Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; miktar itibarıyla kesin nitelikte ise de; Cumhuriyet Savcısının temyiz isteminin suç vasfına ilişkin olduğu anlaşılmakla hükmün temyizi kabil olduğu, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Gaziantep 11. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.02.2016 tarihli ve 2015/507 Esas, 2016/61 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 206 ncı maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi uyarınca 1.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
O yer Cumhuriyet Savcısı temyizinde özetle; uyuşturucu madde ticareti suçundan kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek için sanığın, mağdurun kimlik bilgilerini kullanarak belgelerin mağdur adına düzenlenmesini sağlayıp adliyeye mağdur adına çıkarak serbest kaldıktan sonra parmak izi incelemesi sonucu gerçek kimliği anlaşıldığından "başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması" suçundan cezalandırılması gerektiği, ayrıca mağdurun sürücü belgesinin fotokopisine kendi fotoğrafını yapıştırarak kullandığından, sanığın ibraz ettiği sürücü belgesi temin edilip aldatıcılık kabiliyeti olup olmadığı araştırılarak "resmi belgede sahtecilik" suçundan ayrıca hüküm kurulması gerektiği, bu nedenlerle eylemin bir bütün halinde "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" olarak kabulünün hatalı olduğu gerekçeleri ile kararın bozulmasını istemiştir.
1. İddianamede özetle; sanığın uyuşturucu ticareti yapmak suçundan yakalandığı esnada kardeşi mağdura ait kimlik bilgilerini kullanarak fezlekenin bu şekilde hazırlanmasına sebebiyet verdiği, gerçeğin yapılan parmak izi incelenmesinde anlaşıldığı, sanığın savunmasında; mağdura ait sürücü belgesinin fotokopisini alarak üzerine kendi fotoğrafını yapıştırıp kaplattığını belirttiği, yakalandığında onu verdiğini beyan ettiği, bu şekilde sanığın başka suçtan dolayı yakalanıp hakkında yapılan adli soruşturma esnasında suçtan kurtulmak amacıyla gerçek kimlik bilgileri yerine kardeşinin kimlik bilgilerini verdirerek bir kısım soruşturma evrakının bu isme göre düzenlenmesine neden olduğu anlaşılmakla 5237 sayılı Kanun'un 268 inci maddesinin birinci fıkrası delaleti ile 267 nci maddesinin birinci fıkrası, 204 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istenmiştir.
2. Sanık özetle; polis kontrolünde mağdurun sürücü belgesini gösterdiğini, zaten fotokopi olup üzerine fotoğrafını yapıştırdığını savunmuştur.
3. Mağdur özetle, abisi olan sanığın, kendi sürücü belgesi fotokopisini kullandığını öğrendiğini, şikayetçi olmadığını belirttiği görülmüştür.
1. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre (örneğin Dairemizin 2019/10017 Esas, 2021/11701 Esas sayılı kararları) 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılarak soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin kimlik bilgileri verilen mağdur hakkında yapılmasına neden olunması gerekir. Bir adli soruşturma ya da kovuşturma işlemi olmaksızın kimlik bilgilerinin gizlenmesi amacıyla başkalarına ait kimlik bilgilerinin kullanılması, verilen kimlik bilgilerine göre resmi belge düzenlenmesi, sanığın açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması halinde 5237 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu, bir resmi belge düzenlenmemiş olması halinde ise 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (5326 sayılı Kanun) 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen "kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak" kabahati oluşur. Somut olayda, sanığın, uyuşturucu ticareti yapma suçundan yakalandığında mağdurun kimlik bilgilerini kullandığı, fezlekenin bu şekilde düzenlenmesine sebep olduğu, mağdurun sürücü belgesinin fotokopisi üzerine kendi fotoğrafını yapıştırarak kaplattığı ve yakalandığında bunu ibraz ettiği hususlarının iddia edildiği, UYAP'ta yapılan incelemede Gaziantep 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/308 Esas sayılı dosyasında mağdurun sanık sıfatı ile uyuşturucu ticareti yapmak suçundan yargılanarak beraat ettiği, Mahkeme gerekçesinde "İddianamede ismi geçen Bahattin Kahramanın ise aslında ... olduğu, sanık Önderin olay sırasında Bahattin Kahramana ait sürücü belgesini kullandığı anlaşılmıştır" şeklinde açıklama bulunduğu, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan kamu davası açılmış ise de değişen suç vasfına göre “kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak” suçundan hakkında hüküm kurularak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği hususlarının anlaşılması karşısında, Gaziantep 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/308 Esas sayılı dosyası getirtilerek incelenip 5237 sayılı Kanun'un 268 inci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşup oluşmadığının, suça konu sahte sürücü belgesinin sanıktan da aslı sorularak araştırılması, temin edilmesi halinde zorunlu unsurlarının bulunup bulunmadığı, aldatıcılık özelliği taşıyıp taşımadığı usulünce incelenerek resmi belgede sahtecilik suçunun oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi yapılarak, her suç yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden sanığın eylemlerinin kül halinde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu oluşturduğu kabul edilerek eksik inceleme ve suç vasfında yanılgıya düşülerek hüküm kurulması,
2. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun sübutu halinde 02.08.2022 tarih ve 31911 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli 2020/87 Esas ve 2022/44 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici 5 inci maddesinin (d) bendinde yer alan “kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış” ibaresinin seri muhakeme usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu 14.07.2021 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun'un 22 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesinin on birinci fıkrasına eklenen "seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması halinde uygulanmaz" şeklindeki hükmün, ancak yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanabileceği gözetilerek, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
Nedenleri ile sanık hakkında kurulan hüküm, hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Gaziantep 11. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.02.2016 tarihli ve 2015/507 Esas, 2016/61 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
24.01.2024 tarihinde karar verildi.