygulanan cerrahi işlemlerin, hastaların tedavi edildiği zaman dilimine ait ilgili literatürde taraftar bulan yöntemler olduğu, usulüne uygun olduğu ve yapılan cerrahi işlemlerin gereksiz olarak nitelenemeyeceği, bu doğrultuda da fazla ve gereksiz malzeme kullanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının ceza yargılamasında beraat ettiği belirtilerek söz konusu karar doğrultusunda davalının sorumlu olmadığının söylenebileceğinin mütala edildiği, ancak ceza mahkemesi kararlarının hukuk hâkimini bağlamadığı, yine bilirkişi raporunda davaya konu operasyonların yapıldığı dönemde geçerli olan tedavi yöntemlerinden istediğini seçmek konusunda davalı doktorun özgür olduğunun belirtildiği, ancak davalının seçtiği tedavi yönteminin günün koşullarına göre literatürde gösterilen uygun yöntemler olmadığı, davalının bilerek en pahalı tedavi yöntemini ve en pahalı malzemeyi kullanarak kamuyu zarara uğrattığı, davalının her hasta için özellikle en pahalı yöntem konusunda inisiyatif kullanmasının hayatın ve doktorluk mesleğinin gereklerine aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre İlk Derece Mahkemesince davalının operatör doktor olarak çalıştığı bir kısım özel hastanelerde ameliyat endikasyonu olmadığı halde ameliyat yaptığı, ameliyat endikasyonu olmasına rağmen uygun olmayan ameliyatın yapıldığı ve de ameliyat endikasyonu olan hastalarda uygun ameliyatın yapılmasıyla birlikte gereksiz ve fazla piyasadaki kalite ve işlev açısından eş değerlerine göre pahalı malzemelerin kullanılması nedeniyle kamu zararına neden olduğu, bu nedenle İstanbul 19. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/18 Esas ve 2016/89 Karar sayılı dosyasında davalı ile birlikte başka sanıkların da yargılandığı, yargılama sonucunda davalı ...'ın üzerine atılı suçlardan beraatine karar verildiği, iddialar nedeniyle ATK'dan rapor alındığı, bilahare İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden 5 kişilik profesör heyetinden rapor alındığı, tüm raporların birbirini teyit ettiği, davalı tarafından uygulanan cerrahi işlemlerin, hastaların tedavi edildiği zaman dilimine ait ilgili literatürde taraftar bulan yöntemler olduğu, usulüne uygun olduğu ve yapılan cerrahi değişimin gereksiz olarak nitelenemeyeceği ve bu doğrultuda da fazla ve gereksiz malzeme kullanılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davanın dayanağı olan tazmin raporunun yeterli ve özenli incelenmediğini, tazmin raporunda ayrıntılı bir şekilde irdelendiği üzere kamu zararının varlığının açık ve net olduğunu, bilirkişi raporunda dava konusu olayın sürecine ilişkin mevzuat hükümlerinde baz alınan değerden bahsedilmediğini, ceza dosyasında verilen beraat kararının hukuk hakimini bağlamadığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, davalı doktorun tedavi ettiği bir kısım hastalarda fazladan ve gereksiz malzeme kullanılarak kurum zararına sebebiyet verildiği iddiasına dayanan kurum zararının tazmini istemine ilişkindir.
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi Kontrol Kanunu'nun 71 inci maddesi.
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, ceza dosyasında ve eldeki dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarının birbirleriyle uyumlu olmasına, davalı tarafından gerçekleştirilen cerrahi girişimlerde bir usulsüzlük tespit edilememesi ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
492 sayılı Harçlar Yasası'nın 13/J maddesi uyarınca davacıdan harç alınmamasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.