Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, dava dilekçesinde belirtilen dava konusu taşınmazın vekil edenine ait olduğunu, davalının taşınmaza kaçak ev yaparak kullandığını belirterek, elatmanın önlenmesi ile yapıların kalini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili, 23.02.2016 tarihli 19 nolu celsede kal talebinden vazgeçmiştir.
Davalı vekili, vekil edeninin taşınmazı parselasyon yapılmadan önce arsa sahiplerinden haricen satın aldığını, iyiniyetli olarak inşaat yaptığını, inşaatın arsadan daha değerli olduğu için tescil davası açacaklarını belirterek,davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 21.09.2010 tarihli kararıyla, dava konusu parselin imar uygulaması ile oluştuğu ve yapının imar uygulamasından önce yapıldığı, davacı tarafa verilen sürede yapı bedelinin yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyizi üzerine 1. Hukuk Dairesinin 21.06.2012 tarihli ilamıyla, imar uygulaması öncesi kadastral parselin paydaşlarından taşınmazın kullanım tarzını belirleyen harici bir taksim ya da fiili kullanım tarzı meydana getirilip getirilmediği ile harici alıma dayalı olarak yapılandırma olup olmadığının araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuş, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece 16.06.2017 tarihli kararla, taşınmazın daha önce hisse tapulu olup dava dışı hisse maliklerince davalıya haricen satıldığı, davacının haricen alıma bağlı olarak teslim edilen yer üzerinde mevcut evi inşaa ettiği ve fiilen ikamet ettiği, bilahare imar uygulamasına bağlı olarak taşınmazın davalı adına tapusunun gerçekleştirildiği, davalının malik sıfatıyla iyi niyetli olarak mevcut binayı inşaa ettiği, binanın değerinin zemin değerinden fazla olduğu gerekçesiyle Kahramanmaraş ili Onikişubat ilçesi Barboros mahallesi 1475 ada 2 parselin davacı adına olan 1545/2400 hissesinin iptali ile davalı adına tesciline, davacı tarafın açmış olduğu meni müdahale ve kal konusuz kalmakla bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, depo edilen bedelin davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, elatmanın önlenmesi ve kal isteğine ilişkindir.
1. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelemesinde;
4721 sayılı TMK'nin 724. maddesine göre, yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesinin isteyebilir. Bilindiği üzere, haksız inşaattan (TMK mad.724) kaynaklanan temliken tescil isteklerinin müstakil davaya konu olacağı sabit iken taşkın inşaat nedeniyle temliken tescil isteklerinin (TMK mad.725) savunma yoluyla da ileri sürülebileceği gerek yargısal uygulamada, gerekse öğretide benimsenen kuraldır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinin 1.fıkrasında, hakimin; tarafların talep sonuçları ile bağlı olduğu belirtildikten sonra, bu talepten fazlasına veya başkasına karar veremeyeceği hükme bağlanmıştır. Açılan bir davada hakim istenilenden fazlasına veya başka bir şeye hükmedemez.
Somut olayımızda, davalı cevap dilekçesinde “inşaat arsadan daha değerli olduğu için tescil davası açacaklarını” belirtmiştir. Ancak davalı tarafından usulüne uygun olarak harcı yatırılan açılmış bir temliken tescil davası bulunmamaktadır. Ayrıca 21.09.2010 tarihli ilk kararla davanın reddine karar verilmiş, davacının temyizi üzerine müdahalenin önlenmesi ve kal talepleri yönünden karar eksik araştırma nedeniyle bozulmuş, bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiştir. Buna karşın Mahkemece kendiliğinden, HMK’nin 26. maddesi hükmüne aykırı olarak, davalı tarafın cevap dilekçesindeki açıklamasının TMK’nin 729. maddesi uyarınca davacı aleyhine ileri sürülmüş bir temliken tescil isteği olduğu düşüncesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Ayrıca, bozma ilamı gereğince, davalı tarafından harici satın aldığına dair arsa alım senetleri ve noter satış satış vaadi sözleşmesi ve belgelerin sunulmadığı, dosya kapsamına sunulan satış vaadi sözleşmesinin tarafı olmadığı, imar uygulaması öncesi kadastral parselin paydaşlarından taşınmazın kullanım tarzını belirleyen harici bir taksim ya da fiili kullanım tarzı meydana getirildiği ve harici alıma dayalı olarak yapının yapıldığının dosya kapsamındaki mevcut delil itibariyle somut inandırıcı delillerle ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece, davacı vekilinin 23.02.2016 tarihli 19 nolu celsede kal talebinden vazgeçtiği de göz önünde bulundurularak, yapının dava konusu taşınmaz içinde kaldığı sabit olduğundan davacının sadece mülkiyetten kaynaklanan müdahalenin önlenmesi talebinin kabulü karar verilmesi gerekir.
2. Davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelemesine gelince;
Davalı vekiline gerekçeli kararın 25.06.2018 tarihinde; davacı vekilinin temyiz dilekçesinin ise 12.06.2018 tarihinde tebliğ edildiği, yasal 15 günlük temyiz süresi ve 10 günlük katılma yoluyla temyiz süresi geçirildikten sonra, davalı vekili tarafından 11.07.2018 tarihinde temyiz dilekçesinin UYAP'tan gönderildiği, temyiz yoluna başvurma ve karar harcının 06.09.2018 tarihinde yatırıldığı görülmekle, temyiz dilekçesinin süresinde olmadığı anlaşıldığından reddi gerekmiştir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları yukarıda (1) nolu bentte gösterilen sebeplerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3.maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2) nolu bentte gösterilen sebeplerle reddine, HUMK'un 440/I. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 178,10 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 677,41 TL'nin temyiz eden davalılardan alınmasına ve peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 12.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.