Esastan ret

Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 29.05.2013 tarihli Kiralama ve Menkul Satış Vaadi sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşmenin 6 maddeden ibaret olduğunu, sözleşme kapsamında davalının sözleşmede tanımlanan asfalt plentini teslim ettiğini, müvekkilinin Kadıköy 30. Noterliğinin 05.08.2013 tarih, 45146 yevmiye no.lu temliknamesini davalıya verdiğini, bu temlik kapsamında 09.09.2013 tarihinde 500.000,00 TL, 09.10.2013 tarihinde 500.000,00 TL, 27.01.2014 tarihinde 833.000,00 TL, 12.03.2014 tarihinde 380.000,00 TL, 06.06.2014 tarihinde 165.000,00 TL, 16.06.2014 tarihinde 135.000,00 TL, 11.09.2014 tarihinde 300.000,00 TL, 15.07.2015 tarihinde 287.000,00 TL olmak üzere toplam 3.100.000,00 TL'nin davalıya ödendiğini, 31.05.2013 tarihinde 500.000,00 TL, 16.08.2013 tarihinde 300.000,00 TL havale yapıldığını, davalıya 29.05.2013 tarihli sözleşme kapsamında 3.900.000,00 TL ödeme yapıldığını, davalının bu sözleşmeyi bazı zamanlar kira sözleşmesi, bazı zamanlar taksitli satış bazı zamanlar da finansal kiralama sözleşmesi kapsamında yorumlayarak kendisine haksız menfaat teminini amaçladığını, bu kapsamdaki davranışlarının müvekkilinin olumlu çabalarına rağmen giderilmediğini, sözleşmenin kira sözleşmesi ve finansal kiralama sözleşmesi olarak tanımlanamayacağını, sözleşmenin 3.2.2 maddesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, sözleşmenin 4 üncü maddesinin yasanın emredici hükümlerine aykırı olduğunu ileri sürerek sözleşme konusu bennighoven ECO4000/320 Asvalt Plenti'nin mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunun tespitine, davalının talep edebileceği KDV oranının tespitine, davalının 29.05.2013 tarihli sözleşmenin 3.2.2 maddesi kapsamında finansal masraf isteyemeyeceğinin tespitine, davalının 29.05.2013 tarihli sözleşme kapsamında kira talep edemeyeceğinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; Asfalt Plenti'nin müvekkilinin mülkiyetinde olan bir menkul olduğunu, taraflar arasında düzenlenen 29.05.2013 tarihli sözleşme kapsamında plentinin davacıya kiralanması ve sözleşmede belirlenen yükümlülüklerin yerine getirilmesi koşuluyla mülkiyetinin davacı şirkete devrinin yapılabileceği konusunda tarafların anlaştıklarını, sözleşmenin 3.2.2 maddesi gereği aylık 25.000,00 TL+KDV kira bedeli ödenmesinin düzenlendiğini, sözleşme kapsamında müvekkilinin kendisine yüklediği tüm edimleri eksiksiz olarak yerine getirdiğini, plentinin zilliyetliğini kira ilişkisi çerçevesinde davacıya verdiğini, buna karşılık davacının sözleşme gereğince yüklendiği kira ödeme borcunu yerine getirmediğini, bu nedenle ihtarname keşide edildiğini, ihtarnamede kira borcunun ihtarnamenin tebliğinden itibaren 10 gün içinde ödenmesi aksi takdirde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 315 inci maddesi gereğince kira sözleşmelerinin feshedilebileceğinin ihtar edildiğini, 10 günlük süre geçmesine davacı şirketin herhangi bir ödeme yapmadığını, davacı tarafın iddialarının aksine taraflar arasında akdedilen sözleşmenin karma bir sözleşme olduğunu, bu sözleşmenin temelini kira ilişkisi oluşturduğunu, davacı tarafın kira bedellerini ödemede temerrüde düştüğünden İstanbul Anadolu 15. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı ile kira sözleşmesinin feshi ile menkulün müvekkili davalıya iadesine karar verildiğini savunarak davaya konu davacının iddiasının İstanbul Anadolu 15. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/512 E., 2018/32 K. sayılı ile görülerek hükme bağlandığından öncelikle bu kararın kesinleşmesinin beklenmesine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul Anadolu 15. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/512 E., 2018/32 K. sayılı dosyasında; işbu dosya davalısı tarafından işbu dosya davacısı aleyhine, 29.05.2013 tarihli Kiralama ve Menkul Satış Vaadi Sözleşmesi kapsamında kurulan kira ilişkisinin feshine karar verilerek, Beninghoven Marka 1 adet ECO-400/320 Konteyner Tip Asfalt Plentinin davalıdan alınarak davacıya verilmesi talebi ile açılan kira sözleşmesinin iptali davası olduğu, ilgili dosyada davanın kabulüne karar verilerek, taraflar arasındaki 29.05.2013 tarihli ''Kiralama ve Menkul Satış Vaadi Sözlemesi'' şeklinde düzenlenen sözleşmenin yalnızca ''Kira Sözleşmesi Hükümlerinin'' 6098 sayılı Kanun'un 315 inci maddesi uyarınca temerrüt nedeniyle feshine, davacı tarafından davalıya kiralanan ve davalının zilyetliğinde bulunan Beninghoven marka bir adet ECO- 400/320 Konteyner Tip Asfalt Plentinin davalıdan alınarak davacıya iadesine karar verildiği, ilgili dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 39. Hukuk Dairesinden kaldırma kararı ile iade edilerek 2021/556 Esasına kaydının yapıldığı, dosyanın derdest olduğunun anlaşıldığı, bu dosyada görülen davada; İstanbul Anadolu 15. Sulh Hukuk Mahkemesindeki aynı sözleşme kapsamında sözleşme konusu asfalt plentinin mülkiyetinin davacıya ait olduğunun tespiti, davalının talep edebileceği Katma Değer Vergisi (KDV) oranının tespiti ve davalının sözleşmenin 3.2.2 maddesi kapsamında finansal masraf istemeyeceğinin tespiti, bu sözleşme kapsamında davalının kira talep edemeyeceğinin tespiti istemine ilişkin olup, bu taleplerin 15. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan aynı davada ileri sürüldüğü, ilgili mahkemede bu sözleşmeye ilişkin karşılıklı edimlerin ve fesih şartlarının değerlendirildiği ve eda davası hükmünde olduğu anlaşılmakla aynı konuya ilişkin tespit talepleri içeren bu davada davacının hukuki yararının bulunmadığı kanaatine varıldığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, İstanbul Anadolu 15. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen dava nedeniyle karar verildiğini, İstanbul Anadolu 15. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen davada davalı "müvekkil davalı şirketin mülkiyetinde olan bir menkul mal"dan söz ederek, kira alacağını dava konusu ettiğini, dava konusu asfalt plentinin iadesinin talep edildiğini, İstanbul Anadolu 15. Sulh Hukuk Mahkemesinin sözleşmeyi kira hükümleri kapsamında değerlendirdiğini, temerrüt nedeni ile feshine karar verildiğini, kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesinin 2020/150 E., 2021/808 K. sayılı ilamı ile kaldırıldığını, kararda taraflar arasındaki sözleşmenin irdelenmesi ve niteliğinin belirlenmesi, buna göre görevli mahkemenin belirlenmesine ayrıca söz konusu asfalt plentinin Karayolları Trafik Kanununa tabi olup olmadığının araştırılarak sonuca gidilmesi gerektiğine karar verildiğini, her iki davadaki taleplerin birbiri ile aynı olmadığı gibi işbu davada yapılan sözleşme gereği dava konusu plentinin müvekkiline ait olduğunun tespiti ve davalının isteyebileceği KDV oranının keza davalının 29.05.2013 tarihli sözleşme kapsamında kira isteyip isteyemeyeceğinin tespitinin talep edildiğini, müvekkilinin hukuki yararının olduğunu, İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin hukuki yarar yokluğu nedeniyle tesis ettiği hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk derece mahkemesince verilen karar, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mevcut yasal düzenlemeler ve ön inceleme tutunağındaki uyuşmazlık tesbitine göre usul ve yasaya uygun olup mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

Dava, tespit istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.