Esastan ret
Taraflar arasındaki şirket ortaklığından çıkma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile üç kardeşinin davalı şirketi % 25'er hisse ile önce koollektif şirket olarak kurduklarını, daha sonra limited şirkete dönüştürdüklerini, 2009 yılından itibaren müvekkilinin şirket işleyişinden uzak tutulduğunu, müvekkiline bilgi verilmediğini, hesapları kontrol etme hakkı elinden alındığını, Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/136E, 2014/442K sayılı dosyasında konu davalı şirketin karar defterinindeki 05.05.2010 tarih 2010/25 no.lu 2009 yılı kâr dağıtımı konulu belgedeki, yine 17.02.2011 tarihli depo kiralama konulu belgedeki ve 13.10.2011 tarihli irtibat bürosu kiralanması konulu belgedeki imzaların müvekkiline ait olmadığının yapılan kriminal incelemede tespit edildiğini, 2005 yılında müvekkilinin şirketten para aldığına dair boş kağıt imzalattırıldığını, bu kağıdın daha sonra hisse devir sözleşmesi gibi gösterildiğini, bu kağıtta müvekkilinin tüm haklarını ve yetkilerini ortaklardan Kemal Kurd'a devretttiğinin yazılı olduğunu, noterde düzenlenmediği için geçersiz olup şirket defterlerine geçmediğini, müvekkilinin sermaye koyma borcu dahil her türlü sorumluluğunu yerine getirdiğini, şirket kurulduğundan beri kâr payı ödenmediğini, müvekkilinin kardeşleri tarafından şirketin kâr etmediği söylenmiş ise de şirket üzerine birçok araç ve ev alındığını, kâr payının tahsili için İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesine 2011/499 E sayılı dosya ile dava açıldığını ileri sürerek, müvekkilinin şirketten çıkmasına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.0000,00 TL hisse bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; aile şirketi olarak kurulan şirkete ilk günden itibaren davacının hiç bir katkıda bulunmadığını, davacının kağıt üzerindeki hisseleri, şirketin kuruluşundan itibaren şirketin yönetiminde fiilen bulunan Kemal Kurd ve yıllar içinde işle ilgilenen ...'a aile arasında alınan görüş birliği neticesinde devredildiğini, 15.11.2005 tarihli hisse devir sözleşmesinde davacının şahitler huzurunda 15.000,00 TL bedelle hissesini Kemal Kurd'a devrettiğini belirttiğini, davacının emekli olabilmesini sağlamak adına hisse devri karar defterine işlenmediğini, buna rağmen kâr payının tahsili için dava açtığını, davalının kötü niyetli olduğunu, Kemal Kurd ve ... hakkındaki Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/136E sayılı dosyasının beratle sonuçlandığını, davacının yıllardır bu davaları planlayarak aile içi güveni bertaraf etmek suretiyle gerçek imzası ile imza atmamış olabileceğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla haklı nedenle ayrılma şartları da oluşmadığını, davacının kağıt üzerinde hissedar olduğunu, emekli olduktan sonra yasal prosedürü tamamlamaya yanaşmadığını, müvekkilinin hiç bir ortağa kar payı dağıtmadığını, şirketin sermaye yapısının güçlendirilmesinde kullandığını, davacının şirkete bir katkısı olmayıp bilgi ve ilgi alanı olmadığı için şirket ile ilgili bilgi verilmediğinin aslı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, karar defterindeki imzalarla ilgili açılan ceza davasının sanıkların imzalarının somut olayda evrak üzerinde bulunmadığı gerekçesiyle beraatle sonuçlandığı, hisse devir sözleşmesinin yapıldığı 15.11.2005 tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6762 sayılı Kanun) 521 inci maddesi ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesine göre limited şirket hisse devrinin geçerli olması için mutlaka yapılan mukavelenin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce tasdik edilmesi gerektiği, bu şartın yerine getirilmediği için davacının halen ortak olduğu, kâr payının ödenmediği iddiasıyla ilgili olarak İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/499 E sayılı dosyasında yargılama devam ettiği, davacının ileri sürdüğü haklı sebebin bulunmadığı, çıkmaya ilişkin talebinin bir haklı nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 2009 yılından itibaren müvekkilinin şirket işleyişinden uzak tutulduğunu, müvekkiline bilgi verilmediğini, hesapları kontrol etme hakkı elinden alındığını, Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/136 E, 2014/442 K sayılı dosyasında konu davalı şirketin karar defterinindeki 05.05.2010 tarih 2010/25 no.lu 2009 yılı kar dağıtımı konulu belgedeki, yine 17.02.2011 tarihli depo kiralama konulu belgedeki ve 13.10.2011 tarihli irtibat bürosu kiralanması konulu belgedeki imzaların müvekkiline ait olmadığının yapılan kriminal incelemede tespit edildiğini, 2005 yılında müvekkilinin şirketten para aldığına dair boş kağıt imzalattırıldığını, bu kağıdın daha sonra hisse devir sözleşmesi gibi gösterildiğini, bu kağıtta müvekkilinin tüm haklarını ve yetkilerini ortaklardan Kemal Kurd'a devretttiğinin yazılı olduğunu, noterde düzenlenmediği için geçersiz olduğunu, müvekkilinin sermaye koyma borcu dahil her türlü sorumluluğunu yerine getirdiğini, şirket kurulduğundan beri kâr payı ödenmediğini, müvekkilinin kardeşleri tarafından şirketin kâr etmediği söylenmiş ise de şirket üzerine birçok araç ve ev alındığını, kâr payının tahsili için İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesine 2011/499 E sayılı dosya ile dava açıldığını istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacının 2009 yılından itibaren şirketin işleyişinden uzak tutulduğu, bilgi alamadığı, karar defterinde adına atfen atılan bazı imzaların davacıya ait olmadığı, şirketten para alacağı düşüncesiyle boş kağıda imza attığı, bu kağıdın şirket hisselerinin diğer ortak Kemal Kurd'a devredildiği şeklinde düzenlendiği, şirketin kuruluştan itibaren kâr payı dağıtmadığı iddiasıyla haklı nedenlerle şirket ortaklığından çıkmasına karar verilmesini istediği, dava konusu hisse devir sözleşmesi üzerinde yapılan imza incelemesinde imzanın davacıya ait olduğu anlaşıldığı, esasen davacının da imza inkârında bulunmayıp içeriğe itiraz ettiği, 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinde (6762 sayılı Kanun'un 521 inci maddesi) yazılı diğer şartlar yerine getirilmediği için davacının halen şirket ortağı olduğu, davacının şirket hisse devri şeklinde hazırlanan belgedeki imzanın şirketten olan alacağının tahsili için düzenlendiğini kanıtlayamadığı, şirket ortağı olarak bilgi almak üzere şirkete başvurduğuna dair delil sunulmadığı, şirket aleyhine kâr payı alacağı davasının derdest olduğu, karar defterindeki davacı adına atfen atılan imzaların diğer ortaklara ait olduğunun ispatlanmadığı, bu kişilerin beraat ettiği, böylelikle davacı tarafça şirket ortaklığından çıkmak için haklı nedenlerin bulunduğu hususunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davacının şirket işleyişinden uzak tutulduğu, bilgi alamadığı, şirketin kuruluştan itibaren kâr payı dağıtmadığı, karar defterinde adına atfen atılan bazı imzaların davacıya ait olmadığı, şirket hisselerinin devrine ilişkin sözleşmenin geçerli olup olmadığı hususları ile ileri sürmüş olduğu nedenlerin şirket ortaklığından çıkmasına haklı neden oluşturup oluşturmayacağı, buradan varılacak sonuca göre halen şirkette pay sahibi olup olmadığı ve şirketten çıkarılmasına karar verilip verilemeyeceğine ilişkindir.
Dava, limited şirket ortaklığından haklı nedenlerle çıkmaya izin ve çıkma payı istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 591-595 inci maddeleri ve 638 inci maddesi.
İlk derece mahkemesince, şirket karar defterindeki imzalarla ilgili açılan ceza davasının sanıkların imzalarının somut olayda evrak üzerinde bulunmadığı gerekçesiyle beraatle sonuçlandığı, hisse devir sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce tasdik edilmesi gerektiği, bu şartın yerine getirilmediği için davacının halen ortak olduğu, davacının ileri sürdüğü diğer nedenlerin haklı sebep bulunmadığı, çıkmaya ilişkin talebin bir haklı nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve istinaf mahkemesince de yukarıda anılan yazılı gerekçeyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Limited şirket hisse devrinin yapıldığı 15.11.2005 tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Kanun’un 521 ve 6102 sayılı Kanun’un 595 inci maddesi uyarınca hisse devrinin geçerli olması için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce tasdik edilmesi gerektiğinin düzenlendiği, dolayısıyla davacının şirket hissesinin usulüne uygun devir edilmediğinden geçersiz olan sözleşme nedeniyle davacı halen şirket ortağıdır. Öte yandan 6102 sayılı Kanun’un 638 inci maddesinin ikinci fıkrası "Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir." hükmünü haizdir. Davacının işbu dava açılmadan önce diğer yönetici ortaklar aleyhine, davalı şirket karar defterinde adına atfen imzalanan bir takım belgelerin kendisine ait olmadığı, 2005 yılında şirketten para aldığına dair imzalattırılan boş kağıdın daha sonra hisse devir sözleşmesi gibi gösterildiği iddiaları nedeniyle suç duyurusunda bulunduğu ve Selçuk Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/136 Esas ve 2014/442 Karar sayılı dosyasında diğer ortaklar aleyhine dava açıldığı değerlendirildiğinde ortaklar arasında husumet doğmuştur. Sermaye şirketleri arasında şahıs şirket özelliği de ağır basan limited şirkette taraflar arasındaki ortaklığı çekilmez kılacak nitelikteki bu husumetin haklı neden oluşturacağının kabul edilmemesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.