Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davalı TEİAŞ yönünden davanın reddine, davalı DEDAŞ yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı TEİAŞ ve davalı DEDAŞ vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalı TEİAŞ yönünden davanın reddine, davalı DEDAŞ yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı DEDAŞ vekili tarafından temyiz edilmek ve de davalı DEDAŞ vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 02.11.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı ...Ş. adına Av. Mikail Sakça ile davacı adına Av. ... ve davalı ... İletişim A.Ş. adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiştir. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili müvekkilinin iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalıların kusurlu olduklarından bahisle TEİAŞ ve DEDAŞ'a karşı açtığı asıl dava dosyasında 185.000,00 TL maddi, TEDAŞ ve TEİAŞ'a karşı açtığı birinci birleşen dava dosyasında (Ankara 6.İş Mahkemesi 2014/98 Esas, 2014/109 Karar) 120.000,00 TL manevi, TEİAŞ ve DEDAŞ'a karşı açtığı ikinci birleşen dava dosyasında (Ankara 15.İş Mahkemesi 2019/287 Esas, 2019/510 Karar) 229.196,70 TL ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle asıl ve birleşen davalar yönünden ayrım yapılmaksızın tek hüküm kurulmak suretiyle davacının iş kazası nedeniyle %28,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın oluşumunda davacının %25, davalı DEDAŞ'ın %75 oranında kusurlu olduğu, davalı TEİAŞ'a atfı kabil bir kusur bulunmadığından bahisle davalı TEİAŞ yönünden davanın reddine, 347.735,35 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalı DEDAŞ'tan tahsiline, fazlaya dair taleplerin reddine karar verilmiş, birinci birleşen dava dosyasının davalılarından TEDAŞ hakkında bir değerlendirme yapılmamıştır.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı TEİAŞ vekili ve davalı DEDAŞ vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı TEİAŞ vekili istinaf dilekçesinde özetle davanın müvekkili TEİAŞ yönünden reddedilmesi nedeniyle harçlardan sadece davalı ...nin sorumlu olması gerekirken müşterek ve müteselsil sorumluluk yoluna gidilmesinin hukuka aykırı olduğunu, öte yandan ilam harcını daha sonra zamlı olarak vergi dairesine ödeme ihtimali nedeniyle karardan sonra ödemek zorunda kalınan harçların iadesine karar verilmesini talep ettiklerini, aynı sebeple hükmün 7 ve 10 no'lu bendinde davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderinden de müşterek ve müteselsil sorumluluğa gidilmesinin hukuka uygun olmadığını, hükmün 8 ve 11 no'lu bendinde davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmekle birlikte, vekalet ücretinin eşit oranda mı yoksa başka bir oranda mı olup olmadığının anlaşılamadığını belirterek Mahkeme kararının bu hususlarda düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı DEDAŞ vekili istinaf dilekçesinde özetle, asıl ve birleşen dava yönünden ayrı hüküm kurulması gerekirken ortak hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, davalılar lehine ve aleyhine hükmedilen vekalet ücretinin ne şekilde paylaşılacağının belli olmadığını, hükmün infazda tereddüte yol açtığını, Mahkeme kararının gerekçesiz olmasının adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu, müvekkili ile TEDAŞ arasında imzalanan İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi gereğince müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, TEDAŞ'a davanın ihbarı taleplerinin dinlenmediğini, tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, işgüvenliği önlemlerinin alındığını, eğitim verildiğini, hesaplama yapılmadan önce emsal ücret araştırması yapılması gerektiğini, davacının kaza tarihinden sonra işe devam edip etmediğinin araştırılmadığını, kusur bilirkişi raporunun hukuka aykırı olduğunu, ek davada talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu, karar gerekçesinde ek dava davalısı TEDAŞ'dan hiç bahsedilmediğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının kabulüne İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl ve birleşen davalar yönünden ayrım yapılmaksızın hüküm kurulmak suretiyle davalı TEİAŞ yönünden davanın reddine, ikinci birleşen davanın zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığından bahisle 185.000,00 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatın davalı DEDAŞ’dan tahsiline, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiş, birinci birleşen dava dosyasının davalısı TEDAŞ hakkında ayrı bir hüküm kurulmamış, TEDAŞ karar başlığında taraf olarak da gösterilmemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı DEDAŞ vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, somut uyuşmazlıkta davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olması nedeniyle dava açılmakla talep edilen alacağın tamamı bakımından zamanaşımının kesildiğini, davalı vekilinin talep artırımına karşı ileri sürdüğü zamanaşımı define değer verilip dava tarihi ile talep artırım tarihi arasında bir kısım alacakların zamanaşımına uğradığı şeklindeki kabulün yerinde olmadığını, müvekkilin, Anayasa'nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

Davalı DEDAŞ vekili temyiz dilekçesinde özetle, asıl ve birleşen davalar yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerektiğini, işletme hakkı devir sözleşmesinin 7.1,7.2,7.3,7.4,7.5,7.6 ve 18.3 maddelerinde çeşitli nedenlerle açılmış dava ve icra takiplerinin hangilerinin TEDAŞ hangilerinin Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından yürütüleceğine ve dönemsel olarak sorumluluğun kime ait olacağına ilişkin hükümlerin düzenlendiğini, İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin 7.4 “dağıtım faaliyetinin TEDAŞ tarafından yürütüldüğü dönemde bu faaliyetin yürütülmesi amacıyla gerçekleştirilen her türlü iş ve işlemlerin bütün sorumluluğu TEDAŞ'a aittir. Bu dönemde yürütülmüş bulunan bu faaliyetler nedeniyle üçüncü kişiler tarafından ileri sürülecek talebin muhatabı TEDAŞ'tır. Bu taleplere konu olan icra takibi ve davalar TEDAŞ tarafından yürütülür ve sonuçlandırılır. Bu takip ve davalardan doğacak her türlü mali yükümlülük TEDAŞ tarafından ödenir” hükmünün düzenlendiğini, kaza tarihi dikkate alındığında sorumluluğun TEDAŞ'ta olduğunun belirgin olduğunu, kaldı ki kaza tarihi olan 08.05.2005 tarihinde müvekkili şirketin taraf sıfatı olmadığından herhangi bir hukuki sorumluluğu da bulunmadığını, davacı vekilinin dava dilekçesinde de davacının TEDAŞ Siverek İşletme Başmühendisliğinde çalıştığını beyan ettiğini, bu nedenle huzurdaki davanın müvekkili şirket açısından husumet yönünden reddi gerektiğini, davaya konu tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkilinin manevi tazminat talebini içeren birinci birleşen dava dosyasının tarafı olmadığını, manevi tazminat talebi içeren ikinci birleşen dava dosyasının ise zamanaşımı nedeniyle reddedildiğini, müvekkili aleyhine manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili şirketin kazanın meydana gelmesinde herhangi bir kusuru olmadığını, kazazedenin ağır ve asli kusurlu olduğunu, davacıya tüm iş güvenliği malzemelerinin noksansız teslim edilmiş olmasına ve tüm eğitimler verilmiş olmasına rağmen, davacının eğitimini aldığı şekilde gerilim kontrolü, kısa devre ve topraklama işlemlerini yapması gerekirken yapmadığını, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerine aykırı davranmış ve dolayısıyla dava konusu iş kazasına kendi kusurlu davranışlarıyla sebep olduğunu, davacı ağır kusurlu olduğundan illiyet bağının kesildiğini, bilirkişi tarafından tanzim edilen raporda hukuki değerlendirme yapılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, hesaplama yapılmadan önce emsal ücret araştırması yapılmamasının, tarafların emsal ücrete ilişkin beyanlarının alınmamasının ve davacının çalışma hayatına devam edip, etmediğinin araştırılmamasının hukuka aykırı olduğunu, tazminat miktarının hesaplanması açısından hayati önem arz eden diğer bir hususun da davacının kaza tarihinden sonra iş akdinin sona erip ermediğinin araştırılması olduğunu, eğer olay sonrasında davacının iş akdi sona ermiş ise olay tarihinden itibaren yıl yıl tüm Toplu İş Sözleşmelerinin dosyaya getirilmesi ve buradaki ücretler esas alınarak hesap yapılması gerektiğini, iş akdi devam etmiş ise olay tarihinden sonra yapılan ödemelerin hesaplamadan tenzili gerektiğini, ancak Mahkeme tarafından davacının kaza tarihinden sonra işe devam edip etmediği konusunda herhangi bir araştırma yapılmaksızın hesaplama yapıldığını, tüm toplu iş sözleşmeleri getirilmeden asgari ücretin katı üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğunu, manevi tazminat talebinin zamanaşımına uğradığını, aksi takdirde hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri.

Dosya kapsamından, Bölge Adliye Mahkemesince asıl ve birleşen dava dosyaları yönünden ayrım yapılmaksızın tek hüküm kurulduğu, davacı tarafından açılan sürekli iş göremezlik oranının tespiti davasında davacının sürekli iş göremezlik oranının %28,20 olduğunun tespitine karar verildiği ve UYAP kayıtlarına göre kararın taraflarınca temyiz edilmeksizin 09.06.2017 tarihinde kesinleştiği, kaza tarihinin 08.05.2005 olduğu, davacının kaza tarihi itibariyle birinci birleşen dava dosyasının davalısı TEDAŞ’ın işçisi olduğu, kaza tarihinden sonra DEDAŞ'ın kurularak tüzel kişilik kazandığı, o dönemde DEDAŞ'ın %100 hissesinin davalı TEDAŞ'a ait olduğu, daha sonra TEDAŞ ile DEDAŞ arasında 24.07.2006 tarihinde işletme hakkı devir sözleşmesi imzalandığı, daha önce davalı TEDAŞ tarafından Diyarbakır, Şanlıurfa, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak illerinde yürütülmekte olan faaliyetin bu devir sözleşmesinden sonra DEDAŞ tarafından yürütülmeye başlandığı, Bölge Adliye Mahkemesinin temyiz incelemesine konu kararının gerekçesinde davacı tarafından TEDAŞ şirketi aleyhine manevi tazminat istemli dava açıldığı ve bu dosya ile birleştirildiği, Mahkemece TEDAŞ hakkında ayrıca hüküm kurulmaması hatalı ise de; Mahkemece davanın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine ilişkin hüküm kurulmakla birleştirilen dosya davalısı TEDAŞ yönünden de davanın reddi kararı verildiği sonucuna varıldığı, kaza tarihi, dava tarihi, uzun yargılama süreci de dikkate alınarak, bu nedenle bu hususun Mahkeme kararını kaldırıp gönderme nedeni yapılmadığı gerekçe olarak gösterilmek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da birinci birleşen dava dosyasının davalısı TEDAŞ hakkında ayrı bir hüküm kurulmadığı, TEDAŞ'ın karar başlığında taraf olarak da gösterilmediği, hükme esas alınan bilirkişi hesap raporunda kaza tarihini kapsayan toplu iş sözleşmesine göre o tarihteki ücret belirlenip, dönem asgari ücretine oranlanarak asgari ücretin 4,032 katı düzeyindeki ücret üzerinden hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166 ncı maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilerek bakılabilmesi mümkün olup, davaların birleştirilmesi sadece birleştirilen davaların yargılama safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurur. Başka bir anlatımla, birleştirmeye konu davalar bağımsız kimliklerini korurlar.

Öte yandan İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.

Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.

Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.

Hukuka aykırı bir ... işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için ... tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.

Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran ... veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.

Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran ... veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).

Nitekim HGK'nın 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir."

Ayrıca birinci birleşen dava dosyasının davalısı TEDAŞ'a ait olan bir kısım illerdeki işletmelerin DEDAŞ'a devredildiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun “Malvarlığının veya işletmenin devralınması” başlıklı 179 uncu maddesi; “Bir mameleki veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte devralan kimse, bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği tarihten itibaren onlara karşı mamelekin veya işletmenin borçlarından mesul olur; şu kadar ki, iki yıl müddetle evvelki borçlu dahi yenisiyle birlikte müteselsilen mesul kalır; bu müddet muaccel borçlar için ihbar veya ilan tarihinden ve daha sonra muaccel olacak borçlar için de muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar.
Borçların bu suretle naklinin hükümleri, tek bir borcun nakli akdinden doğan hükümlerin aynıdır.” düzenlemesini içermektedir.

Yine 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6 ıncı maddesinde işyeri veya işyerinin bir bölümünün hukukî bir işleme dayalı olarak başka birine devredilmesi halinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut olan iş sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçeceği, devralan işverenin, işçinin hizmet süresinin esas alındığı haklarda, işçinin devreden işveren yanında işe başladığı tarihe göre işlem yapmakla yükümlü olduğu, yukarıdaki hükümlere göre devir halinde, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları, ancak bu yükümlülüklerden devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlı olduğu düzenlenmiştir.

Somut olayda, Bölge Adliye Mahkemesince asıl ve birleşen dava dosyalarının karar başlığında ayrı ayrı gösterilip bunlar hakkında hüküm fıkrasında ayrı başlıklar altında ayrı ayrı hükümler kurulması gerektiği dikkate alınmadan sonuca gidilmesi isabetsiz olduğu gibi, zamanaşımının başlangıç tarihinin davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının kesinleştiği tarih olan 09.06.2017 tarihi olduğu, zamanaşımının söz konusu olmadığı dikkate alındığında ikinci birleşen davanın zamanaşımına uğradığından hareketle karar verilmesi de yerinde görülmemiştir. Bunlar yanında davacı sigortalının kaza tarihinde birinci birleşen dava dosyasının davalısı TEDAŞ'ın çalışanı olduğu göz önünde bulundurulduğunda davalılar TEDAŞ ile DEDAŞ arasında müteselsil sorumluluk ilişkisi bulunup bulunmadığı yönünde araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması da hatalıdır. Ayrıca bilinen dönem içerisindeki tüm toplu iş sözleşmeleri celp edildikten sonra bilinen dönem sonuna kadar ay ay ücretler belirlenip hesaplama yapılması gerekirken kaza tarihindeki toplu iş sözleşmesine göre belirlenen ücretin asgari ücrete oranı üzerinden maddi zarar hesaplanması doğru olmamıştır.

Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş, davacı sigortalının kaza tarihinde birinci birleşen dava dosyasının davalısı TEDAŞ'ın çalışanı olduğunu, davalı TEDAŞ'ın 24.07.2006 tarihinde %100 hissesine sahip olduğu diğer davalı DEDAŞ ile işletme hakkı devir sözleşmesi imzaladığını göz önünde bulundurmak, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda TEDAŞ ile DEDAŞ'ın hüküm altına alınacak tazminatlardan sorumlulukları bulunup bulunmadığını nedenleriyle birlikte tereddüte yer bırakmayacak şekilde kesin olarak belirlemek, hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda kaza tarihinde işveren olmadığı halde davalı DEDAŞ'a işveren sıfatıyla kusur izafe edildiğini dikkate almak suretiyle yeni bir kusur raporu almak, kaza tarihindeki hukuki durum itibariyle kusurun oran ve aidiyetini belirlemek, kazadan 31.12.2019 tarihine kadar yürürlükte bulunan tüm toplu iş sözleşmelerini celp ettikten sonra yeni bir hesap raporu almak, alınacak bu yeni hesap raporunda hükme esas hesap raporundaki bilinen (iskontosuz) bilinmeyen (iskontolu) dönem tarihlerinin değiştirilmeden kullanılması gerektiğini, davacı sigortalının ücretinin temin edilecek toplu iş sözleşmelerine göre bilinen dönem için ay ay tespit edilerek maddi zararın hesaplanması gerekitğini, ikinci birleşen dava dosyası (Ankara 15.İş Mahkemesi 2019/287 Esas, 2019/510 Karar) yönünden zamanaşımının söz konusu olmadığını dikkate alıp çıkacak sonuca göre asıl ve birleşen dava dosyaları hakkında ayrı ayrı hükümler kurulması gerektiğini de gözetip bir karar vermekten ibarettir.

Açıklanan sebeplerle,

1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

2.Temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine,

4.Davacı avukat yararına takdir edilen 17.100.00 TL duruşma avukatlık parasının davalılardan Dicle Elek. Dağ. A.Ş.' ye yükletilmesine, davalı ... Elek. Dağ. A.Ş. avukatı yararına takdir edilen 17.100.00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

16.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.