Kısmen kabul
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili özetle; iş kazası nedeniyle müvekkili kazalı ...'ın sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davalının kusurlu olduğundan bahisle davacı kazalı için 329.647,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi, davacı eş ... için 40.000,00 TL manevi, davacı çocuklar ... ve ... için 20.000,00'er TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili özetle, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle davacı kazalının sürekli iş göremezlik oranının %32,20 olduğu, kazanın meydana gelişinde davacı kazalının %30, davalının %70 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle davacı kazalı lehine 185.344,48 TL maddi, 80.000,00 TL manevi, davacı eş lehine 40.000,00 TL manevi, davacı çocuklar lehine 15.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle maddi tazminatın reddine ve hükmolunan vekalet ücretine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğunu, tanık beyanı ve ücret araştırması ile davacının aylık 1.500,00 TL net ücret aldığını, hesaplanmanın buna göre yapılması gerektiğini, bu nedenle maddi tazminatın düşük belirlenmesi nedeniyle davacının haksız olarak ödemek zorunda kalacağı 14.294,20 TL vekalet ücretinden kurtulması gerektiğini, maddi tazminatın kabulüne karar verilmesi ve hükmolunan vekalet ücretinin kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde davalının kusurunun bulunmadığını, hükmolunan maddi tazminatın ve faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, davacının eş ve çocukları yönünden manevi tazminata karar verilemeyeceğini, davacıya kaza neticesinde ödenen miktarın düşülmediğini, manevi tazminat üzerinden vekalet ücretinin yanlış hesaplandığını, kaza ölümlü olmamasına rağmen davacı işçinin eş ve çocukları lehine yansıma suretiyle manevi tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davacı kazalının sürekli iş göremezlik oranının %32,20 olduğu, kazanın meydana gelişinde davacı kazalının %30, davalının %70 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle davacı kazalı lehine 185.344,48 TL maddi, 40.000,00 TL manevi, davacı eş lehine 20.000,00 TL manevi, davacı çocuklar lehine 7.500,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu, ücret belirlemesinin hatalı yapıldığını, maddi tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, gerek tanık beyanları gerekse de ücret araştırmalarının davacının kaza tarihinde aylık 1.500 TL/net ücret aldığı iddiasını doğruladığını, bu hali ile 12.03.2018 tarihli hesap raporunun hükme esas alınmaya uygun olduğunu, red vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının d bendi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13,16,20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri.
Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.
Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, (o davada davacı sıfatının kime ait olacağı) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.
Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir (Baki Kuru-... ...-Ejder ..., Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231). Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya, hakiki şahıs; ya da, hükmi şahıs olmak gerekir. Zira, taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder (Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s.288).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.06.2007 tarih, 2007/10-358 Esas, 2007/337 Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere; ticari şirketin tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmesi (terkini) ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile şirketin tüzel kişiliğinin sona erdiğinin kabulü olanaksızdır. Bu durumda, tüzel kişiliğin yeniden ihyasına gidilerek taraf teşkili sağlanmak suretiyle yargılamanın devamının sağlanması gerekir.
Dosya kapsamından, Dairemizin 28.06.2022 tarih ve 2021/4348 Esas, 2022/9954 Karar sayılı kararı ile dosyanın mahalline geri çevrilmesinden sonra davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarının dosya kapsamına alındığı, Ticaret Sicil Müdürlüğünün 06.10.2022 tarihli cevabi yazısından davalı şirketin 22.05.2017 tarihinde (İlk Derece Mahkemesi kararından önce) Ticaret Sicilinden terkin edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesince davalı şirketin ticaret sicil kaydının terkin edilmesi nedeniyle tüzel kişiliğinin ve dolayısıyla davada taraf olma ehliyetinin sona erdiği gözetilmeksizin yazılı şekilde sonuca gidilmiş olması hatalı olmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş davacı tarafa davalı şirketi ihya etmesi için dava açmak üzere önel vernek, ihya davası açıldığı takdirde bu davanın sonucunu beklemek, tüzel kişiliğin yeniden ihyası halinde taraf teşkili sağlanarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Açıklanan sebeplerle,
1.Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2.Davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
4.Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.