Esastan ret
Taraflar arasındaki kullanmama nedeniyle marka iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kullanmama talebine konu edilen emtialar bakımından eylemli olarak ticari faaliyette bulunduğu ya da bu kapsamda ticari faaliyetlerde bulunmayı planlayan bir teşebbüs olduğunu, ancak davalının 2004/05487 sayılı markası nedeniyle müvekkilinin kendi markasını tescil ettiremediğini, halbuki davalının markasını tescil tarihinden bu yana 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasına uygun olarak kullanmadığını, davalının söz konusu markayı kullanmadığı halde müvekkilinin markasını tescil ettirmesine engel olduğunu ileri sürerek 2004/05487 sayılı markanın, kapsamında yer alan 25. sınıftaki “giysiler, ayak giysileri, baş giysileri, çoraplar, aksesuarlar” malları yönünden iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu markanın müvekkili şirketin ana logosu olduğunu, dünya genelinde yüksek tanınmışlık ve bilinirliğe sahip bulunduğunu, ülkemizde markanın yetkili distribütörü eliyle kullanıldığını, müvekkilinin markalarını Türkiye ve dünya çapında tanıttığını, iptali istenen markanın Türkiye'de gözlük, saat ve bunların tamamlayıcı parçaları/aksesuarları ile giysi, ayakkabı, şapka/kasket, çorap, aksesuar gibi pek çok ürün üzerinde kullanıldığını, davacının, kötü niyetli olarak müvekkili markasını taklit ettiğini ve bu nedenle işbu davada hukuki menfaatinin bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu edilen markanın, “giysiler, ayak giysileri, baş giysileri, çoraplar, aksesuarlar” mallarında 6769 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi kapsamında değerlendirilebilecek herhangi bir kullanımının mevcut olmadığı, tanınmış markalar için de kullanım zorunluluğu mevcut olduğundan ve 6769 sayılı Kanun kapsamında herhangi bir istisna tanınmadığından, davalı markasının tanınmış olup olmaması hususunun nihai değerlendirmeye bir etkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davaya konu 2004/05487 tescil no.lu markanın 25. sınıftaki "giysiler, ayak giysileri, baş giysileri, çoraplar, aksesuarlar" yönünden iptaline ve sicilden terkinine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının kötü niyetli olarak müvekkilinin markası ile logosunu birebir taklit ettiğini ve farklı fakat ilintili sınıflarda adına tescil ettirdiğini, bu nedenle davacı aleyhine hükümsüzlük ve tecavüz davaları açtıklarını, bu davaların derdest olduklarını, dolayısıyla davacının işbu davayı açmakta hukuki menfaatinin bulunmadığını, müvekkili markasının Türkiye ve dünya çapında tanınmış olduğunu, müvekkili markasının dava konusu edilen mallar üzerinde Türkiye'de de kullanıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davaya konu markanın, 25. sınıftaki "giysiler, ayak giysileri, baş giysileri, çoraplar, aksesuarlar" malları üzerinde, dava tarihinden geriye doğru beş yıl içinde Türkiye'de ciddi biçimde kullanıldığının ispat edilemediği, yurt dışındaki kullanımın 6769 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi kapsamında bir kullanım sayılamayacağı gibi davalı markasının tanınmış olmasının da markanın kullanılması yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, öte yandan her ne kadar davacının kötü niyetli olduğu savunulmuş ise de bu hususun, kullanmama nedeniyle marka iptali istemli bu davada tartışılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, kullanmama nedeniyle marka iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi,
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.