Esastan ret
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 2015 yılında bayilik sözleşmesi yapıldığını, davalı tarafından tedarik edilen kapıların davacı tarafından satılacağını, ancak Şanlıurfa ilinde başka firmalar tarafından davalı ürünlerinin satıldığını, sözleşmeye aykırı şekilde kendisine mal verilmediğini, davalının sözleşmeye aykırı hareket etmesi nedeniyle müvekkilinin sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini, sözleşmenin davalıdan kaynaklanan kusurlu davranışlar nedeniyle fesih edilmesinden doğan ve şimdilik 5.000,00 TL, sözleşmeye aykırı davranarak davalı yanın yükümlülüklerini yerine getirmemesinden ötürü müvekkil şirketin sözleşmenin iptalinden kaynaklanan yıllık cirosuda göz önüne alınarak mahrum kaldığı kardan şimdilik 5.000,00 TL, karşılıklı anlaşmaya riayet edilmeksizin bir başka firma ile sözleşme yapılması ve malzeme satılmasından ötürü, ayrıca davacıya gönderilen malzemelerin eksik, kırık ve geç teslim edilmesinden doğan zarar olarak şimdilik 5.000,00 TL olmak üzere toplam 15.000,00 TL'nin 29.02.2016 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki bayilik ilişkisini ve sözleşmesini kabul etmediklerini, taraflar arasındaki ilişkinin münferit ticari satıma ilişkin olduğunu, sözleşmede şirket yetkilisinin imzasının bulunmadığını, davacı tarafından sunulan sözleşmenin 2013 yılında sona erdiğini belirterek davanın reddini istemiştir.
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ... Çelik Kapı Sanayi ve Ticaret A.Ş. Bayilik Sözleşmesi başlığını taşıyan sözleşmenin hangi tarihte yapıldığına ilişkin sözleşmede bir kaydın olmadığı, sözleşmenin " Bayilik Bölgesi " başlıklı 4. maddesinde il ve ilçe kısmının doldurulmadığı ve böylece bayilik bölgesinin belirlenmediği, sözleşmenin 12. madddesinin e fıkrasında, sözleşmenin 2013 yılında sona ereceğinin yazılı olduğu, davacının dayanmış olduğu sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesinin tüm unsurlarını taşıyan bir sözleşme olduğunun söylenemeyeceği, davacının 2015 yılındaki ticari ilişkilere dayandığı, sözleşmenin 2013 yılında sona erdiğinin sözleşmede yazdığı, davacı tarafça dayanılan sözleşmede, davacının tek yetkili olarak faaliyet göstereceği bölge belirlenmediğine göre, davacı tarafın mahrum kaldığı kazanç kaybı talebinin akdi / yasal dayanağı bulunmadığı, davacının 24.02.2016 tarihli bildirim ile sözleşmeyi fesh ettiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fikrasına göre yoksun kaldığı kazanç kaybını talep edemeyeceği, davacının satın aldığı malların, eksik kırık ve geç gelmesinden kaynaklanan zararını istemiş ise de, 6098 sayılı Kanun'un 223 inci maddesinin birinci fıkrasına göre davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu iddia ve ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2.Mahkemece muhtıraya rağmen süresinde harcın tamamlanmaması nedeniyle 22.03.2019 tarihli ek karar ile davacının istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının, davalıdan 2015-2016 yıllarında toplam 98 adet çelik kapı satın aldığı, yani sözleşmenin 2015 yılında yapıldığının sabit olduğunu, mahkemece sözleşmede, davacının tek yetkili olarak faaliyet göstereceği bölgenin belirlenmediği belirtilmiş ise de, sözleşmenin 3. sayfasının 7 inci madde (b) bendinde "Bayi tüm aktif satış çabasını kendi satış bölgesine yoğunlaştıracağı"nın yazılı olduğu, sözleşmenin 1 inci sayfasında ilgili bayinin ticaret merkezinin Şanlıurfa olduğunun belirtildiği, müvekkil şirketin mail ve telefonla davalı şirkete süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu ve akabinde sözleşmenin feshi için ihtar çekildiğini, dosyaya gelen şirket ticari evrakları ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarından sözleşmeyi imzalayan şahsın davalı şirketin bünyesinde sigortalı olarak çalıştığını belirterek asıl kararın kaldırılmasını istemiştir
2. Davacı vekilince mahkemece çıkarılan muhtıranın müvekkiline usulüne uygun tebliğ edilmediği, buna göre harçların süresinde tamamlandığı gerekçesiyle ek karar istinaf edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekiline posta yolu ile gönderilen istinaf harç ve masraflarının tamamlanması hakkındaki muhtıranın 11.03.2019 tarihinde tebliğ edildiği, oysa 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun Elektronik Tebligat başlıklı 7/a maddesinin birinci fıkrası gereğince; baro levhasına yazılı davacı vekiline tebligatın elektronik yolla yapılmasının zorunlu olduğu, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılabileceği düzenlendiği, posta yolu ile yapılan tebligatın yok hükmünde olduğu, buna göre davacı vekilince istinaf harç ve masraflarının süresinde yatırıldığının kabulü ile ek kararın kaldırılması gerektiği, taraflar arasında 2015 yılı itibariyle geçerli şirket yetkilisi tarafından imzalanmış bir tek satıcılık sözleşmesi bulunduğunun ispat yükünün davacıda olduğu, davacı tarafça 2015 yılı ve sonrasına ilişkin bir sözleşme sunulmadığı, dosyaya davacı tarafından sunulan ancak şirket imzasının şirket yetkilisine ait olmadığı iddiasıyla itiraz edilen sözleşmenin de 2013 yılında sona erdiği, taraflar arasında geçerli bir tek satıcılık sözleşmesi bulunmadığı gerekçesiyle ek kararına karşı istinaf istemlerinin kabulü ile ek kararın kaldırılmasına, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hukuka aykırı kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasında geçerli bir tek satıcılık sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, davacının sözleşme dolayısıyla zararını talep etmekte haklı olup olmadığı hususlarına ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinin üçüncü fikrası ve 223 inci maddesinin birinci fıkrası.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.