Esastan red

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıdan cari hesaba istinaden toplamda 135.000,00 TL ticari alacağı bulunduğunu, davalının borcunu ödememesi sebebiyle hakkında önce icra takibi başladıldığını takibe davalı borçlu tarafından itiraz edilerek takibin durduğunu ileri sürerek haksız olarak yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini, takip tarihinden itibaren asıl alacağa reeskont-avans faizinin işletilmesine, borçlunun %20'den aşağı olmayacak şekilde icra inkar tazminatına kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ... Ltd. Şti. ile ticaret yaptığını, aralarında sorunlar çıkınca ... ile ticaret yapmaya başladığını, davalıya bayi olacağı ve araç verileceğinin... ve... tarafından söylenildiğini, aracın 2017 yılı Nisan ayı başında verildiğini, bir ay sonra geri alındığını, bunun da bayi olacağı söylenilen davalının satışlarını etkilediğini, davacı şirketçe davalıdan kefili... olan 50.000,00 TL'lik teminat senedi alınarak...'ün taşınmazı üzerine ipotek konulduğunu, senede istinaden protokol hazırlandığını, davacıyı temsilen...'un yanında kaşe olmadığından bahisle protokolü imzalamadığını, imzalayıp göndereceğini söyleyerek aslını aldığını, davacı şirketçe davalıya 15.12.2016 tarihli 59.008,50 TL miktarlı faturanın kesildiğini, davalının bu faturayı defterlerine işlediğini, bu fatura içeriğinde 38.750 adet karma meyve suyu şeklinde belirtilen malların davalıya teslim edilmediğini, bu fatura nedeniyle davacıya bir borcun bulunmadığını, gönderilen malların ayıplı olduğunu, davacının bu malları geri alacağını söylediğini, kendileri tarafından iade faturalarının düzenlendiğini, bir kısmına davacının itiraz etmediğini, bir kısmını ise kabul etmediklerini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında süregelen ticari ilişki bulunması, takip konusu faturaların davalıya usulünce teslim ve faturaların tanzim edilmesi, fatura konusu mallara yönelik ilgili faturaların davalı taraf ticari defter ve kayıtlarına işlenmiş olması sebebiyle uyuşmazlık konusu teşkil etmeyen mal tesliminden sonra davalı tarafın malların teslimi ve en son fatura tanzim tarihi olan 05.08.2017 ile dava konusu takip tarihi olan 20.09.2017 tarihinden çok sonra 12.10.2017 tarihinde ilk ihtarnamesini davacı tarafa göndermesi ve 26.12.2017 tarihinde delil tespitine başvurması, yerleşik Yargıtay uygulaması doğrultusunda karşı tarafın (davacı) yokluğunda yapılarak itiraza uğrayan delil tespitinin hükme esas alınamayacağı, tarafların her ikisinin de tacir sıfatı bulunduğundan ticari mallardaki ayıp iddiasının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesince belirlenen süre ve usulde ileri sürülmesinin zorunlu olduğu, davalının muayene ve ihbar yükümlülüğüne aykırı olarak süresinde ve usulüne uygun şekilde ayıp ihbarında bulunmaması, yerleşik Yargıtay uygulaması gereğince ayıp iddiasının yazılı delille ispatı mümkün olup davacı muvafakati bulunmadığından tanıkla ispat edilemeyeceği, davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 222 nci maddesi koşullarını taşıdığından davacı taraf lehine delil vasfını taşıdığı, davalı tarafın dava konusu icra takibine dayanak teşkil etmeyen kıymetli evraka ilişkin beyanlarının dava dosyasıyla ilgisinin bulunmaması ve tahsilde mükerrerlik ihtimalinin infaz aşamasının konusunu teşkil etmesine göre davalı tarafın aksi yöndeki tüm savunmalarının dayanaksız olduğu gerekçeleriyle davanın kabulü ile Balıkesir 4. İcra Müdürlüğü'nün 2017/5418 E. sayılı takip dosyasında davalı borçlu tarafça vaki itirazın iptali ile takibin 135.000,00 TL asıl alacak üzerinden devamına, takip tarihi itibariyle takip konusu asıl alacak miktarı da gözetildiğinde borç miktarının davalı yönünden likit mahiyette olduğu değerlendirilmekle icra inkar tazminatının koşulları oluştuğu anlaşıldığından icra inkar tazminat talebinin de kabulüne, asıl alacağın %20'si olan 27.000,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin eldeki davanın itirazın iptali davası olduğu ve Mahkeme hükmü çerçevesinde itirazın kaldırılarak takibin devamına karar verildiği anlaşılmakla 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 257 nci maddesi ve devamı uyarınca koşulları bulunmadığından bu aşama itibariyle reddine şeklinde karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; eksik inceleme bulunduğunu, delillerin toplanmadığını, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini, delillerin takdirinde hataya düşüldüğünü, Mahkemece ispat olunmadığı halde 59.008,50 TL'lik malın teslim edildiğinin kabulü ile kurulan hükmün yasaya ve usule aykırı olduğunu, mal teslimi konusunda fatura ve irsaliyelerin incelenmesi konusundaki bilirkişi inceleme talebinin Mahkemece reddedildiğini, yine davacıya ait 2 adet faturanın davalı defterlerinde kaydının bulunmadığını, bu faturalar açısından da mal tesliminin davacı tarafça ispat edilmesi gerektiğini, Yerel Mahkemenin ayıplı mal iddiası ve bunun ihbarı konusunda tanık dinlememesinin hem ayıp ihbarının şekli konusunda yasal düzenleme olmaması hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesindeki satıcının ağır kusuru halinde ihbar sürelerinin dikkate alınmayacağı düzenlemesi nedeni ile usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının teslim ettiği malların ayıplı olduğunu zaten bildiğini, davalı ile aralarında oluşan güven ve inançtan faydalanarak geri alacağı beyanı ile davalıya fatura ile satış gösterip malları teslim ettiğini, davacının daha sonrada malların ayıplı olduğunu bilmediği ve ayıp ihbarının süresinde olmadığını savunduğunu, aynı şekilde teminat senedinde de benzer davranışta bulunduğunu, davacı tarafın iyi niyetli olmadığının ayrıca ispata gerek bulunmadığını, Yerel Mahkemece hükmedilen icra tazminatının usul ve yasaya aykırı olduğunu, ihtilaflı kısımlar nedeniyle talebin yargılamayı gerektirdiğini, Mahkemece İstanbul Anadolu 24. İcra Dairesinin 2017/28533 E. numaralı dosyasının ve bu dosyaya açılan menfi tespit davasının delil olarak dikkate alınmaması ve karara esas alınmamasının yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın aldığı teminat senedi nedeni ile de 3 üncü kişi...'ün senette kefil olduğunu ve bu kişinin taşınmazına ipotek konulduğunu, bu hususta düzenlenen protokolde davacının çalışanı olup bölge müdürü olarak hareket eden...'un protokolü imzalamadığını, daha sonra da bu senedin İstanbul Anadolu 24. İcra Dairesinin 2017/28533 E. numaralı dosyasından takibe konulduğunu, bu dosyaya açılan menfi tespit davasının bu senede ilişkin düzenlenen faturalara konu malların teslim edilmediği yönündeki iddialarının da kanıtı olduğunu, 59.008,50 TL'lik gerçek bir satış ve mal teslimi olmadığını, davacının bu nedenle 135.000,00 TL'den takibe giriştiğini, bu takibe itiraz edilince davacının ceza gibi senedi de icraya koyduğunu, bilirkişi raporlarına karşı yaptıkları itirazın karşılanmadığına karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının 50.000,00 TL bedelli olduğunu iddia ettiği teminat senedine karşılık olarak davacı tarafından düzenlenen 59.008,50 TL bedelli faturanın davalı defterinde kayıtlı olduğu, bu fatura karşılığı mal teslimi yapılmadığına yönelik ve 50.000,00 TL lik senet karşılığı düzenlendiği iddiasının davalı tarafça yazılı ve kesin delillerle ispatlanamadığı, bilirkişi raporuna göre 21.01.2017 tarihli 19.142,69 TL bedelli ve 25.03.2017 tarihli 5.040,25 TL bedelli faturaların davalı defterinde kayıtlı olmadığı, bu faturalara ilişkin malın tesliminin davacı tarafından ispatlanması gerektiği, bu haliyle iki adet faturanın davalıya satışı yapılan mal olarak kabul edilmemesi durumunda davacı şirketin davalıdan icra takip tarihi itibariyle talep edebileceği alacağın 157.250,71 TL olarak hesaplandığı, icra takibine konu edilen alacak miktarının 135,000,00 TL olduğu, davalı tarafın icra takibinden sonra düzenlediği ve dava dilekçesinde bildirdiği bir kısım iade faturalarının davacı tarafça kabul edilmediği, davalının ayıp iddiasının süresinde ve usulüne uygun olarak yapıldığının ispatlanamadığından Mahkemece itirazın haksız olduğunun kabulü ile takibe konu asıl alacak üzerinden takibin devamına karar verilmesi ve alacağın faturaya dayalı olması, likit ve bilinebilir olması nedeniyle davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

16.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.