Mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
Afyonkarahisar 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.02.2016 tarihli ve 2015/277 Esas, 2016/74 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan, evvelce açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 207 nci maddesinin birinci fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

Sanık temyizinde özetle; GSM hatlarının çıkarıldığı tarihlerde katılanla evliliklerinin devam ettiği, katılanın, sanığın kendisini aldattığından şüphelendiğinden telefonları her ay değiştirmesini ve hatların da kendi adına dökümlerine bakabilmek için istediği, sadece birkaç sözleşmeye katılanın rızası ile imza attığı, aralarındaki sorunlar nedeni ile katılanın kendisini zor durumda bırakmak için şikayet ettiği, bilirkişi raporunda 7 hattın katılanın imzası ile alındığını belirtmesinin savunmasını ispatladığı, suça konu hatların katılanca kullanılıp kullanılmadığı araştırılsa idi katılanın kullandığı yani kendisiin sözleşme imzalamasına rıza gösterdiğinin anlaşılacağı, bilirkişi raporunda “imzalar arasındaki anlamlı benzerlikten” bahsedildiği yani kesin bir tespit yapılmadığı, şüpheden sanık yararlanacağından beraatinin gerektiği, adli tıptan imza incelemesi alınması gerektiği, bilirkişinin devlet hastanesinde, daha ziyade otopsi yaptığı, bu nedenle savunma hakkının kısıtlandığı, eksik inceleme yapıldığı, zarar verme kastı bulunmadığı, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin uygulanmasının koşullarının oluşmadığı, lehe hükümlerin, indirimlerin uygulanmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmemesinin hukuka aykırı olduğu gerekçeleri ile kararın bozulması istenmiştir.

1. Sanığın, eşi olan katılan adına 6 adet cep telefonu hattına ilişkin sözleşmeyi katılandan habersiz imzaladığı iddia ve kabul edilmiştir.

2. Sanık, katılanın bilgisi dahilinde katılan yerine birkaç sözleşme imzaladığını, şimdi kendisini zor duruma düşürmek için şikayet ettiğini savunmuştur.

3. Katılan iddia yönünde beyanda bulunmuştur.

4. Bilirkişi raporunda altı adet sözleşmede katılan yerine atılı imzaların sanığın eli ürünü olduğu belirlenmiştir.

Dosya kapsamına göre elde edilen deliller doğrultusunda, Mahkemenin sanığın iddianame konusu eylemleri gerçekleştirdiği hususundaki sübuta yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;

1. Suç tarihinden önce 10.11.2008 tarih ve 27050 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren, 6518 sayılı Kanun’un 104 ve 105 inci maddeleri ile değişik 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'nun (5809 sayılı Kanun) 63 üncü maddesinin onuncu fıkrası ile yaptırıma bağlanan, aynı Kanun'un 56 ncı maddesinin ikinci fıkrasındaki "İşletmeci veya adına iş yapan temsilcisine abonelik kaydı sırasında abonelik bilgileri konusunda gerçek dışı belge ve bilgi verilemez" ve beşinci fıkrasındaki "Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek veya değiştirmek suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler kullanılamaz." hükümleri ile 5237 sayılı Kanunu'nun 7 nci maddesi karşısında; özel hüküm niteliğinde bulunan ve lehe olan 5809 sayılı Kanunu'nun 56 ncı maddesindeki düzenleme dikkate alınarak, usulüne uygun şekilde önödeme ihtarı yapılarak sonucuna göre sanığın bu Kanun hükümlerine göre cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, “özel belgede sahtecilik” suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,

2. Sanığın eylemine uyan 5809 sayılı Kanun’a aykırılık suçunda; hükümden sonra 16.03.2021 tarihli ve 31425 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/81 Esas, 2021/4 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin basit yargılama usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olması ve yine hükümden sonra 05.07.2022 tarihli ve 31887 sayılı Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe giren 7417 sayılı Kanun‘un 52 inci maddesiyle 5809 sayılı Kanun‘a eklenen "Dava ve cezaların ertelenmesi“ başlıklı geçici 7 nci madde ile "kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine karar verilir'' hükmü gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi gerekliliği,
3. 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanmasında, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının gözetilmesi gerekliliği,

4. Suç tarihi "17.04.2013" olmasına rağmen gerekçeli karar başlığında "09.04.2014" olarak yazılması nedeniyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Afyonkarahisar 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.02.2016 tarihli ve 2015/277 Esas, 2016/74 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

24.01.2024 tarihinde karar verildi.