Davanın reddine

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen davanın reddine dair karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Kadastro sırasında, Mardin ili ...ilçesi ... Mahallesi 122 ada 28 parsel sayılı 4.247,71 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine ve satın almaya dayalı olarak, tarla vasfında, davalılar ..., ... ve ... adına eşit paylı olarak tespit edilmiştir.

Davacı Hazine dava dilekçesinde; Mardin ili ...ilçesi ... Mahallesi 122 ada 28 parsel sayılı taşınmaz üzerinde davalılar lehine zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluşmadığını ve taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu öne sürerek, kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın adına tescilini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; " Tüm dosya kapsamı, yapılan keşif, yerel bilirkişileri ve tespit bilirkişisinin beyanları, teknik bilirkişilerin raporları ve belirlenen olgular birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmazın 8 - 10 yıldır tarımsal arazi olarak kullanılmadığı, üzerinde tarımsal faaliyet yapılmadığı, keşif esnasında yapılan gözlemde, taşınmazın uzun süredir ekilip biçilmediğinin, içerisinde yer yer taşlık ve kayalık kısımların bulunduğunun tespit edildiği, uzun süre bir yerin ekilip - biçilmemesinin ve zilyedin o yerden elini çekmiş olmasının zilyetliğin iradi olarak terk edildiği anlamına geleceği, bu itibarla 3402 sayılı Kanun'un (3402 sayılı Kanun) 14 üncü maddesindeki şartların davalılar lehine oluşmadığı kanaatine varıldığı " gerekçesiyle verilen davanın kabulüne, dava konusu 122 ada 28 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın aynı ada ve parsel numarası ile davacı Hazine adına adına tapuya kayıt ve tesciline ilişkin ilk karar, davalı ...' ın temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2012/3108 Esas ve 2012/5512 Karar sayılı ilamıyla; " eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesinin isabetsizliğine " değinilerek bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamı doğrultusunda yapılan yargılama neticesinde; " dava konusu taşınmazın 40 - 50 yıl öncesinde davalıların dedesi tarafından, toprak olan kısımlara çapa ile mercimek, arpa ekilmek suretiyle vefat edene kadar kullanıldığı, vefat ettikten sonra davalıların babası ...' ın da aynı şekilde taşınmazı ölene kadar kullanmaya devam ettiği, kadastro tespit tutanağında ismi geçen ...'ın davalıların amcasının oğlu olduğu ve bu şahsın davalıların babası ölünce davalılar askerden gelene kadar onlar adına taşınmazı koruyup kolladığı, davalıların babaları ...'ın ölümü üzerine taşınmazın davalılara kaldığı, davalıların 8 - 10 yıl öncesine kadar taşınmazı kullandıkları, ancak 8 - 10 yıldır kuraklık, tarımın fazla gelir getirmemesi ve terör nedeniyle taşınmazı tarımsal üretimde kullanmadıkları, ancak zilyetlik iradelerinin devam ettiği, taşınmazın köy merkezinin girişinde yol kenarında bulunması nedeniyle 4 - 5 senedir arsa olarak kullanıldığı ve üzerine 2 katlı betonarme ev inşa edildiği, evin yapıldığı kısmın evin önü ve kuzeyine uzanan kısımla birlikte toprak ve taşlık sorunu bulunmayan bir zeminde bulunduğu, bu kısmın fen bilirkişisince düzenlenen 22.042014 havale tarihli ek rapor uyarınca (B) ile gösterildiği, ziraat bilirkişisince düzenlenen 09.04.2014 tarihli raporda (B) ile gösterilen bu kısımda toprağın fiziksel özelliklerinin geçmiş yıllarda tarımsal üretim yapılmış olduğunu gösterdiği, ayrıca hiç tarımsal üretim yapılmayan arazilerde görülen çok yıllık çalı formundaki dikensi bitkilerin bu arazide olmayışı ile mahalli bilirkişilerin aynı doğrultudaki ifadeleri sonucunda taşınmazda önceki yıllarda tarımsal faaliyet yapıldığının anlaşıldığı, (B) ile ifade edilen kısımda toprak derinliğinin geleneksel yöntemlerler arpa, yulaf gibi tek yıllık buğdaygil tarımını ve bahçe bitkileri yetiştiriciliğini mümkün kıldığının belirtildiği, taşınmazın bulunduğu köyün coğrafi olarak yoğun taşlık bir zeminde olması, yerleşmek ve tarımsal amaçlı kullanmak için sınırlı alanların bulunması, dava konusu taşınmazın sadece tarımsal üretim amaçlı değil köy yolunun kenarında olması nedeniyle arsa olarak kullanılmasının kazanmayı sağlayacak zilyetlik sebebini oluşturabileceği, dava konusu parselin komşusu olan taşınmazların toprak yapısı ve taşlılık bakımından davalı parsel ile aynı nitelikte olduğu, yine komşu parseller üzerlerinde dava konusu parselde bulunan ev ile aynı yıllarda yapıldığı anlaşılan evler bulunması ve dava konusu parsele komşu taşınmazların kadastro tespitlerinin şahıslar adına yapılarak kesinleştiği anlaşılmakla beraber terör, kuraklık nedeniyle köylülerin taşınmazlarını belli bir dönem kullanamamaları da dikkate alınarak, dava konusu taşınmaz yaklaşık 8 - 10 yıldır tarımsal üretimde kullanılmamış olsa da davalıların zilyetlik iradelerinin devam ettiği, taşınmazın parça parça olan toprak kısımlarına meyve ağaçları dikilmesi suretiyle kullanıldığı " gerekçesiyle verilen davanın reddine, dava konusu 122 ada 28 parsel numaralı taşınmazın tespit gibi 1/3'er hisse ile ..., ... ve ... adlarına tapuya kayıt ve tesciline ilişkin ikinci karar, davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2014/14157 Esas ve 2015/3012 Karar sayılı ilamıyla, " Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verildiği halde, taşınmaz başında yapılan keşifte tespit tutanağı bilirkişileri ... ve ...'ın dinlenmemelerinin ve bunun gerekçesinin de açıklanmamış olması isabetsiz olduğu gibi, davanın kabulüne dair aleyhlerinde verilen ilk kararı, taşınmazda paydaş olan davalılar ... ve ... temyiz etmedikleri halde bozma sonrası hüküm kurulurken bu hususun dikkate alınmamasının da isabetsiz olduğu, ayrıca çekişmeli taşınmazın özel mülkiyete konu tarım arazisi niteliğinde bulunduğu ve davalılar lehine zilyetlikle mülk edinme şartlarının gerçekleştiği kabul edilmek suretiyle hüküm kurulmuş ise de; yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın karar için yeterli bulunmadığı, somut olayda, bozma sonrası yapılan keşifte hazır bulunan fen bilirkişisinin raporuna ekli krokide (A) harfi ile gösterilen 2.737,32 metrekarelik kısmın taşlık, kayalık olduğunun belirtilmiş olduğu, ziraat mühendisi bilirkişisinin raporunda da (A) harfi ile gösterilen kısmın yaklaşık % 25 oranında kayalık %25 oranında taşlık olduğunun ve bu kısmın tarıma elverişsiz olduğunun ifade edildiği rapora ekli fotoğraflarda da taşlık kayalık kısımların olduğunun gözlendiği, bu durumun keşifte mahkeme gözlemi olarak tutanağa da yansıtıldığı, taşınmazların kazanımlarının, imar ve ihyalarının 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 17 inci maddesi uyarınca emek ve para sarf edilerek tamamlanması, tamamlandığı tarihten itibaren davasız ve aralıksız en az 20 yıl süreyle zilyetlik altında bulundurulması şartına bağlı olduğu açıklanarak, doğru sonuca varılabilmesi için, dava konusu taşınmazın tespit tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıllık üç ayrı zamanda çekilmiş steoroskopik hava fotoğrafları getirtilerek mahallinde jeodezi ve fotoğrametri mühendisi bilirkişi ve ziraat mühendisi bilirkişi ile keşif yapılması, çekişmeli taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğinin, imar ve ihyaya konu olup olmadığının, konu olmuş ise imar-ihyaya en erken ne zaman başlanıldığının ve tamamlandığının, arazinin ekonomik amacına uygun olarak tarım arazisi niteliğiyle zilyetliğine ne zaman başlanıldığının belirlenmesine çalışılması, tanık ve yerel bilirkişi ifadeleri de bilimsel esaslara ve maddi bulgulara dayanılarak hazırlanan söz konusu bilirkişi raporlarıyla denetlenmesi, taşınmazın uydu ve hava fotoğrafları ile kadastro paftası üzerinde harita çizim programı vasıtasıyla çakıştırılması, ziraat bilirkişisi vasıtasıyla taşınmazın öncesi ve zirai faaliyete konu olup olmadığı, hangi tarihte imar - ihyaya başlandığı, tamamlandığı ve zilyetliğin hangi tasarruflar ile sürdürüldüğü imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten itibaren tespit tarihine kadar yirmi yıllık kazanma süresinin dolup dolmadığı hususlarının irdelenmesi ve bundan sonra iddia ve savunma çerçevesinde toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi " gereğine değinilerek bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; " mahallinde yapılan keşif sonrası alınan jeodezi ve orman bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmazda 1953 yılına ait hava fotoğraflarına göre parselde imar ve ihyanın yapılmadığı, tarımsal faaliyetlerin bulunmadığı, kullanımın olmadığı, üzerinde herhangi bir yapının olmadığı, üzerinde orman bitki örtüsüne ait ağaç veya kültür bitkisinin bulunmadığı ve yer yer ana kayanın yüzeye çıktığı taşlık ve kayalık alanların olduğu, 1973 ve 1984 yılına ait hava fotoğraflarına göre imar ve ihyanın yapılmadığı, tarımsal faaliyetlerin bulunmadığı, kullanımın olmadığı, üzerinde herhangi bir yapının olmadığı, üzerinde orman bitki örtüsüne ait ağaç veya kültür bitkisinin bulunmadığı ve yer yer ana kayanın yüzeye çıktığı taşlık ve kayalık alanların olduğu ancak dava konusu taşınmazın sınırlarında duvarların örüldüğü ve sınırlarının sabit olduğu, 2010 yılına ait ortofoto görüntüsüne göre imar ve ihyanın yapılmadığı, tarımsal faaliyetlerin bulunmadığı, üzerinde herhangi bir yapının olmadığı, üzerinde orman bitki örtüsüne ait ağaç veya kültür bitkisinin bulunmadığı ve yer yer ana kayanın yüzeye çıktığı taşlık ve kayalık alanların olduğu ancak dava konusu taşınmazın sınırlarınıda duvarların örüldüğü ve sınırlarının sabit olduğu, 2015 ve 2018 yılına ait ortofoto görüntüsüne göre imar ve ihyanın yapılmadığı, tarımsal faaliyetlerin bulunmadığı, kullanımın olmadığı, üzerinde orman bitki örtüsüne ait ağaç veya kültür bitkisinin bulunmadığı ve yer yer ana kayanın yüzeye çıktığı taşlık ve kayalık alanların olduğu, ancak dava kosusu taşınmazın sınırlarında duvarların örüldüğü, sınırlarının sabit olduğu ve krokide (A) harfi ile gösterilen yapının yapıldığı iskan olarak kullanılan alanlardan olduğu, yani (A) harfi ile gösterilen yapının 2010 - 2015 yılları arasında yapıldığı, 2015 ve 2018 yılına ait ortofoto görüntüsüne göre imar ve ihyanın yapılmadığı, tarımsal faaliyetlerin bulunmadığı, kullanımın olmadığı, üzerinde orman bitki örtüsüne ait ağaç veya kültür bitkisinin bulunmadığı ve yer yer ana kayanın yüzeye çıktığı, taşlık ve kayalık alanların olduğu, ancak dava konusu taşınmazın sınırlarında duvarların örüldüğü, sınırlarının sabit olduğu ve krokide (A), (B) ve (C) harfi ile gösterilen yapıların yapıldığı, iskan olarak kullanılan alanlardan olduğu, yani (B) ve (C) harfi ile gösterilen yapının 2018 - 2019 yılları arasında yapıldığı, 3116 sayılı Kanuna göre orman sayılmayan yerlerden olduğu, bu yerin 4785 sayılı Kanun ile devletleştirilen ve 5658 sayılı Kanun ile de iadeye tabi yerlerden olmadığı ve 6831 sayılı Kanun'un 1 inci maddesine göre 122 ada 28 nolu parselin tamamının orman sayılmayan yerlerden olduğunun tespit edildiği, ziraat bilirkişisi raporunda, dava konusu taşınmazın VI. Sınıf tarım arazisi vasfında olduğu ve herhangi bir tarımsal arazin niteliğine sahip olmadığı, zirai olarak tarım yapılacak arazisi vasfında olmadığı, parselin köy merkezi yerleşim alanı içinde olduğundan arsa olarak değerlendirilmesi gerektiği tespitlerinde bulunulduğu, dava konusu taşınmazın konumu itibariyle etrafında en az 20 yaşlarında köy evlerinin bulunması ve Kabala Mahallesi yerleşim alanı içerisinde kalması, elektrik yol vb. Belediye hizmetlerinden yararlanmakta olması gibi hususlar birlikte gözönüne alındığında taşınmazın arsa vasfında olduğunun kabul edildiği, taşınmazın arsa vasfında olduğunun kabul edilmesinden dolayı davalının taşınmaz üzerindeki zilyedliğinin ekonomik amaca uygun olarak tarımsal faaliyet şeklinde olması gerekmediği, eklemeli zilyetlik ile 20 yıllık sürenin sağlanmış olduğu, Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 1965/11782 Esas, 1966/619 Karar sayılı ilamında da açıkladığı gibi, davalının arsa üzerinde malik gibi hareket etme iradesinin varlığı ve bu yere sahiplenmesinin yeterli olduğu, sonuç olarak davalı lehine kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği sebebine dayalı olarak taşınmaz edinim şartlarının oluştuğu " gerekçesiyle, davanın reddine ve dava konusu 122 ada 28 parsel sayılı taşınmazın tutanaktaki vasıf ve yüzölçümü ile tespit gibi davalılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ve iş bu karar, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçeyle, çekişmeli taşınmazın davalılar adına tesciline karar verilmiş ise de dosya kapsamı incelendiğinde, verilen bu hükmün Kanuna, yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve dosya kapsamına uygun düşmediği anlaşılmaktadır.
Şöyle ki; dava konusu taşınmazın kadastro tespit tarihi 23.07.2009 olup kadastro tespitine itiraz davalarında, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinilmesine ilişkin yasal koşulların tespit tarihi itibariyle gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi zorunlu olduğundan, değerlendirme yapılırken davaya konu edilen taşınmazın kadastro tespiti sırasındaki vasfının esas alınması gerekmektedir.
Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince, bu husus göz ardı edilerek, çekişmeli taşınmazın kadastro tespit tarihinden sonraki tarih olan 2022 yılındaki niteliği ve tespit tarihinden sonra 2010 yılında başlayıp devamı yıllarda yapılan yapıların varlığı gözetilmek suretiyle, davalı taraf lehine, imar ve ihya suretiyle iktisap koşullarının gerçekleştiğinin kabul edilmesi usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
Öte yandan; dosya kapsamındaki tüm bilgi, belge ve beyanlar ile 1953 - 1973 ve 1984 tarihli hava fotoğrafları ve 2010,2015 ve 2018 yıllarına ait ortofoto görüntülerinin incelenmesi suretiyle düzenlenen teknik bilirkişi raporlarına göre, dava konusu taşınmazın tamamında imar - ihya yapılmadığı, tarımsal faaliyet bulunmadığı ve kullanım olmadığı anlaşılmaktadır. Bu haliyle, dava konusu taşınmazda, tarımsal olarak ekonomik amacına uygun bir zilyetlik ve tasarrufun bulunmadığı sabittir.
Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, çekişmeli taşınmazda tespit maliki olan davalılar lehine, 3402 sayılı Kadastro Kanunu' nun 14 ve 17 nci maddeleri anlamında, imar - ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla iktisap koşullarının oluşmadığı gözetilerek, davacı Hazine tarafından açılan davanın kabulüne ve kadastro tespitinin iptali ile taşınmazın davacı Hazine adına tesciline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olduğu gibi; kabule göre de, davalılar ... ve ... ' ın, davanın kabulüne dair aleyhlerindeki ilk kararı temyiz etmediklerinden, davacı Hazine lehine bu davalılar yönünden usulü kazanılmış hak oluştuğu ve hükmüne uyulan bozma ilamında bu durum belirtilip dikkate alınması gerektiği açıklandığı halde, davacı Hazine lehine oluşan söz konusu usulü kazanılmış hakkı ortadan kaldıracak şekilde, davanın tümden reddine karar verilmesi de usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.