İstinaf başvurusunun kabulüne

Taraflar arasındaki kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak tapusuz taşınmazın davacı adına tescili talepli açılan davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Verilen karar davacı tarafından istinaf edilmiş, Bursa Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne karar verilerek, hüküm ortadan kaldırılmış, yeniden hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

tescil harici bırakılan taşınmaz bölümünün Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 ile 3402 Sayılı Kadastro Kanunu (3402 Sayılı Kanun) 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil isteğine ilişkindir.

Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 3116 Sayılı Orman Kanunu (3116 Sayılı Kanun) göre 1948 yılında yapılıp kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 1744 Sayılı 6831 Sayılı Kanunu'nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine ve Bu Kanuna 3 Ek Madde ile Bir Geçici Madde Eklenmesine Dair Kanun (1744 Sayılı Kanun) göre 1976 yılında yapılarak dava tarihinde kesinleşen aplikasyon ve 2. madde uygulaması ile 1987 yılında 3302 sayılı Kanuna göre yapılan 2/B uygulaması vardır. Genel arazi kadastrosu işlemi, 17.06.1957 tarihinde yapılmış ve sonuçları 11.01.1964 ilâ 13.02.1964 tarihleri arasında ilân edilerek kesinleşmiştir. Çekişmeli taşınmaz, bu çalışmada çalılık olarak tespit harici bırakılmıştır.

Davacı 23.10.2017 havale tarihli dava dilekçesi ile; Bursa ili Gemlik ilçesi ... Mahallesi (köyü) ... mevkii 45 pafta (A) parsel 481,41 m2 ve (B) parsel 521,20 m2 taşınmazları 20 yılı aşkın zamandır kullandığını, tüm bakım ve imarı tarım arazisi haline getirerek yirmi yılı aşkın süreden beri kullandığını, taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını çalılık olarak göründüğünü, sahipsiz taşınmaz olduğunu Hazine ve Belediye ile bir ilgisinin bulunmadığını, uzun yıllardan beri tarafından kullanıldığını öne sürerek taşınmazın mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesi istemi ile dava açmıştır.
Hazine vekili, karşı tescil talebinde bulunmuştur.
Yapılan yargılama neticesinde İlk derece Mahkemesince; davacının dava konusu yerler ile ilgili tescil talep ettiği yerlerin hem eğiminin %12'nin üzerinde olması hemde kadimde çalılık olması hasabiyle davasının reddine, cevap dilekçesindeki Hazine adına tescil talebi göz önünde bulundurularak Hazine adına orman vasfı ile tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

Verilen karar davacı tarafından istinaf edilmiş, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi 10.05.2022 tarihli ve 2021/1540 Esas 2022/648 Karar sayılı ilamıyla "....Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2021/7525 - 11152 Esas, Karar sayılı ilamında "çekişmeli taşınmazın, evveliyatı itibariyle, 6831 sayılı Kanun'un 1/J maddesi kapsamında eğimi % 12' yi aşan (toprak muhafaza karakteri taşıyan) çalılık niteliğinde olduğunda ihtilaf bulunmamakla birlikte, bu tür yerlerde taşınmazın orman kadastrosunda orman sınırları dışarısında bırakılma tarihinden sonra sürdürülen zilyetliğe kıymet verilecek, taşınmazın orman sınırları dışarısında bırakıldığı tarihten 3402 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesine göre yapılan genel arazi kadastrosundaki tespit tarihine kadar kazanmaya yeterli zilyetlik süresi geçmiş ve 3402 sayılı Kanun'un 14. ve 17. maddesinde aranan şartlar da gerçekleşmiş ise, taşınmazın gerçek kişiler adına tespit ve tescil edilmesi mümkün olabilecektir." şeklinde belirtimde bulunduğu, dava dosyası anılan Yargıtay ilamı kapsamında incelendiğinde, çekişmeli taşınmaz bölümünün öncesinde çalılık olarak bırakılan tescil harici yer olduğu, yine hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre yörede 1947 yılında 3116 sayılı Yasa'ya göre yapılan orman tahdit çalışmaları sırasında orman sınırları dışında bırakıldığı, bu halde yukarıda belirtilen Yargıtay kararı gereğince "taşınmazın orman kadastrosunda orman sınırları dışarısında bırakılma tarihinden sonra sürdürülen zilyetliğe kıymet verilerek orman sınırları dışarısında bırakıldığı tarihten dava (veya imar kapsamına alınmış ise imar tarihine) tarihine kadar kazanmaya yeterli zilyetlik süresinin geçip geçmediği ve 3402 sayılı Kanun'un 14. ve 17. maddesinde aranan şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi zorunlu olacağı, buna göre yapılan keşif sırasında dinlenilen yerel bilirkişi ve tanıkların zilyetliği doğrulamasına, alınan ziraat bilirkişi raporunda taşınmaz bölümleri üzerinde düzenli olarak dikilmiş 20-25 yaşlarında zeytin ağacı bulunduğunun bildirilmesine, fen ve orman bilirkişinin müşterek imzalı raporunda çekişmeli taşınmaz bölümlerinin yörede yapılan ve kesinleşen orman tahdit sınırları dışında orman sayılmayan yer olarak bırakıldığı belirtildiği gibi imar ve dava tarihinden önceki 20 yıldan fazla zamana tekabül edecek şekilde A ve B harfi ile gösterilen bölümlerin 1976,1984,1991 ve 1997 tarihli hava fotoğraflarında tamamının tarım alanı olduğunun görüldüğünü bildirmeleri hususları birlikte gözetildiğinde gerek imar gerekse dava tarihi itibariyle çekişmeli taşınmaz bölümleri üzerinde davacı yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 17. maddesinde belirtilen şartların gerçekleştiği anlaşıldığından mahkeme hükmü kaldırılarak davanın kabulüne" şeklinde karar verilmiştir.

Verilen karar davalı ... vekili tarafından husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı Hazine vekilince; taşınmazın orman olmasa dahi, orman bütünlüğünü bozacak %12 nin üzerinde eğime sahip olup vasıf değiştirerek fiiliyatta zeytin dikili olması tapuya tescilini gerektirmeyeceği, davacının imar ihya ve süreye dayanarak tescil isteyemeyeceği sebepleriyle, kararın bozulması yönünde temyiz edilmiştir.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına, 80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 346,90 TL'nin temyiz eden Belediyeden alınmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.