Esastan ret

Taraflar arasındaki marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ile maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin uzun yıllardır İstanbul'da şube sayısı dokuzu bulan "... LOKANTASI" olarak bilinen restoranlar zincirini işletmekte olduğunu, müvekkil ... adına 2013/35530 numaralı "... ... Lokantası" ve 2012/11000 numaralı "..." markalarının olduğunu, müvekkili ... adına 2013/35552 numaralı " ... ... Lokantası" nın tescilli olduğunu, davalı tarafım müvekkilinin iş yerinde işçi olarak çalışırken işten ayrılarak "... Esnaf Lokantası" ibaresi ile lokanta açmış olduğunu ve müvekkilleriyle aynı alanda hizmet sunduğunu, davalının, müvekkillerinin tescilli "..." ve "... LOKANTASI" ibaresini öne çıkararak kullanmasının iltibasa yol açtığını, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek öncelikle davalıya ait iş yerinde delil tespiti yapılmasını, tecavüzün durdurulması için ihtiyati tedbire karar verilmesini 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 115 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca belirsiz alacak davası olarak şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı tarafından kullanılan 2016/94456 no.lu "... Esnaf Lokantası" markasının Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRK PATENT) nezdinde 43. sınıfta adlarına tescilli olduğunu aynı şekilde 2016/15636 no.lu "İSTANBUL ... ESNAF LOKANTASI" markasının da adlarına tescilli olduğunu, "... ESNAF LOKANTASI" ibaresinin ticari/işletme unvanı olarak da davalı adına tescilli olduğunu, tescilli bir marka veya unvanın kullanılmasının engellenemeyeceğini, korunan hakkın davalı müvekkiline ait olduğunu, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişkinin tamamiyle güvene ve söze bağlı olup resmi bir kayıt bulunmadığını, Beşiktaş'taki 2, Mecidiyeköy'deki 1 dükkânın davalı müvekkili tarafından işletilip kazancın davacılar ve davalı müvekkili arasında 1/3 hisseyle elden taksim edildiğini, bu durumu tüm çalışanlar, tedarikçiler ve mal sahiplerinin bildiğini, taraflar arasındaki adi ortaklığın 2016 yılında sonlandığmı, davalının 2016 yılından bu yana Mecidiyeköy'de kendinde kalan lokantayı işletmekte olup, 2017 yılında Mecidiyeköy meydana 2. şubesini açtığını, davalının bu şubelerdeki marka kullanımının "... ESNAF LOKANTASI" şeklinde olup, davacıların daha ilk andan itibaren kullanılan markadan ve marka tescilinden haberdar olduklarını, SGK, kira sözleşmeleri ve işyeri açılışları incelendiğinde hangi tarafın doğruyu beyan ettiğinin aşikâr olduğunu, resmi kayıtlarda davalının 31.03.2016 tarihinde kadar davacının yanında çalışıyor gözüktüğünü, Mecidiyeköy'deki dükkanın açılış tarihinin 04.02.2015 olduğunu, haliyle davalı müvekkilinin daha resmi olarak davacı yanında çalışıyorken 1 yıl önce Mecidiyeköy'deki lokantanın açıldığını ve çalışmaya başladığını, davacıların bu durumdan haberdar olmamalarının mümkün olmadığını, kaldı ki Mecidiyeköy'deki lokantanın 18.12.2014 tarihli kira sözleşmesinin kefilinin davacı ... olduğunu, davacıların yaşanan ticari süreç içerisindeki tutumları dikkate alındığında basiretli bir tacir gibi davranmadıkları, sessiz kalma ve zımni / açık rızayla olsa dahi hukuksal haklarını kaybettiklerini, davacıların var olduğunu iddia ettikleri sözde hakların zamanaşımına uğradığını, tek başına ... ibaresinin zayıf marka olduğunu zira "..." kelimesinde yer adı olması ve ... Bölgesinin yemeklerinin ünlü olması nedeniyle gıda ve restoran sektöründe sık kullanılan, tercih edilen bir kelime olduğunu, Türk Patent ve Marka Kurumu'nun zayıf marka niteliğinde olan "..." ibareli birçok markaya aynı anda tescil verdiğini, taraf markaları arasında en ufak bir görsel, işitsel, anlam ve çağrışım benzerliği bulunmadığını, davacıların kötü niyet iddialarının afaki olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile marka tescil belgeleri, markaların davalı yanca kullanımına ilişkin yerinde tespit yapan 11.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda; davalı kullanımının 6769 sayılı Kanun uyarınca marka hakkına tecavüz ve bu suretle haksız rekabet oluşturmadığı, 11.09.2019 tarihli bilirkişi heyeti raporunun denetim ve hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin gerekçesinde davacıların markasının zayıf olduğunu belirttiğini, oysa müvekkilinin markalarının zayıf olmadığını, kaldı ki davalı markasındaki eklentilerin de ayırt edici özelliğinin bulunmadığını, mahkemenin delil değerlendirmesinde objektif davranmadığını, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/77 E. 2020/177K. sayılı ilamından bahsedilmediğini, ''...'' kelimesinin zayıf bir marka olmadığını, anlamını "Ormanlık ve sarp dağlar" olduğunu ayrıca müvekkillerinin soyadı olduğunu, dolayısıyla ... markasının 43. sınıfta yer alan yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri için 6769 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi uyarınca ayırt edici niteliğe sahip olduğunu, yukarıda numarası belirtilen kararda Avcılar ... Lokantası ibaresindeki ayırt edici unsurun ... olduğunun ve iltibasa yol açacağına karar verildiğini, ayrıca iltibas açısından bütünsel bir değerlendirme yapıldığında markaların benzer olduğunu dolayısıyla karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkillerinin ... markası ile davalının ... esnaf lokantası markasındaki esas unsurun ... ibaresi olduğunu, dolayısıyla iltibas tehlikesinin bulunduğunu, müvekkilinin markalarında 2012/11000 numaralı ... markasının kelime markası olup asli ve tek unsurunun ... ibaresi olduğunu, yine ... ... lokantası ve ... ... Lokantaların da kelime markası olup, asli unsurun ... ibaresi olduğunu, davalının ... esnaf lokantası markasında da ... ibaresinin öne çıkarılarak kullanıldığını, esnaf ibaresinin ayırt edici vasfının bulunmadığı, mahkemelerin bilirkişi raporuyla bağlı olmadığı gibi yetersiz bilirkişi raporlarıyla da karar veremeyeceklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı taraf ... kelimesinin ormanlık ve sarp dağlar anlamına geldiğini, 43. sınıfta ''...'' markasının ayırt edici niteliğe sahip olduğunu, davalının markasında ... ibaresi olup bu durumun davacıların markaları ile iltibas oluşturacağını ileri sürmüş ise de, ortalama tüketici kitlesinin ... ibareli markaları gördüğünde kültürü yemekleri ve tarihi yerleri ile meşhur olan coğrafi yeri temsil eden ... aklına geleceği, TÜRK PATENT nezdinde 43. sınıfta tescilli ''...'' ibareli birçok marka bulunduğu, her iki taraf markasında yer alan ''...'' ibaresi coğrafi bir yer adı olup kimsenin tekeline bırakılamayacağı, söz konusu ... ibareli markanın kullanıldığı yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri bakımından zayıf bir ibare olduğundan davacı tarafın bu ibareye ekler getirilerek kullanılmasına tahammül etmek durumunda olduğu, ayrıca dosya içeriğinden davalının "... Esnaf Lokantası+şekil" markasının kullanımının tescil kapsamında kaldığı ve bu kullanımların davacı markalarına tecavüz teşkil etmediği, Mahkemece alınan bilirkişi raporları ayrıntılı incelemeyi içerdiği gibi istinaf denetimine de elverişli nitelikte bulunduğundan söz konusu raporların hükme esas alınmasında bir isabetsizliğin bulunmadığı, öte yandan davacı tarafın İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/77E. sayılı dosyasında verilen kararın lehlerine olup, o kararda iltibasın varlığının kabul edildiğini ileri sürülmüş ise de yukarıda yapılan açıklamalar gözetildiğinde somut olay bakımından iltibasın gerçekleşmediği kanaatine varıldığından bu konudaki istinaf talebinin de yerinde görülmediği gerekçesiyle davacılar vekilinini istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti ve maddi manevi tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 115 inci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

16.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.