Taraflar arasındaki konut sigorta poliçesinden kaynaklı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; Yüksekova Cumhuriyet Mahallesi 804. Sk Bina No: 5'de bulunan daire 1 daire 2 daire 3 olarak bulunan ve konut olarak kullanılan müvekkiline ait binanın davalı tarafından 16.02.2016 tarihinde sigortalandığını ve poliçede belirtilen rizikolara karşı sigortalanmak üzere sigorta sözleşmesi akdedildiğini ve davalının sigortalısı olduğunu, Yüksekova'da 13.03.2016 tarihinde uygulamaya konulan sokağa çıkma yasağının 30.05.2016 tarihinde kısmi olarak kaldırıldığını, müvekkilinin sigorta teminatı kapsamındaki zararını meydana geldiğini öğrendiği tarih olan 30.05.2016'da davalı ... şirketine haber verildiğini, eksper gönderilmesi talep edilmesine rağmen sigorta sözleşmelerinin tek taraflı olarak 02.06.2016 tarihinde feshedildiğini, müvekkiline ait sigortalı taşınmazın çatışmalardan etkilenerek büyük zarar görüp kullanılamaz duruma geldiğini, meydana gelen zarardan sigorta şirketinin sorumlu olduğunu, fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik sigortalı taşınmaz için 3.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... şirketinden tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiş, talebini 209.628,75 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın husumet yönünden reddedilmesi gerektiğini, ödeme yapılarak davanın konusuz kaldığını, mahkemenin yetkisiz olduğunu, poliçenin geçersiz olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı ... arasında imzalanan sigorta poliçelerinin 23.02.2016-23.02.2017 ile 24.02.2016-24.02.2017 tarihlerini kapsadığı, Hakkari İli Yüksekova İlçesi Cumhuriyet Mahallesi 804. Sokak 5/1 adresinde bulunan davacıya ait konutunun (dairesinin) her bir poliçe 90.000,00 TL ve 200.000,00 TL ve 60.000,00 TL bina (yangın) limiti ile G.L.K.H.H.K.N.H-Terör teminatı adı altında rizikoya karşı teminat altına alındığı, terör teminatı ile G.L.K.H.H.K.N.H teminatının da bulunduğu, davaya konu rizikonun teminat süresi içerisinde gerçekleştiği, öncelikle sigorta poliçesindeki limit içerisinde kalan zararın sigorta kapsamında sigorta şirketi tarafından zararın karşılanması gerektiğinden, devletin 5233 sayılı Yasa kapsamında sorumluluğu sigorta kapsamının dışında poliçe limitinin üzerindeki zararlar için olmasından dolayı oluşan zarardan öncelikle davalı ... sorumlu olduğu, gerçekleşen riziko nedeniyle davalı ... şirketinin tazmin yükümlülüğünün bulunduğu, usul ve yasaya uygun hazırlanan oluşa uygun, gerekçeli ve denetime elverişli 19.03.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporuyla hesaplanan zarar miktarının poliçe limiti sınırlarında kaldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 209.628,75 TL'nin dava tarihi olan 17.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... şirketinden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; zamanaşımının dolduğunu, ıslah edilen kısmın reddi gerektiğini, zarar tespit komisyonu tarafından yapılan ödemeler olduğunu, ödemelerin bilirkişi raporunda gözetilmediğini, ödemelerin düşülmesi gerektiğini, oluşan zararın poliçe teminatı dışında olduğunu, davaya konu olayın terör hareketi, halk hareketi, kargaşalık vs. olmayıp devletin kamu düzenini sağlamak adına yaptığı bir operasyon olduğunu ve dayanağının 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/c maddesine dayandığını, bu durumun ise poliçe ile verilmiş teminatlara girmediğini, sigorta hukukunun ilk ve en önemli prensibi olarak rizikonun gerçekleşmesi muhtemel olan ve fakat meydana gelip gelmeyeceği belirsiz ya da ne zaman meydana geleceğinin belli olmayan olaylar olarak tanımlandığını, davaya konu olayın meydana geleceğinin hatta ne zaman meydana geleceğinin bile davacı tarafından açıkça bilindiği, bölge nezdinde yapılan duyurular dâhilinde aşikâr olduğunu, davacı gibi bölgede yaşayan birçok kişinin bu duyum üzerine ve bu sebeple sigorta poliçesi yaptırdığını, yani, davacı, sokağa çıkma yasağı ilan edileceğini, bölgede çatışmaların yaşanacağını, konutunun zarar göreceğini bilerek, riski ve zararı önceden bildiği halde sigorta teminatından faydalanmak istediğini, kamu otoritesi ve devlet yetkilileri tarafından da, bu sebeple kişilerin uğrayacağı zararların tazmin edileceğini ilan edildiğinin, hasarın ani ve beklenmedik olmadığını, poliçe bölgede yaşanan olayların neredeyse hiç görülmediği Bursa ilinde bulunan bir acente tarafından düzenlendiğini, bu durum dahi sigortalının bu hususu bildiğini, bölgede yaşanan olayları müvekkil şirketten gizlediğini, dürüstlük ve iyiniyet kurallarına aykırı hareket ettiğini açıkça gösterdiğini, böyle bir durumda müvekkil şirketin ilgili bölgede yaşanan olayları bildiği gerekçesinin dayanağını da bulunmadığını, zira ilgili bölge ile hiçbir bağı olmayan bir yerde olan Ankara’da tanzim edilmiş poliçe için bu gerekçenin başta hakkaniyete aykırı olduğunu, ıslah edilen kısım yönünden faiz başlangıcının ıslah tarihi olması gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında yapılan sigorta poliçeleri ile iki adet taşınmaz ile içerisindeki eşyaların sigortalandığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime ve hükmü vermeye elverişli olduğu, terör teminatına da sigorta poliçesi kapsamında yer verildiği, bu nedenle de davalı ... şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu, 2016 yılında yaşanan olayların basında dahi sıkça yer aldığı bu sebeple davacının beyan yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve aynı zamanda rizikonun sigorta şirketi tarafından bilinmediği, zira poliçenin Bursa ilinde bulunan acente tarafından yapıldığı ifade edilmiş ise de, poliçelerin 03.06.2016 tarihinde davalı ... tarafından iptal edildiği, bu tarihte sigorta poliçesine konu rizikonun zaten gerçekleşmiş olduğu, o dönemde basın organlarında yaşanan olaylara geniş şekilde yer verildiği, bu sebeple Bursa ilindeki acentenin dahi bu rizikoyu bildiği ve bilebilecek durumda olduğu, ayrıca tacir olan davalı ... şirketinin basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü altında bulunduğuna göre sigorta poliçelerinin iptalinde dayanılan sebeplerin de yerinde olmadığı ve ayrıca yine sigorta poliçesi kapsamına terör teminatının da dahil olması nedeniyle yerinde olmayan bu yöndeki istinaf başvurusunun da esastan reddi gerektiği, taraflar arasındaki sigorta sözleşmesine konu zarar 2016 yılında gerçekleştiğine, sigorta poliçesinin 2016 yılını kapsadığına ve davanın 2016 yılında açıldığına göre alacağın zamanaşımına uğramadığı, 5233 sayılı Kanun'un devletin sorumluluğunu ikincil nitelikte bir sorumluluk olarak belirlediğini, yani söz konusu kanun kapsamında uğranılan maddi zararlar başka türlü karşılanmaz ise devlet tarafından karşılanacağı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

davalı ... tarafından teminat altına alınan konut sigortası sebebiyle tazminat talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1401,1409,1420 nci maddeleri.

Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, 6102 sayılı TTK'nın 1420 nci maddesi gereği sigorta sözleşmelerinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğrayacağı, bu sürenin sokağa çıkma yasağının kalkmasından ve 45 günlük ihbar süresinden sonra başlayacağı, olayda bu sürenin geçmediği, taşınmaza ilişkin bilirkişi raporunda yer alan tespitler çerçevesinde karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığından, davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle,
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.